Zor zamanlardan geçiyoruz. Maddi-manevi birçok kayba yol açan ve herkesi üzüntüye sevkeden deprem gerçeği ile bir defa daha yüzleştik. Rabbim vefat edenlere rahmet eylesin; yaralılara acil şifalar ve kalanlara sabr-ı cemil versin. Zaman yardımlaşma ve dua zamanıdır.

***

Birçoğumuzun “malûmu” olduğu üzere, Türkçemiz’de Arapça ‘a-l-m kökünden türemiş birçok kelime kullanılıyor.  Örneğin, âlim “bilen”, muallim “öğretmen”, talim ve terbiye “öğretim ve eğitim”, âlem “yaratıcısının varlığına alâmet teşkil eden, onun mevcudiyetinin bilinmesini sağlayan” demektir.

İlim ise, “bilme, bilgi, bilim” gibi anlamlara geliyor. Yunus Emre’nin,

“İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin ya nice okumaktır

Okumaktan mânâ ne kişi Hakk’ı bilmektir

Çün okudun bilmezsin ha bir kuru emektir”

mısralarında “neyi, hangi yöntemle ve ne şekilde” bilebileceğimiz çok ince nükteler hâlinde yer alıyor: İlim, ilim (bilmeyi) bilmektir. Yani, “usûl, esastan mukaddemdir” kaidesince bilme eylemine geçmeden önce, bilmenin “metodolojisini” belirlemelidir. İlmin ve okumanın amacı Hakk’ı bilmektir. Hakk’ı bilmenin yolu da “kendini” bilmekten geçmektedir.

İlim, Osmanlı Türkçesi’nde İngilizce “logy” ekinin işlevini görüyordu: İlm-i arz “jeoloji”, ilm-i beşer “antropoloji”, ilm-i emraz “patoloji”, ilm-i iştikak “etimoloji”, ilm-i içtimâi “sosyoloji” gibi… İlmihâle (hâl ilmine) gelince terim anlamı malûm, herkesin öğrenmesi gerekli olan iman, namaz, oruç, hac, zekât, helâl, haram gibi temel bilgileri ifade eden bir kavram; ancak kelime anlamına yönelik farklı görüşler var. Hâl, “durum, davranış, içinde yaşanan/şimdiki zaman” gibi anlamlara geliyor. Nişanyan “bugünün ilmi” diyor, ancak ilmihâlin “bugün” ile nasıl bir bağlantısı olabilir? İslâmi konulara uzak olmasından bu karşılığı vermiş olabileceğini düşünüyorum. İslâm’da, kişinin durumu ile dini yükümlülükler arasındaki ilişkiden hareketle, “bir insan hangi halde/durumda bulunuyorsa o hali meşru ölçülerle yaşayabilmesi için edinmesi gereken bilgiler” anlamında “durum bilgisi” diyenler de var, TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki gibi “davranış bilgisi” diyenler de. “Davranış bilgisi”nin daha iyi bir karşılık olduğunu düşünüyorum.

Kelâm âlimlerince kaderi izah etmede kullanılan “ilim, malûma tabidir” prensibine değinelim. Bu ifade, “bilinenden bilginin oluştuğunu, bilginin bilineni var etmediğini” belirtmektedir. Bir misal verirsek, bir takvimde yer alan “Güneş’in batış saati” nedeniyle Güneş’in o saatte batmayacağını, “Güneş’in batış saati” bilindiği için takvimde bu bilginin yer aldığını ifade eder.

Bir de birçok kişinin galat olarak “malûmu ilân etmek” olarak kullandığı “malûmu ilâm etmek” var. İlâm “bildirme” demek olup, hukukta mahkemenin verdiği kararın resmi belgesinin taraflara bildirilmesidir. Malûmu ilâm etmek ise “bilinen bir şeyi bildirmek/açıklamaya kalkmak” anlamına geliyor.  

İlmühaber ise “bilgi ve haber” kelimelerinden oluşmaktadır. Osmanlı bürokrasisinde “bir kararı bildirmek yahut bir husus hakkında bilgi vermek üzere bir daireden diğer daire/dairelere yazılan belge”yi belirtmekteydi. Şimdilerde “bir kimsenin ikametgâh, medeni durum vb. halini gösteren ve resmî dâirelerce eline verilen belge” anlamında kullanılmaktadır.

Tâ-Hâ sûresi 114. âyette, “

 وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا                  

Ve kul Rabbi zidnî ‘ilmâ/Ve de ki “Rabbim! Beni ilimce artır.” duası yer almaktadır.

Bu dua, Türkçe’de hemen hemen bütün kaynaklarda “Rabbim! Benim ilmimi artır” şeklinde meâllendirilmiş. Ancak, Elmalılı tefsirinin orijinalinde “Rabbim artır beni ilimce” ve Ömer Nasuhi Bilmen’in tefsirinin meâl kısmında “YaRabbi! Benim için ilmi artır.” denmiş. Eski Anadolu Türkçesi ile yazılan Satır-arası Kur’an Tercümesi’nde ise “İy Çalabum! Arturı vir baña bilmeġi.”  şeklinde ifade edilmiş. M. Pickthall’un İngilizce mealinde, “My Lord! Increase me in knowledge” ve Yusuf Ali’nin İngilizce mealinde,"O my Lord! Advance me in knowledge." denmiş, “Increase/Advance my knowledge” denmemiş. Bu meallendirmelerin hem literal anlamda hem de ilmin Allah’tan bir nimet olduğunu vurgulaması yönünden daha uygun olduğu kanaatimi taşıyorum. Eski âlimlerimizin hassasiyeti gerçekten takdire şâyan…

İlim/bilgi sahibi olmanın bu kadar kolay hale geldiği günümüzde dezenformasyona maruz kalmak da bir o kadar kolay hâle geldi. Covid salgını başladıktan sonra internette viral hâle gelen ve tebessüm ettiren bir paylaşım vardı.

“Ellerüñi oñat yū. (Ellerini güzelce yıka)

Ġalebelige girme. (Kalabalığa girme)

Selâmı uzakca vir.(Uzaktan selâmla)

Eyü yi vü eyü iç. (İyi ye iyi iç)

Haste iseñ yatıvir: (Hasta isen yatıver)

Taşra çıkma yüzin ört. (Dışarı çıkma yüzünü ört)

Biiznillâh nesne tokunmaz.”

15. yüzyılda yaşayan Amasyalı Hekim Sabuncuoğlu Şerafeddin’in karantina önlemlerinin belirtildiği sözler binlerce kişinin yanısıra valilik, akademisyenler ve siyasetçiler tarafından da paylaşıldı. Whatsapp gruplarında günlerce gezdi.  Ancak daha sonra bu sözlerin aslının olmadığı ve Twitter hesabında minyatürleri konuşturarak mizahî paylaşım yapan Emre Taş isimli Twitter kullanıcısının kurgusu olduğu anlaşıldı. Olayın aslını, https://www.malumatfurus.org/serafeddin-sabuncuzadenin-salgin-hastalikta-yapilmasi-gerekenleri-anlattigi-iddia-edilen-sozler/ sitesinden okuyabilirsiniz.

Özellikle deprem bölgesinden daha sonra yalan olduğu anlaşılan çok sayıda haber paylaşılıyor. Böyle bir zamanda dezenformasyon ve manipülasyon yapılması ne kadar acı değil mi? En güzeli yukarıda yer verdiğimiz duayı bol bol okumamız olacak: “İy Çalabum! Arturı vir baña bilmeġi.”