Bildiğiniz üzere, siyaset Arapça “seyislik, at bakıcılığı, at terbiyeciliği” anlamına gelir. Benzer biçimde, İngilizcede kullanılan “manage” fiili köken olarak “at terbiye etmek”, “manager” kelimesi de “at terbiyecisi” anlamına gelir. “General manager” tamlamasının Türkçeye “genel müdür” olarak çevrildiğini, “menajer” kelimesinin de “yönetici” anlamında kullanıldığını hatırlayalım. Türkçede at ile ilişkisini koruyan kelime “manej”dir. Fransızca “manège” kelimesinden gelen manej, “at terbiyeciliği, atların eğitildiği yer ve binicilik gösterilerinin tamamı” anlamlarında kullanılabilmektedir.

Siyasiler seyis olunca, haliyle bize de at olmak düşüyor. Siyasetle ilgili hangi kavram varsa, hepsi bizim at olduğumuzu tepemize vura vura ifşa ediyor. Osmanlının son döneminden başlarsak, saltanat, ıslahat, tanzimat derken ne oldu? İlerleyen süreçte değişen tek şey, seyisleri seçme imkânına vuslatımız oldu.

Bir de siyasi tarihimizde “kır at” olgusu var. Bununla ilgili rivayet şu ki, halk Demokrat Parti’nin adını “Demir kır at” olarak telaffuz eder. 60 ihtilalinden sonra Adalet Partisi, Demokrat Parti’nin devamı olduğunu hatırlatmak için halkın bu söyleyişini dikkate alıp “kır at”ı kendine amblem olarak seçer. Fakat bence bu amblem, at olduğumuzu bilinçaltımıza işlemek üzere kurgulanmış bir mesaj olmalı.

Siyaset âleminde istirahata yer yok, oldukça meşakkatli ve müşkülatlı bir iş. Milyonlarca vatandaşın yer yer münacata varan maruzatını dinlemek, onlarla ilgilenmek kolay bir iş değil. Peki, hakikatte çok da matah bir iş olarak gözükmeyen siyaset, nasıl bu kadar talep görüyor? İyileri tenzih ederiz, fakat sistemin menfaat üzerine döndüğünü sağır sultan bile işitmiş durumda. Örneğin, bürokratlarca siyasete aday adayı olarak atılmak bile bir atlama taşı işlevi görebiliyor. Muvakkat bir dünya hayatı için değer mi, cevabı siz verin. Atlamak, kelime kökeni olarak Eski Türkçe “atla-mak-ata binmek” anlamına geliyor. Seyislik dünyasına atlayanlar da “ata binmiş” oluyorlar. Sırtımızda herkese yer var, atlasınlar bakalım.

Siyaset her babayiğitin harcı değil. Siyasete atılmak isteyen kişiler, atik, atılgan, hamarat ve tiyatroya istidatlı olmalı, belagat ve fesahat sahibi, ateşli bir hatip özelliği taşımalı, yeri gelince bol keseden atabilmelidir. İdareimaslahat yapabilmeli, atraksiyonlara girebilmeli, matbuat ve neşriyatla arayı iyi tutmalı ve ne yazık ki hilafıhakikat konuşabilmelidir.

Siyasette liyakat değil, sadakat öncelenir, koşulsuz biat talep edilir. George Orwell’in Hayvanlar Çiftliği adlı siyasi hiciv romanında bir hayvan karakteri vardır. Çok çalışkan ve Napolyon’a koşulsuz itaatkâr olan Boxer adlı bu hayvan işçi sınıfını sembolize eder. Hayatı bir kasaba satılmakla sonlanan bu hayvanın türünü hatırlayabildiniz mi? At olduğunu tahmin etmişsinizdir.  Tabii, kendisi farkında olmasa da sınıf atlayan atlar da yok değil. Deliliği, zalimliği ve sapkın davranışlarıyla meşhur Roma İmparatoru Caligula çok sevdiği atı Incitatus’u senatör yapmıştır. Incitatus’un fildişinden yemliği, mermerden ahırı ve kıymetli taşlarla süslü gerdanlığı vardı. Bazen İmparatorun misafiri olarak yemeğe davet edilir, evin tüm hizmetlileri onunla ilgilenirdi.

Siyasiler, seçilmişlerin atanmışlardan daha üstün olduğu vurgusunu yapar. Ne de olsa, seyisler atlardan üstündür. Seyisliğin öyle bir cazibesi var ki, ömrühayatında iktidar yüzü göremeyecek partiler bile kapılarına kilit vurmuyor, alternatif olma iddiasıyla yaşayıp gidiyorlar.

Ülke olarak birkaç ay önce seçim sath-ı mâiline girdik, gençlerimiz “e-mail’den sonra bir de sath-ı mail mi çıktı”, diyebilirler. Mâil, aslında “meyilli” demek, “mâil oldum gözlerine” dizelerinde “vuruldum, gönlümü kaptırdım, gönlüm meyletti” anlamı yatıyor. Satıh ise, “yüzey” demek. Malûmdur ki, bir dağın eğik yamacından aşağı kendinizi bıraktığınızda, artık geriye dönmeniz mümkün olmaz. İşte, sath-ı mâil, yani eğik düzlem, geri dönülemeyecek biçimde seçim sürecinin ilerlediğini belirtiyor.

Seçime giderken siyasi atmosfer genelde çalkantılı olur. Ne de olsa her seçimde âtimizin nasıl olacağını, ülkenin gidişatını oylamış oluyoruz. Siyaset herkesin hayatı ile doğrudan ilişkili. Ev hanımları market fiyatlarında tenzilat olacak mı, çiftçiler mahsulatının değeri ne olacak, sanayiciler imalat miktarları artacak mı, tüccarlar ihracat-ithalatları hangi yöne evrilecek, finansçılar hasılatları büyüyecek mi sorularının karşılığını siyasilerden bekliyor. Atbaşı giden seçimlerde katılım oranı da yüksek oluyor. Artık partiler babadan kalma usullerle seçime hazırlanmıyor, siyaset atölyeleri düzenleyerek gençleri eğitiyor.

Tüm seçimlerimizde çok çeşitli siyasi vaatlerde bulunulur. Partilerin kimi “ata”, kimi “ecdat”, kimi “vatan”, kimi “demokratik atılım”, kimi de “mukaddesat” der. Cemaat, tarikat, Atatürk gibi kişi ve kavramlara bakış açısı, görüş farklılığını oluşturur. Batı, bâtıl, Atlantik ötesi, Nato, kat, yat, istibdat, damat, evlat, afât, tezvirat, aşılatma gibi kelimeler pejoratif ve karşı tarafı suçlayıcı beyanatlar halinde havada uçuşur.

Yeni idari sistem, artık ittifakları zorunlu kılıyor, dünün hasımları ateşkes ilan edip, mutabakat metinleri hazırlıyor. Hissiyat ve fikriyat dünyası farklı partiler, görüş teatisinde bulunuyor, iltifat dolu birlik ve beraberlik beyanatları veriyor.

Siyaset de satranca benziyor, fakat bu satrancın pat olarak bitmesi mümkün değil. Eskiden seçimin olmadığı zamanda siyaseten katl ile aşılmaya çalışılan yöneticiyi belirleme sorunu, şimdi iki turlu yöntemle çözülüyor. İlk tur pat ile biterse, ikinci turda mat mutlaka gerçekleşiyor.  

Seçimlerin olmazsa olmazı coşkulu tezahüratlara sahne olan mitinglerdir. Mitinglere polis barikatından geçilerek girilir ve nabza göre şerbet verebilme üstatlarını seyretme fırsatı elde edilir. Siyasiler, miting yapılan ilin spor kulübünün atkısını takmayı ihmal etmez, konuşmaları sırasında ata ot, ite et verirler. Atlar, malum ayakta da uyuyabilir ve rüya görebilirler. Mitingi izleyen vatandaşlar da ayakta uyumayı ve hayalat âlemine dalmayı tercih ederler.

Bizde malum, üç şey önemlidir: “At, avrat, pusat” Seçim kampanyaları biraz sorunludur. Karşı partiye destek veren atları ikna etmek için, doğru ya da yalan, “avrat, hatun” şayiaları çıkarılır. Siyasete atın üzerinde durabilme sanatı da diyebiliriz, bir nevi rodeo oyunu. Bazen adaylar atın üzerinde duramaz ve adaylıktan feragat eder. Bu süreçte, siyasiler Hacivat ile Karagöz gibi didişir. Ama fanatik, psikopat ve benzeri zerzevat bu işi daha ileri götürür. Kendilerinden olmayanları hacamat edeceklerini, pusat kullanacaklarını ilan ederler. Bu konuda tabii ki istihbarata önemli görev düşüyor. Bu arada kaos beklentisi içinde olanlar bakliyat ve hububat depolamayı salık verirler. Seçimin tatlı bir vasatta geçmesi, vukuatsız ve sıhhatli bir seçim olması, herkesin maksat ve muradı olmalıdır. İnzibat için emniyet teşkilatı gereken tedbirleri almalıdır. Seçim datalarına yönelik daha sonra bir münakaşa olmaması için sandık görevlileri pürdikkat olmalıdır.

Türkiye’de genelde vatandaşın çoğunluğu bir partiye destek olursa, o partinin taraftarları “halkımızın ne kadar ferasetli olduğu bir defa daha ortaya çıktı” derken, destek olunmayan partinin taraftarları “halk cahil, benim oyumla bunların oyu bir mi?” der. Arapça feres “at” anlamına gelir. “At yetiştiriciliği, binicilik” gibi anlamlara da gelen firaset/feraset, “zihin uyanıklığı, hemence kavrama, anlama inceliği, sezgisi kuvvetli olma” gibi anlamları ifade eder. Feraset bile atla ilgili, ne yapalım, bilemiyorum. Depremzedelere seçimde aynı kanaati paylaşmadı diye hakarette bulunmak, beddua etmek, “bir daha yardım etmem” demek, maalesef en nazik ifadesiyle konuya at gözlüğüyle bakmak demek, kısaca hamakat demek. Çok üzücü…

Bir seçimde oy verirken neye bakmalı? Aslında formül çok basit: Hasenat-kabahat karşılaştırması yapmalı, kimin hasenatı fazla ise onu tercih etmeli, ikisinin de kabahatı fazla ise, o zaman kabahati daha az olanı tercih etmeli. Ama daha güzel bir formül olduğunu düşünüyorum. Güzel fıkradır: Kasabanın tecrübeli ve yaşlı semercisi vefat etmiş. Genç eşekler durumu sevinçle karşılamışlar. Kenarda duran yaşlı eşeğe neden sevinmediğini sormuşlar. Yaşlı eşek “Esas siz neden sevindiniz, ben anlamadım. Ölen semerci aşağı yukarı hepimizin ölçüsünü biliyordu, arada sırada hatalı da olsa bize uyan semer yapıyordu. Şimdi gelecek semerci acemidir, alışana kadar sırtımız karnımız kan revan içinde kalacak” demiş ve nasihatını vermiş: “Semerci öldü diye sevineceğinize, biz eşeklikten nasıl kurtuluruz diye düşünseniz daha iyi olur. Eşek kaldıkça, sırtınıza semer yapan her zaman bulunur.” Aslolan at olmaktan çıkmaya çaba göstermeli, erdemli, ferasetli, akıllı ve bilinçli olmalı, doğrudan taviz vermemeli. Biz ne kadar iyi olursak, bizi yönetenler de o kadar iyi olur. Mukadderatta ne varsa, o olur. Rabbim hayırlı bir âti nasip etsin.  

Bir de bu yazıyı hazırlarken, televizyonda izlemekte olduğum haber sunucusuna dikkat kesildim, şöyle diyordu: “Yurtdışı oyları ATO Congresium’da sayılıyor” Bari bu defa sayımı başka bir yerde yapın, tamam at olabiliriz, ama bu kadar da yüzümüze vurmaya gerek var mı?