Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

Ağustos ayı geldi, geçti. Ağustos ayında gerçekleşen Yüksek Askerî Şûra toplantısında terfi ve atamaların ele alınması nedeniyle herhalde en çok heyecan yaşayanlar askerler olmuştur. Ümit ederiz ki en kritik görevlerin başına en liyakatli ve en vatanperver olanlar gelmiştir. General, albay, yarbay… Askerlikteki rütbeler nereden geliyor, biliyor muyuz? Gelin, bugün askerlerin dünyasına bir yolculuk yapalım.

Almanya’da mareşaller at bakıcısı ise atlar kim oluyor?

Rütbelerin en üstünde, Fransızca “maréchal”dan alınan mareşal yer alıyor. Fransızca “süvari komutanı” anlamına gelen mareşalin kökeni Almanca “markhaskalk-at bakıcısı/hizmetçisi”ne dayanıyor. Osmanlının son dönemi ile Cumhuriyetin ilk döneminde mareşal için “işaret eden, yol gösteren” anlamındaki müşir kullanılmıştır. Denizciler için mareşal yerine “büyük amiral” unvanı kullanılır. 

Mareşallık/Büyük Amirallik rütbesi, kıdem ile elde edilmez, savaşta üstün yararlılıkları görülen ve orgeneral/oramiral rütbesine sahip subaylara TBMM tarafından verilir.

Elektrik ve motorun generali olur mu?

En yüksek rütbeli subaylar, denizcilerde amiral, karacı ve havacılarda ise generaldir.

Arapçada isimlerin başlarına elif ve lâm harfleri ال getirilerek bu isimlerin belirlilik kazanması sağlanır. Eskiden yabancı filmlerin sonunda “End” yazmaz, “The End” yazardı. Küçükken bu “the” ne işe yarar diye merak ederdim. Herhangi bir son değil, “bu filmin sonu” anlamına geldiğini daha sonra çözdüm. Tıpkı, “I saw a plane-Bir uçak gördüm” ve “I saw the plane-O uçağı gördüm” örneğinde olduğu gibi. Arapçada belirsiz isimler İngilizcede “a, an” ile kullanılan isimlere karşılık gelirken, belirli isimler İngilizcede “the” ile kullanılan isimler gibidir. Elbette, elâlem, Elhamdülillah, elvedâ, elinsaf, elhâsıl, elâmân... Bunlar, “El” takısı kullandığımız Arapçadan dilimize geçen kelimelerden sadece birkaçı… Öte yandan, Arapçadan Batı dillerine geçip tekrar Türkçeye “Al” takısı ile gelenler de var: Alkali, alkol, algoritma… Özellikle El-Hârizmi’nin adından türeyerek algoritma (algorithme) olarak intikal eden kelime, ne yazık ki tarihimizle aramızdaki bağlantıyı ortadan kaldırarak gerçekleşen bir dönüşüm…Bir de Arapçadan Batı dillerine geçip orada kalanlar da var: El-kîmiyâ’dan “alchemy”, el-cebr’den “algebra”, el-iksir’den “elixir”…

Amiral de böyle talihsiz bir süreci yaşayan kelimelerden. Farklı kaynaklarda amiral sözcüğünün, emirü’l-mâ (suların emiri), emirü'l-bahr (denizlerin emiri) ve emirü'l-rahl (taşımacılık filosu emiri) tamlamaları ile bağlantılı olduğu düşünülüyor. Fakat Batı dillerinde ikinci kelime düşüyor, kelimenin anlamı ortadan kalkıyor, Fransızcadan “amiral” olarak Türkçeye intikal ediyor. Kısaca amiral’deki “al” boşta kalan “el” takısından başka bir şey değil…

General ise Türkçede fıkralara konu olmuş bir rütbe. Malumunuzdur, Temel askere gitmiş, mutfakta çalışmaya başlamış. Mutfağa her girdiğinde buzdolabına selam veriyormuş. Bir gün komutanı sormuş: “Niye buzdolabına selam veriyorsun?” Temel cevap vermiş: “Üstünde ‘General Electric’ yazıyor, Komutanım.” Benzer bir versiyonu da şu şekilde: İki er bir gün yolda gidiyormuş, karşıdan askeri kamyon gelirken erlerden biri selam durmuş. Kamyon geçtikten sonra diğeri sormuş: “Niye selam verdin?” “Görmedin mi kamyonun önünde ‘General Motors’ yazıyordu.”

Ama general fıkralarının en güzeli, dünyevi rütbelerin mezara kadar olduğunu belirten şu fıkra olsa gerek. Bir generalin cenazesinde imam “Er kişi niyetine” diyerek namaza niyet edince, generalin hanımı arkadan bağırmış: “Hocam, Hocam! Benim kocam er değildi, generaldi, general…”

Generalin kökeni, Fransızca “capitaine général-genel kumandan/komutan” kelimesine dayanıyor, zamanla onun da “kumandan”ı gitmiş, “genel”i kalmış. 

Su uyur, düşman uyumaz

Asker kelimesi, Farsça “leşker” kelimesinden Arapçaya “‘asker” olarak geçip sonra Türkçeye intikal ediyor, buradan da Balkan dillerine geçiş yapıyor. Subay ise Eski Türkçe “sü-asker” ve “bay”ın birleşmesi ve ses uyumunun gerçekleşmesi ile oluşuyor. Subay “askerlerin beyi” demek, “Su uyur, düşman uyumaz” atasözündeki “su”yu içtiğimiz su değil, asker anlamındaki “sü” olarak yorumlayanlar da mevcut.

Oğuz Han’ın amcası Orhan

Türk mitolojisine göre, Oğuz Han’ın amcası olan Orhan, Ordağ’da yaşamış bir hâkandır. Ordağ’a ulaşmak soğuktan ve rüzgârdan dolayı mümkün değildir. Orhan, ordu (ordo) şeklinde askeri örgütlenmeyi ilk gerçekleştiren kişi olarak kabul edilir. Ordu, “karargâh, hâkanın oturduğu şehir” gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Kelime Türkçeden Farsçaya, Arapçaya ve Balkan dillerine de geçmiştir. Urdu/Urduca da aynı kökten gelmekte olup “ordunun, askerin dili” demektir. Urdu hem Pakistan’ın resmi dili hem de Hindistan’ın resmî dillerinden biridir. Urdu dilinin hangi dilden türediği ve nasıl geliştiği üzerine farklı teoriler bulunmakta olup tartışmalara son verilememiştir. Urdu dili, cümle yapısı bakımından büyük ölçüde Farsçanın etkisinde kalan, Hintçe, Arapça, Türkçe, Farsça ve yerli dillerden birçok kelime alan oldukça zengin bir dildir.

Halihazırda ordu, bir devletin silahlı kuvvetlerinin bütünü anlamında kullanıldığı gibi bu bütünün başlıca bölümlerini ifade etmekte de kullanılmaktadır: Birinci ordu, ikinci ordu gibi…

Rauf Orbay

Türkçede karma yöntemle üretilmiş bazı kelimeler bulunmaktadır. Örneğin, gerzek “ger(i)+zek(alı)”dan, sunta “sun(i)+ta(hta)”dan, ohal “o(lağanüstü)+hal”den, gensoru “gen(el)+soru”dan, akbil “ak(ıllı)+bil(et)”ten, karper “Kar(s)+pe(yni)r(i)”nden üretilmiştir. Askeri rütbelerde de karma yönteminden oldukça istifade edilmiştir. Orgeneral, “or(du)+general” birleşimi ile türetilmiştir. Ordu komutanını ifade eder. Orbay da, “ordu beyi/orgeneral” anlamına gelir.  

Korgeneral,k(ol)+or(du)+general” kelimelerinin birleşimi ile türetilmiş olup, kolordu komutanını belirtir.

Tümgeneral, “tüm(en)+general” kelimelerinin birleşimi ile türetilmiş olup, tümen komutanı olarak görev yapar. Tümen, Eski Türkçe “tümen-herhangi bir şeyin çok olanı, on bin” kelimesinden gelmektedir. Tümen tümen “pek çok” anlamında kullanılır. İranlılarda da tümen, on bin kişilik birliğin adıdır. 1798-1825 yılları arasında İran’da 10.000 dinar, 1 tümene denk olarak kullanılmıştır.

Tuğgeneral ise “tug/ğ(ay)+general” kelimelerinin birleşimi ile türetilmiş olup, tugay komutanı olarak görev yapar. Osmanlı Türkçesinde kullanılan “mirliva” rütbesi, tuğgeneral ve tümgeneral rütbelerine denk bir askeri rütbedir. Zaten mir “emir”, livâ da “tuğ” anlamına gelir. Tugay, Eski Türkçede “alem, sancak, mızrak ucuna takılan simge” anlamına gelen “tuġ” kelimesinden evrilmiştir. Tuğ, her birinin ucunda hayvan kılından birer püskül bulunan dokuz kollu değnek biçimli semboldür. Moğollarda, Selçuklularda ve Anadolu beyliklerinde bağımsızlık alâmeti sayılmıştır. Eskiden hükümdarlara, rütbelerine göre paşalara ve şeyhülislâmlara verilen tuğ, Osmanlılar’da ucuna altın yaldızlı bir top ve gümüş bir hilâl geçirilmiş olan, topun altından at kuyruğu kıllarının sarktığı bir sırıktan ibâret şan alâmetidir. Tuğra kelimesi de “tuğ”dan gelir. Padişahın mühür ve imzasını belirten tuğra, şekil olarak da sembolize edilmiş bir tuğa benzer. Paranın iki yüzünü belirten “yazı-tura”daki tura da tuğradan türemiştir. “Gelinlerin yüzünü örten perde”yi belirten duvak da yine tuğ ile bağlantılı olup “tuğak/duğak”tan türemiştir, “örtücük/küçük örtü/bayrakçık” anlamına gelir.

Paşalık unvanı mirliva rütbesinden itibaren kazanılırdı. Paşa için öne çıkan görüş, Türkçe “beşe-ağabey”den gelmiş olabileceği yönündedir. Kelime bāşā söyleyişiyle Arapça’ya, pāşā şeklinde Farsça’ya geçmiş, ayrıca Balkan ve Kafkas dillerine de girmiştir.

“Hans, Sam, Tony, Johny, Herkel, Frank alayı birden…”

Albay, “al(ay)+bay/bey” kelimelerinin birleşimi ile türetilmiş olup alay komutanı (beyi) olarak görev yapar. Alay, bir albayın komutası altında üç ya da dört taburdan oluşan askeri birimdir. Alay, askerî terim olarak, Asâkir-i Mansûre’nin kurulmasından sonra ordunun tabur ile livâ arasındaki bölümü için kullanılmaya başlamıştır. Osmanlı Türkçesinde albay için “miralay” kullanılırdı.

Alay, Bizans ordu teşkîlâtındaki “allagion-seferde imparatorun maiyetindeki asker’’ kelimesinden dilimize intikal etmiştir. “Kalabalık, topluluk” anlamını ifade eden bu kelime, “Hans, Sam, Tony, Johny, Herkel, Frank alayı birden…” ifadesinde “bütünü, hepsi” anlamında kullanılmıştır.

Taburcu olmak

Yarbay da “yar(dımcı)+(alay)+bay” birleşiminden oluşmuş olup alay beyinin yardımcısını ifade eder. Osmanlı Türkçesinde yarbay için “kaymakam” kullanılırdı.

Tabur, bir yarbay veya binbaşının komuta ettiği, bölükten büyük, alaydan küçük askeri birliktir. Macarca “tábor-ordugâh” kelimesinden alınmıştır. Özellikle Osmanlının son döneminde askeri hastaneler ön planda olduğundan tıbbi bazı terimler askeri jargona tabi olmuştur. Tedavi olarak hastaneden ayrılan askerler, taburlarına geri döndüklerinden, hastaneden ayrılan herkes için “taburcu olmak” tabiri kullanılagelmiştir.

10’lu teşkilat sistemi

Binbaşı ve yüzbaşının anlamı açıktır. Dünya tarihinde ilk defa 10’lu teşkilat sistemine dayalı ordu örgütlenmesini yapılandıran kişi Hun Kağanı Mete Han’dır. Bu teşkilatta en büyük birlik 10.000 kişilikti ve bu birliğe “tümen” adı veriliyordu. Tümenler de 1000'li, 100'lü ve 10'lu olmak üzere kademeli olarak küçülen birliklere ayrılıyordu. Söz konusu bu teşkilat, ufak değişikliklerle bütün Türk devletlerinde varlığını sürdürmüştür.

Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme

Teğmen, değmek fiilinden türetilmiş bir kelimedir. Seğmenden esinlenildiği düşünülmektedir. Osmanlı Türkçesinde mülazım ifadesi kullanılırdı. Bu da “iltihak eden, katılan” anlamına gelmektedir.

Çav Bella

Çavuş, Eski Türkçe “çabış/çavış” kelimesinden evrilmiş olup “çav- seslenmek, bağırmak, haykırmak” fiilinden türetilmiştir. “Bağıran, çığırtkan, seslenen” anlamına sahiptir. Orduda düzenin korunmasıyla görevli olan çavuşlar, hükümdarın ve diğer büyük kumandanların emirlerini askerî birliklere yüksek sesle bildirirlerdi. Ses çıkararak, gürültülü biçimde akan suya, aynı kökten türemiş “çağlayan” denmesi de bu sebepledir.