Mutasavvıflar ve hikmet sahibi filozoflar, âlemdeki yaratılışın devam ettiğinin bilincinde olarak küçük âlem olarak nitelendirdikleri insan için de bir tekâmül nazariyesi ortaya koymuşlardır. Böylece insan için hayat, sürekli bir hareket ve mücadele hâlidir. İnsan, beşikten mezara kadar yürünecek bir yolun izini sürmektedir. Tasavvuf literatüründe de seyr-i sülük gibi kavramlar, bu sürece atıfta bulunur. Belki de Karl Jaspers, “Felsefe yolda olmaktır” derken aynı hikmeti ifade ediyordu.
İslâm Peygamberi’nin yol ve yolcuya dair öğretileri, özellikle Selçuklular tarafından ayrı bir ilgi odağı olmuştur. Sadece ticaret hayatı ve ömürleri yollarda geçen tüccarların hakkına gösterdikleri önem, Selçukluları tanımak için bize yeterli bilgiyi verecektir. Onlar aslında basit bir alış-veriş işleminden ziyade, canın ve malın emniyetini tesis ederek İslâm dininin evrensel mesajlarına kulak veriyorlardı. Çağın üstündeki hukuk ve emniyet sistemini ise, özellikle Anadolu kervan yollarına kısa aralıklarla inşa ettikleri kervansaraylar sayesinde sağlıyorlardı. Böylece Anadolu her çeşit insanın rahatlıkla geçimini sağlayacağı, dünyanın dört bir yanından tüccarların mallarını selamet içerisinde satacağı, huzur ve güvenin tesis edileceği bir dünya cenneti olma hedefine hızla ulaşmaktaydı.
Günümüzde artık sadece birer tarihî eser olarak gördüğümüz kervansaraylardan bazıları harabe halinde, bazıları da birtakım restorasyonlarla ayakta kalmaya çalışmaktadır. Özellikle Kayseri, Aksaray, Konya, Antalya şehirlerinde yoğun bir şekilde karşılaştığımız bu kervansaraylar, maalesef sayılı araştırmalara ve sınırlı ilgiye konu olmaktadır. Halen jeopolitik konuma sahip olan Türkiye, bu enerji ve potansiyelini uluslararası arenada daha saygın bir noktaya ulaştırmak için mirasçısı olduğu Selçuklu Devleti’nin, kervansaraylar üzerinden ortaya koyduğu ticaret hukukunu gözden geçirmelidir.
İncelediğimiz kadarıyla ihmal edilen kervansarayların başında, belki de Kırşehir’de bulunan Kesikköprü Kervansarayı gelmektedir. Cacabey Kervansarayı olarak da bilinen bu eser, Selçukluların Kırşehir emiri olan Nurettin Caca tarafından 1251 yılında yaptırılmıştır. Bu kervansarayın hemen bitişiğinde tipik bir Selçuklu eseri olan Kesikköprü bulunmaktadır. Kırşehir Konya yolunu birbirine bağlamak için yapıldığı bilinen bu köprüye bakarak, Kesikköprü Kervansarayı’nın o dönem için önemli bir mevkide inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bu tarihi önemine rağmen kervansarayın yeterli ilgiyi görmemesi ve âtıl vaziyette bırakılması, sahip olduğumuz mirasın kıymetini bilmemekten kaynaklanmaktadır.
Birçok kervansarayda olduğu gibi heybetli taç kapısı, tonozlarla süslenen eyvan ve revakları, aslan figürleri, sivri kemerleri gibi mimari açıdan da çeşitli unsurlara rastladığımız Kesikköprü Kervansarayı, sanat tarihçilerinin de hayretini uyandıracak zengin bir güzelliğe sahiptir. Ahi Evran, Hacı Bektaş-ı Veli, Yûnus Emre gibi gönül erlerini; Nurettin Caca, Melik Muzaffereddin gibi devlet adamlarını; Gülşehri, Âşık Paşa gibi şair-mutasavvıfları; Muharrem Ertaş, Çekiç Ali, Neşet Ertaş gibi âşık-ozanları; Cacabey Medresesi, Melikgazi ve Fatma Hatun Kümbeti, Yûnus Emre Türbesi, Lale Camii gibi eserleri bünyesinde barındıran Kırşehir, tarihî ve mimari açıdan büyük bir öneme sahip olan Kesikköprü Kervansarayı’na da gereken ilgiyi göstererek bu kültürel zenginlik ve bütünlüğüne sahip çıkmalıdır.