“Denildi ki: ‘Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut.’ Su çekildi, iş bitirildi, (gemi) Cûdî’ye oturdu ve zalimler topluluğuna da: ‘Uzak olsunlar’ denildi.”
(Hud Suresi, 44)
Şırnak’ın “Nuh’un şehri” anlamındaki “Şehr-i Nuh”tan türemiş bir isim olduğunu biliyor muydunuz? Nitekim Nuh Peygamberin kabrine yönelik farklı görüşler arasında Şırnak ilinin Cizre ilçesinde bulunan türbe de yer almaktadır.
Hz. Nuh, Mezopotamya civarında yaşayan insanlara tebliğ yapmak üzere gönderilmiş, ancak kavminin birçoğu Hz. Nuh’u yalanlayarak, şirk koşmaya devam etmiştir. Bunun üzerine, Yüce Allah Hz. Nuh’u inkâr edip zulmedenlerin suda boğularak helak edileceğini ve iman edenlerin kurtarılacağını haber vermiştir. Hz. Nuh, gemisini inşa etmiş ve “And olsun, Biz Nuh’u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.” (Ankebut Suresi, 14) ayetinde de belirtildiği üzere, gerçekleşen tufan sonrası Hz. Nuh’un gemisine binmiş olanların haricindekiler suda boğulmuştur.
Tufan olayına, dünyanın farklı coğrafi bölgelerindeki birçok kültürde, destan, öykü ve efsanelerde rastlanmaktadır. Ancak bu durum, bazı dinsizlerin iddia ettiği gibi geçmiş kavimlerdeki efsanelerin muharref Tevrat ve İncil ile Kur’an tarafından iktibas edildiğini göstermez; aksine, Hz. Âdem’den bugüne yeryüzünde hak dinin mevcut olduğunu ve ilahi kaynaklarda yer verilen büyük bir olayın geçmiş kavimlerin kaynaklarınca da teyit edildiğini gösterir.
Tufandan sonra sular çekilince, yukarıda Hud suresinin 44. ayetinde belirtildiği gibi, gemi Cûdî’ye oturmuştur. Tefsirlerin çoğunda, Cûdî’nin Musul, Şam, Diyarbakır yakınlarında bir dağ olduğuna atıfta bulunulmakta, eskiden İbni Ömer Ceziresi denilen bölgede bulunan (bugünkü Şırnak) Cûdî Dağı’na işaret edildiği ifade edilmektedir.
Tevrat’ın Genesis (Yaratılış) Bölümünün 8:4 kısmında ise: “Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat Dağları’na oturdu.” ifadesi yer almaktadır. Buna göre, özellikle Hıristiyanlar, “Ararat Dağları” ifadesini Ağrı Dağı olarak yorumlayarak, geminin Ağrı Dağı’nda olduğuna inanmaktadır.
Geminin yeri konusunda, Şırnak’taki Cûdî Dağı ile Ağrı Dağı dışında başka yerlere yönelik iddialar da bulunuyor. Buna, Suudi Arabistan’da bulunan Cûdî Dağı ile Ağrı Dağı’nın karşısında, Doğubeyazıt-Gürbulak yolunun güneyinde, Telçeker ve Üzengili (Maşer) köylerinin yamaçlarında bulunan ve halk arasında Cûdî Dağı olarak bilinen dağı örnek olarak belirtebiliriz.
Prof. Dr. Hanefi Palabıyık’a göre, Türkiye dışından birçok yabancının, Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’nda olduğuna dair ısrarlı iddiaları; turistik ve sportif görünümlü de olsa bazı tırmanışların, Ağrı Dağı’na yönelik birtakım siyasî, stratejik ve dinî emellerle bağlantılı olduğunu düşündürmektedir.
Gerek Cûdî Dağı’nın yapısal özellikleri gerek konuyla ilgili tarihî bilgi ve rivayetler ve gerekse bu konuda elde edilen kanıtlar, Kur’an’da geminin “üzerine oturduğu” bildirilen Cûdî’nin, Şırnak’taki Cûdî Dağı olması ihtimalini oldukça yükseltmektedir.
Cûdî Dağı’nın eteğinde ismi “Seksenler Köyü/Karyat Samanin” anlamına gelen Heştan köyü bulunmaktadır. Heştan köyünün Hz. Nuh tarafından kurulduğuna inanılır ve köyün “Seksenler” ismi Hz. Nuh’un Gemisi’nde bulunduğu kabul edilen 80 kişiyi telmihen kullanılmaktadır.
Hz. Nuh Peygamber, Ağrı yöresinde değil, Irak-Suriye bölgesinde tebliğ ve irşat görevini sürdürmüş olup, bu da tufanın Mezopotamya ovasında gerçekleştiğine yönelik bir karine durumundadır.
Cûdî Dağı, Şırnak ve Silopi ilçe merkezleri arasında yer alan 2114 metre yüksekliğinde bir dağdır. Kurak bir bölgede bulunan Cûdî Dağı’nın yüksek kesimleri çok yağış aldığından, 1500-2000 metre arasında çam ve meşe ormanları vardır. Ağrı ili sınırları içinde yer alan Ağrı Dağı ise, 5137 metrelik rakımıyla, Türkiye’nin en yüksek zirvesidir. Dağın doruğunda Türkiye’nin en büyük buzulu bulunmaktadır. Seyrek ağaçları dışında ormandan mahrum, bitki ve hayvan varlığı açısından fakir bir yerdir. Ağrı Dağı çok sarp ve yaşamaya elverişli olmayan yapıya sahipken; Cûdî Dağı’nda barınacak birçok mağara mevcut olup, tepesi geminin oturmasına uygun bir yüzeye sahiptir, ayrıca insanların barınması ve beslenmesi için imkânlar bulunmaktadır. Cûdî Dağı’nın tarıma ve hayvancılığa elverişli olması, Hz. Nuh’un “Ya Rabbi, beni bereketli topraklara indir!” duası ile örtüşmektedir. Bazıları da Cûdî kelimesinin “cömertlik” anlamındaki “cûd” kelimesinden türediğini belirtmektedir.
2019 yılında Jeofizik Yüksek Mühendisi Abdullah Sipahi, Cûdî Dağı bölgesinde bilimsel adı “gastropoda” olan karındanbacaklılar deniz canlısına ait olduğu belirtilen fosiller buldu. Sipahi, fosillerin, bölgede 12 milyon yıl önce olduğu söylenen denizin varlığını kanıtlar nitelikte olduğunu söylemiştir.
Milattan önceki döneme ait kaynaklarda, Cûdî Dağı’nın geminin indiği dağ olduğuna yönelik birçok delil bulunmaktadır. Bu konuda, Hıristiyanlık eksenli “Bible and Spade” dergisinde Bill Crouse ve Gordon Franz tarafından yazılan bir makalede dahi, geminin Ağrı Dağı’na oturduğu inancına ciddi eleştiriler getirilmiş ve pagan, Yahudi, Hıristiyan ve İslami onlarca kaynağa referansta bulunularak, geminin Cûdî Dağı’nda olduğu geleneğinin güvenilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
“Ararat Dağları” ile “Cûdî Dağı”nın birbirinden farklı olarak algılanması gerekmediğini değerlendiren araştırmacılar da bulunmaktadır. Buna göre, Tevrat’ın Yaratılış Bölümünün 8:4 bölümünde, geminin “Ararat Dağı”na değil, “Ararat Dağları”na oturduğundan bahsedilmektedir. Tevrat’ın başka pasajlarında, Ararat kelimesi, krallık veya ülke adı olarak da yer almaktadır. Arkeolojik araştırmaların sonucunda, Ararat’ın, tarihte Urartu olarak bilinen topluluk ile ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Asur dilinde aslı “Uruatri” olan “Urartu (rrt)” kelimesi, İbranice Kitab-ı Mukaddes’te “Ararat” şeklini almıştır. Uruatri kelimesi “dağlık bölge, yüksek memleket” demektir. Bu anlamda, Şırnak ve çevresinin Urartu uygarlığının sınırları içerisinde kaldığı, Ararat Dağları’nın Cûdî Dağı’nı da içine aldığı söylenebilir.
Şırnak’taki Cûdî Dağı’na ilişkin uzmanlarca yapılan tespitler ve bilginlerce yapılan değerlendirmeler, geminin söz konusu dağda olduğunu işaret ediyor olmakla birlikte Kur’an’da geminin “Cûdî Dağı”’na değil, “Cûdî”’ye oturduğunun ifade edildiği dikkate alınarak, mutlak anlamda geminin Şırnak’taki Cûdî Dağı’na oturmuş olduğunu anlama zorunluluğu da bulunmamaktadır. Zira, “Cûdî”, “yüksekçe yer/tepe” anlamına da gelmekte olup, Elmalılı Tefsiri’nde Cûdî’nin “her dağa söylenilebilen bir cins isim” olduğuna dikkat çekilmektedir. Diğer yandan, Ararat kelimesinin kökeni sayılan kelimelerden biri olan “Har” kelimesi de İbranicede “tepe, dağ” gibi anlamlara gelmektedir. Bu anlamda, hem Cûdî, hem de Ararat ile, Hz. Nuh’un gemisinin yüksek bir yere oturduğunu anlama imkânı da bulunmaktadır.
Her şeyin doğrusunu O bilir.