İslâm tarihinde “hakkında en çok konuşulan kadın kimdir?” sorusuna vereceğimiz cevapta ilk üç isim Hz. Hatîce, Hz. Âişe ve Hz. Fâtıma olurdu kuşkusuz. Bunlara bir dördüncüyü ekleyecek olsak bu, ismi “dördüncü” anlamına gelen Râbia el-Adeviyye olacaktır. Sekizinci yüzyıl Basra’sında yaşayan Râbia sadece sûfîlere değil, tüm Müslümanlara, hatta tüm insanlığa ilhâm vermiş, vermeye devam etmekte.

Nedim Tan’ın Râbia üzerine yeni yayımlanan kitabı onun bu ilhâm vericiliğine, diğer bir deyişle ondan ilhâm alanların neden ilhâm aldığına odaklanıyor. Başlığından anlaşıldığı gibi Tan’ın Râbia okuması daha çok onun neden ve nasıl bir ideal dindar prototipi olarak literatürde yeniden üretildiğini anlama çabası. Çoğunlukla tasavvuf literatürü üzerinden incelediği Râbia anlatılarındaki motifleri çözerek bunların neye tekabül ettiğini ortaya koyuyor yazar. Bunu yaparken tasavvuf tarihini Râbia üzerinden okuduğu gibi, Râbia’yı da tasavvuf tarihi üzerinden okumuş oluyor. Bu ameliye ise tasavvuftaki kavramsal gelişim sürecini kronolojik bir çizgide görmeyi sağlıyor, zira yeni kavramlar oluştukça veya eski kavramlara yeni bağlamlar üretildikçe, Râbia anlatıları başka motifler, farklı derinlikler kazanıyor.

Yazarın giriş ve sonuç hariç yedi bölümde ele aldığı bu tarihsel ve kavramsal seyir, okurun fikrî takibini kolaylaştırdığı gibi, süreçteki kırılma ve süreklilik noktalarını da daha rahat görmesini sağlıyor. Bu seyre göre, Attâr’la beraber tasavvufî muhayyilede vazgeçilmez bir ideal hâline gelen Râbia, aynı zamanda “tahayyüldeki genişliğin yorum çerçevesiyle birleşmesi (sayesinde) … kendini tasavvufla inşâ ettiğini düşünen herkesin” rol-model olarak kendisiyle özdeşleşebileceği bir mâhiyete bürünür.

Tasavvuf ve edebiyat literatürümüzde, Râbia anlatılarındaki “çok katmanlı kolektif tecrübe”yi mükemmel bir kavram arkeolojisiyle ortaya çıkaran eserin, sadece akademisyenlere değil, Râbia’nın temsil ettiği hakikatleri merak eden herkese söyleyecekleri var.