“Ağlaya ağlaya geldiğin dünyada, güle oynaya yaşayacağını mı sandın yeğen?”
Ramiz Dayı
Bugün 15. ve 16. yy. İtalya’sına gidelim, yeğen papaların ve kardinallerin hüküm sürdüğü Katolik Kilisesi’ne uzanalım… Nâmı birçok suç ile birlikte anılan Borgia ailesi, nüfuzlu birkaç aileden biridir. Borgia ailesinin başı Alfonso de Borgia, entrikalar savaşının yaşandığı Katolik Kilisesi’ne III. Callixtus (Papalık dönemi: 1455-1458) adıyla papa olur ve sonrasında iki yeğenini -Rodrigo ve Pedro’yu- kardinal yapar. Bunlardan Rodrigo Borgia, bir süre sonra VI. Alexander (Papalık dönemi:1492-1503) adıyla papalık görevine seçilir. Ahlaklı (!) olmasıyla bilinen Papa VI. Alexander, metresinin kardeşi Alessandro Farnese’yi kardinalliğe yükseltir ve Alessandro Farnese de bir süre sonra III. Paul (Papalık dönemi: 1534-1549) olarak papalığa geçer. Papa III. Paul da yeğenlerini kayırmaktan vazgeçmez ve 14 ve 16 yaşındaki iki yeğenini kardinalliğe atar.
Yukarıdaki papalarla aynı dönemde yaşayan papalardan biri de Francesco della Rovere’dir. Francesco, IV. Sixtus adıyla (Papalık dönemi:1471-1484) papalık görevine başlar. Ne ilginçtir ki atadığı 34 kardinalden 6’sı kendi yeğenleridir. Arkasından Papa IV. Sixtus’un yeğeni olan Giuliano della Rovere (Papalık dönemi:1505-1513) II. Julius adı ile papa olur.
Papaların, yeğen kayırmacılığı halefleri tarafından da sürdürülür ve 1667’de Gregorio Leti’nin yazdığı “II Nepotismo di Roma” kitabına konu olur. Bu kitap, daha sonra İngilizceye “The History of the Popes’ Nephews” adıyla tercüme edilir. İşte bu kitaptan sonra, dini olsun-olmasın her türlü akraba kayırmacılığı “nepotizm” olarak adlandırılmaya başlamıştır, tam Türkçesiyle “yeğencilik”.
Bir kişi, en çok kimi kayırır? Öncelikle kendi çocuklarını olsa gerek. Ancak papa ve kardinallerin çocukları olmadığından, kayırmacılık yeğenlere yapılmıştır. Bu tür atamalar, papalıkta “hanedanlığı” devam ettirmenin bir yolu olmuştur. Nepotizm, İtalyanca “nepotismo” olup o da “nepote/nipote-yeğen” kelimesinden gelmektedir. Zaten İngilizcedeki “nephew-yeğen” de Latincedeki “nepos” kelimesine dayanmaktadır. Burada bir konuya açıklık getirmekte fayda var, Katolik Kilisesi’nde kayırılan yeğenlerin bir kısmı gerçek yeğenleri ifade etmekte ise de örtmece ile evlenmesi yasak olan papa ve kardinallerin gayrimeşru çocuklarını da belirtmektedir.
Nepotizm, tüm dünyada yaygın bir hastalıktır. ABD, nepotizmin göze çarptığı önde gelen ülkelerdendir. Başkanları da bu konuda epeyce sabıkalıdır. Başkan John Adams’ın, oğlu John Quincy Adams’ı ABD’nin ilk Prusya Bakanı olarak ataması; Başkan Ulysses S. Grant’in, yaklaşık 30 akrabasını kamuda istihdam etmesi; Başkan Franklin Roosevelt’in, oğlu Elliott Roosevelt’i tuğgeneralliğe terfi ettirmeye çaba göstermesi ve diğer oğlu James Roosevelt’i başkanın idari asistanı ve sekreteri olarak ataması; John F. Kennedy’nin kayınbiraderi Sargent Shriver’ı Barış Gücü’nün ilk direktörü ve kardeşi Robert F. Kennedy’yi başsavcı yapması; Başkan Richard Nixon’ın, dünürü John Eisenhower’ı ABD’nin Belçika Büyükelçisi olarak ataması; Bush ailesince iki ABD başkanlığı, bir başkan yardımcılığı, iki eyalet valiliği, bir senatörlük, bir parti ulusal komite başkanlığı, bir adet CIA Başkanlığı ve bir büyükelçilik koltuğunun işgal edilmesi; Başkan Bill Clinton’ın, eşi Hillary’yi Ulusal Sağlık Reformu Görev Gücü’ne başkan olarak ve kızı Chelsea’yi Clinton Foundation ve Clinton Global Initiative’in yönetim kurulu üyesi olarak ataması; Donald Trump’ın, kızı Ivanka ile damadı Jared Kushner’i başkan danışmanı yapması ve oğlu Eric Trump’ın kayınbiraderi Kyle Yunaska’yı NASA Genelkurmay Başkan Yardımcısı pozisyonuna ataması nepotizm uygulamalarına örnek oluşturmuştur.
Amerikan sinemasında da nepotizm zaman zaman gündeme gelmektedir. Film sektöründe Coppola ailesi üyelerinin etkinliği gündeme gelince, bu tür suçlamalardan uzaklaşmak için aktör Nicholas Kim Coppola soyadını “Cage” olarak değiştirmiştir.
Hindistan da bu konuda ABD’den geri kalmayan bir ülkedir. Hanedan siyasetinin en ilginç örneği Nehru-Gandhi ailesidir. Hindistan’ın ilk başbakanı Jawaharlal Nehru olmuştur. Nehru’nun ölümünden sonra yerine geçen başbakan, kızı Indira Gandhi oldu. Siz de benim gibi önceleri Indira Gandhi’yi, Mahatma Gandi’nin akrabası gibi düşünenlerden değilsinizdir umarım. Indira Gandhi’nin Mahatma Gandi ile akrabalığı yoktur. Indira Gandhi’nin eşi Mahatma Gandhi’den etkilendiği için soyadını değiştirmiştir. Indira Gandhi’nin öldürülmesinden sonra oğlu Rajiv Gandhi başbakanlığa seçilmiştir. Rajiv Gandi de öldürülünce, eşi Sonia Gandhi Ulusal Hint Kongresi Partisi’nin başkanı oldu. Daha sonra oğlu Rahul Gandhi’yi siyasete soktu ve kızı Priyanka Gandhi’yi sağ kolu yaptı. Anlaşılan Nehru-Gandi ailesi, iktidarı uzunca bir süre “indiragandi yapmış” gözüküyor.
Hint film endüstrisi Bollywood’da da Kapoor ailesinin ağırlığı hep tartışma konusu olmuştur. Avare filminin hem yönetmeni hem de başrol oyuncusunun Raj Kapoor olduğunu hatırlayalım.
Yunanistan’da da siyaset hanedanlar arasında pay edilmiştir. Papandreu, Miçotakis ve Karamanlis aileleri ülke yönetiminde sürekli yer almışlardır.
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin oğulları Pierre Sarkozy ve Jean Sarkozy ile ilgili de farklı “kayırma” iddiaları gündeme gelmiştir. En güzelini Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yapmıştır. “Evde ben sana yardımcı oluyorum, hayat müşterek, işte de sen bana yardımcı ol!” diyerek eşi Mihriban Aliyeva’yı Cumhurbaşkanı yardımcısı yapmıştır.
Nepotizm kavramına ev sahipliği yapan İtalya huyundan vaz geçer mi? Roberto Perotti ve Stefano Allesina akademideki nepotizm konusu üzerine çalışan iki akademisyen… Bu akademisyenlerin çalışmalarına göre, Bari Üniversitesi’nin İşletme ve Ekonomi bölümlerindeki onlarca farklı iş, beş ailenin üyeleri arasında pay edilmiş. Palermo üniversitesinde çalışanların yarıdan çoğunun, en az bir akrabası daha üniversitede çalışıyor. Roma’daki La Sapienza Üniversitesi rektörü olan tıp doktoru Luigi Frati, nepotizmde zirveye ulaşmış. Lisede tarih öğretmeni olan eşini, üniversitede tıp tarihi alanında ve kızını da tıp eğitimi görmediği halde tıp hukuku alanında profesörlüğe yükseltmeyi başarmış. Tam bir “aile veya akraba ulemalığı” örneği. Profesör Frati kayırmacılık iddialarını reddediyor ve tesadüfen kendi yakınlarının bu işi en çok hakeden kişiler olduğunu savunuyor. Adam kayırma kültürü üzerine “The Rigged University” kitabını yazan Roberto Perotti, “Birçok meslekte aynı şeyi görebilirsiniz. Noterlerin oğulları noter olur. Bir yakını yargıç olanın belli meslek sınavlarını geçmesi daha kolaydır, doktorların da aynı şekilde” diyor.
Akademi dünyasında nepotizm deyince, Osmanlılarda yapılmış olan “beşik uleması” uygulaması akla geliyor. Bu uygulama, babaları ulema olan çocuklara doğumundan itibaren bazı ayrıcalıkların tanınmasını ifade ediyor. Bazı tarihçiler, “Armut dibine düşer” atasözüne uygun biçimde, ilmin değerinin ancak âlimler tarafından anlaşılabileceğini savunmuş ve bu uygulamayı ulemanın, kendi çocuklarının da ulema olmalarına çalışmaları yönünde bir teşvik olarak görmüşken; bazı tarihçiler bunun, ulemalığın akrabalık bağlarına göre kazanılmasına sebebiyet verdiğini ve liyakat esasına aykırı olduğundan medreselerde bozulma nedenlerinden birini oluşturduğunu savunmuştur. Ancak uygulamanın yapılmasını doğru bulanlar dahi, uygulayıcılar tarafından sistemin bozularak kötü uygulamalara neden olduğunu kabul etmiştir. Zamanla beşik ulemalarının sayısı artmış ve ehliyet aranmaksızın ulemâ çocuklarına kadro verilmesiyle “ulemâ-zâdegân” sınıfı oluşmuştur. Acaba “beşikten mezara ilim” tavsiyesi, “beşikten medreseye ulema” şeklinde yanlış mı anlaşıldı? Akla gelmiyor değil.
Yeğenini kollayan dayının Türkçede de “koruyucu, kayırıcı” anlamına sahip olması ilginçtir. Dayı, Eski Türkçe “tagay/tay”dan gelmektedir. ‘‘Teyzemin bıyıkları olsaydı, dayım olurdu’’ derler. Teyze de “dayı” kelimesinden gelmektedir, “tay” ile “eze/ece-abla”nın birleşiminden oluşmuştur. Osmanlı Devleti’nde İstanbul’da şehir asayişi Yeniçeri Ocağı’na bırakılmıştı. Yeniçeri zabitlerine de halk “koruyucu-kollayıcı” anlamında “dayı” derdi. Osmanlı Devleti’nde Tunus ve Cezayir’de memleketin başında bulunan yöneticilere de “dayı” denirdi.
Nepotizm kötü gibi gözükse de oldukça faydalıdır; çalışanların, akrabaları ile aynı ortamda çalışmaları huzur ve mutluluk kaynağı olur, çalışanlar arasında samimi iletişim ve yüksek güven vardır, yıkıcı rekabet, ayak kaydırma vb. olumsuzluklara rastlanmaz. İşler aksamaz; hanımın evde işleri olsa, beyi işyerinde onun işini de halleder. Çocuklar açısından ilerde işe girme endişesi olmaz. Anne-babasından boşalan kadrolara onlar geçerler. Hanımlar açısından, “eşim nerede kaldı, hâlâ gelmedi” endişesi olmaz. 24 saat gözlerinin önünde kontrol altında tutmuş olurlar. Eşler, tek araçla aynı işyerine gidip geldiklerinden, zaman ve maliyet tasarrufu olur. Rabbimizin “yakınlara bakma” emrini yerine getirme imkânı oluştuğundan, manen de huzur verir. Sıla-i rahim yapma imkânı olur, dayı, teyze, amca, hala derken, tüm akrabaları görmek büyük haz verir. Kaleyi içerden fethetmeye imkân sağlar. Müdürü maaş artırımı konusunda ikna edemezseniz, müdür yardımcısı hanımını ikna etmeniz yeterli olur. Kısacası, nepotizm tadından yenmeyecek büyük bir nimettir. Ancak faydalı şeyler bize hiç uğramaz. Dünyada nepotizm bu kadar yaygınken, 100 yıllık ülke tarihinde yaşanmış bir tane nepotizm örneği yoktur, olanlar da çekemeyenlerin iddialarından ibarettir!!!