“Kalkmış güzelim sabaha açmış penceresini,
Dalga köpüğü Trabzon evlerinden biri,
Silkelemiş düşlerini pencereden,
Bakmış evinin ayak ucunda,
İnce bir örtü mavi deniz…”
Ceyhun Atıf Kansu
Umutların, istikbalin aynasından yansımasıdır Araklı
Araklı deyince uçsuz bucaksız bir deniz gelir aklıma… Zira bu şehrin gözleri deniz mavisidir. Şehrin kaderi her noktada denizle kesişir. Dünya kurulalı beri denizle söyleşir bu güzide şehir. Yalnızlığını onunla paylaşır. Hasret, balıkların gözyaşlarına karışır seherlerde. Masmavi sular serenat yapar acı tatlı hatıralarını paylaştığı şehre. Dalgalar dile gelir seher vakitlerinde. Yeni günün neşesine ortak olurlar. Hayatın hüzün tortularını atarlar üzerinden.
Umutların istikbalin aynasından yansımasıdır Araklı… Gül bahçelerinden gül denizlerine uzanan uzun bir koridor… Bu koridorda tükettik ömür sermayemizi. Gecelerimizi doyumsuz kılan bir rüyadır bu şehirde bu şehri yaşamak. Ya gurbette bu şehre sevdalanmak… O bir ateşten gömlekten farksızdır. Sıladaki kentin cadde ve sokakları yâdıma düştüğünde ruhumdaki hüzünler harmanlanır boylu boyunca. Mevsimlerden sonbaharı yaşarım yazın ortasında. Hayallerimin enkazı altında ezilirim. Yağmur damlaları bir kurşundan farksız düşer sırtıma. Gurbette yaşadığım şehir bir harabe, bir mezarlık olarak kalır hatıralarımda. Gecenin karanlıkları örtemez gurbetteki hüznü ve acıları. İçimdeki yalnızlığı silemez hiçbir şey…
Bir ömür söyleştiğin denizlerin o iri mavi gözlerine meftunum Araklı… Sen ki dünümüzün deli dolu sergüzeştlerine tanıksın. Farzet ki bir oyundu yaşadığımız. Oyun ama ciddi bir oyun… Bedelini zaman olarak hayat değirmenlerinde öğüttüğümüz, içine bir ömrü sığdırdığımız bir buğday tanesi misali… İçi memleket sevgisiyle dolu bir ressamın uykusuz gecelerde çizdiği şaheserdi arkada bıraktığımız. Bizler o bembeyaz tuvalde boynu bükük ve aciz bir portreden başka neyiz ki!... Ellerimiz ve ayaklarımız hatıraların paslı zincirleriyle bağlı… O paslı hatıralar zincirinin en büyük halkası sen değil misin Araklı, sen değil misin?
Sen bir anneydin Araklı, dizlerinde uyuduğum ve büyüdüğüm şefkatli bir anne… Denizlerin vardı senin… Hamsisi, mezgidi, istavriti bol denizlerin… Cömerttiler bir anne kadar… Lâkin şimdi eli sıkı bir cimri rolünü oynuyorlar hayat oyununda. Beni hülyalara daldıran masmavi suların vardı, düşlerimin çekirdeği, ana nüvesi... Gecelerin vardı, uykusuz gecelerin. Sevdalıların ay ışığı altında derin hayallere daldığı, hayattan kâm aldığı gecelerin şimdi hüznü çağrıştırıyor gurbetteki evlatlarına. Bir zamanlar etle tırnak gibiydin evlatlarınla. Fakat şimdi her birini gurbetin bir köşesine saldın. Onların arzuları senin merhametli kollarında yaşayıp senin bağrında vermekti son nefeslerini. Şimdi kara kışlar çepeçevre kuşatmış mevsimlerini. Ömrün ahirinde ateşten şiddetli olan intizardır paylarına düşen…
Araklı deyince birbirinden güzel yaylaları gelir akla
Trabzon’un doğusuna düşer gül yüzlü, gül kokulu Araklı. Trabzon’un uzağında kalsa da iliklerine kadar yaşar ve yaşatır Trabzon kültürünü. Aidiyetinden asla taviz vermez. Aynı havayı teneffüs eder. Mesafeler Trabzon’la arasındaki sımsıcak dostluğuna engel olamaz.
Araklı deyince birbirinden güzel yaylaları gelir akla. Yaylalar şehrin kasvetinden uzaklaştırır bizi. Yaylalar ki her biri yüz bin doktora bedeldir. Senenin üç ayı boyunca yaylaların o buz gibi soğuk sularından içenler, kolay kolay düşmezler yataklara. Yayla havası çelikleştirir bedeni. Doğal yağdan ve peynirden yapılan kuymakların lezzeti damaklarda kalır.
Âh Araklı! Şimdi gurbet mahzenlerinde yüreğim yanar. Kardelenler açar gönlün karlı dağlarında. Üşürüm yokluğunda, ısınırım hatıralarının sıcağında. Sensizliğin sürgününde, ayrılıkların ertesinde, gecenin hançer gibi içime batan soğuğunda dikilip kalmışım sana giden yolların kavşağında. Damarlarımda senden kan, bedenimde senden can taşıyorum.
Bir siyah-beyaz fotoğraftır şimdi yalın kılıç düşlerimi süsleyen. Anneannemin ceviz sandığında gün yüzüne hasret bir kare… Acı ile hüzün sarmalamış göçebe duygularımı. Aşk ve ıstırabın uykudan uyanmış hâlidir gönül bahçemdeki kan kırmızı gülün mahmurluğu… Geçmiş zaman şarkılarıdır ulu şehrin gönül telini titreten. Yüce dağların karıdır gönlümüzün ateşini alan, o karlar ki pınarlarımızın hayat kaynağıdır. Dağlarımızı bembeyaz bir yorgan gibi örten karın paklığı gönül paklığına tekabül eder. Cemreler düşeceği vakti sabırsızlıkla bekler.
Karanlık çökünce tenhalara acılardır senden payıma düşen. Sayfaları eskimiş, işi bitmiş bir defter gibi yorgun ve terk edilmişlik duyguları içerisindeyim. Sabahı bekleyen bir hasta gibi zaman durur dört duvar arasında. Kavrulan bağrımı dağ rüzgârlarına açmış bekliyorum. Denizler gelmeyin üzerime, tuzlu sularınızı değdirmeyin yürek yaralarıma…
Deniz kenarında suya değen bakışlarım dalgaların getirdiği köpüklerin çıkardığı ritmik sesle yön değiştiriyor. Düşünceler beni Araklı’nın yarınlarına götürüyor. Kelebekler nasıl kozasını örerse ben de bu şehrin geleceğini örüyorum beynimin tenha yerlerinde. Dalgalar yalıyor kıyıları. Kumları okşuyor köpükler… Güneşin batmaya yüz tuttuğu vakitlerde tabiatın fırçasından eşsiz bir tablo çıkıyor. Bu tabloya ne Picasso’nun ne de Bellini’nin kudreti yeter.
Araklı deyince şirin Konakönü gelir aklıma dostlar!
Geleceği çok uzaklarda görenler, ‘gün bugündür’ anlayışında olanlar ve geleceği ufkun arkasında hayal edenler basiret fukaralarıdır besbelli. Bu akıl fukaralığı aydınlık yarınların etrafını saran paslı bir zincirden farksızdır. Sert fırtınaların varlığını bilmek ve idrak edebilmek için fırtınalara maruz kalmak gerekmez ki… Bunun ötesinde fırtına başladığında gösterilen canhıraş gayretler ne fırtınayı dindirir ne de zararından korur bizi. Üstün akıl, bugünü dünden, yarını bugünden gören akıldır. Ancak bu akıl önümüzü aydınlatır.
Araklı deyince şirin Konakönü gelir aklıma dostlar! Araklı’nın temellerinin atıldığı bu yemyeşil burun, doğal güzellikleri ve denizle olan samimiyetiyle görenlerin aklını başından alır. Fakat bu güzelliklerin çoğu artık siyah beyaz resimlerde veya kartpostallarda kaldı. Zira bir masal diyarını andıran Konakönü son dönemlerde Betonönü’ne dönüştürülmüştür. Yeşilin cenneti olan Konakönü, ne yazık ki birbiri ardına yapılan inşaatlarla beton cehennemine çevrilmiştir. Kirli dolarların yeşili tabiatın yeşiline galebe çalmıştır. Bu çağın rant hastalığı ne yazık ki güzel Araklı’mızı ve onun ilk kurulduğu yer olan Konakönü’nü de fazlasıyla etkilemiştir. Sakin bir balıkçı köyünü andıran bu güzel yeri imara açanların, başta vicdanları olmak üzere, şehrin kadim asırlara dayanan mâzisiyle de yüzleşmesi gerekir.
Evleri sevgi ve muhabbet tuğlalarıyla örülmüş sımsıcak bir şehirdir Araklı. İnsanları alabildiğine mütevekkil ve mütebessimdir. Şehir her sabah gülen yüzüyle uyanır, bağrında ömür tüketenlere içten bir “merhaba” der. Şehrin o samimi merhabasına, mavi yorganını üzerinden atarak uyanan deniz “günaydın”la karşılık verir. Rüzgârın denizden aşırdığı tuzlu esintiler dudaklara değince kekremsi bir tat hissedersiniz. Gönüller güne huzurla başlar.
Geniş cadde ve sokaklarıyla canlı bir tarihtir şirin Araklı
Geniş cadde ve sokaklarıyla canlı bir tarihtir şirin Araklı. Nice insanlar solumuştur bu şehrin tertemiz havasını. Tarihî İpek Yolu’nun kadim güzergâhlarından biridir burası. Bu güzel şehir Araklı adını, Buzluca ve Kalecik yakasında yer alan iki kale arasında bulunması nedeniyle Arakale’den aldığı varsayılmaktadır. Bu arada şehrin eski adının “Erakleia” olduğu da söylenmektedir. Tabii ki bunlar birer rivayetten öteye gitmemektedir.
Araklı, Trabzon’un diğer ilçeleri gibi 1916 yılında Rus işgaline uğramış, birçok acıya şahitlik etmiştir. Çok şükür ki 1918 yılında çarlık yönetiminin devrilmesiyle bu işgal sona ermiştir. Fakat işgal süresince çekilen acılar belleklerden kolay kolay silinememiştir.
Yüzyıl geçse de unutulur mu esaret günleri? Geçer mi yürek yaralarının sızısı? Yeşilyurt’ta ruhlar yatar mı uykuya? Kanla yazılan özgürlük yemini suyla silinir mi? ‘Zaman hiçbir şeyi unutmaz ve unutturmaz’ derler. Acı tatlı bütün hatıralar zamanın heybesinde saklı durur öylece. Avuçlarımıza aldığımız ve gönül asumanına uçurduğumuz barış güvercinleri vurulur mu öfkenin zehirli oklarıyla? Çalınır mı zaferlerden arda kalan mutluluklarımız? Bölüşülür mü en büyük zenginliğimiz olan gönül sermayemiz? Söndürülür mü gönüllerimizi aydınlatan sevgi mumları? Bu sorulardır zihnimi gece gündüz kemiren. Olmaz olmaz demeyin. Dünün acılarını unutmamalı, unutturmamalı… Unutmak gaflettir, gaflet intihardır. Fatih’in emeğine ihanettir. Geçmişin acılarını tellal misali geri çağırmaktır.
Şahsına münhasır Araklı
Araklı, henüz hakkıyla ve lâyıkıyla keşfedilememiş bir turizm merkezidir. Burası henüz bozulmamış, bakir bir coğrafyadır. Pazarcık ve Yeşilyurt-Yılantaş turizm merkezleri şehrin gözbebeğidir. Araklı’nın 70 km. güneyinde bulunan çam ağaçlarıyla kaplı “Pazarcık” Turizm Bakanlığınca turizm merkezi ilan edilmiştir. Pazarcık’a girişte Pazarcık Mağarası bulunmaktadır. Yeşilyurt beldesi Yılantaş Yaylası’nda her yıl 25 Ağustos’ta şenlikler yapılmaktadır. Yeşilyurt'ta 1. Dünya Savaşı’ndan kalma şehitlik bulunmaktadır. İlçe merkezine 10 km. uzaklıkta Bereketli köyünde “Acısu” olarak bilinen maden suyu yer almaktadır. Ayrıca 55 km. uzaklıktaki Çörmeler Pelitli’de ve 80 km. uzaklıktaki Balahor’daki maden suyu şifalı olarak bilinmektedir. Fakat buralar henüz turizme kazandırılamamıştır.
Araklı deyince Karadeniz’in has delikanlısı merhum Erkan Ocaklı gelir aklıma. Erkan Ocaklı’nın, Araklı için söylediği enfes türküyle bu şehri baştan aşağı doyasıya yaşarsınız.
Trabzon’un en güzel ilçelerinden biri olan Araklı’da şehirle şehirli arasında güçlü tarihî ve insanî bağlar vardır. Şehir insana, insan da şehre tanıktır. Onlar ki geçen zaman içerisinde birbirlerinin üzüntülerini paylaşıp azaltmışlar, mutluluklarını da paylaşarak alabildiğine çoğaltmışlardır. İyi ve kötü günlerde sırt sırta ve omuz omuza vermişlerdir. İyi günde de kötü günde de etle tırnak gibi bir ve beraber olmuşlardır. Onun içindir ki ünsiyetleri gıpta edilecek cinstendir. Burada insan şehre ne kadar yaklaşırsa şehir de ona o kadar yaklaşır.
Şahsına münhasır bir kimliği olan şehirlerden biridir Araklı. Zamanın çetelesini tutan kum saati gibidir. Dünün onurlu izlerini taşır üzerinde. Bütün dış müdahalelere rağmen ruhunu kaybetmemiştir bu şehir. O ki kabule mazhar bir duadır gönüllerde. Vuslatı ödül, hicranı cezadır bu güzel şehrin. Vakar ve tevazu bu şehri özetleyen iki tılsımlı kelimedir. Hatıralardan müteşekkil heybesinde ne sırlar saklıdır. Belleklerde silinmez izler bırakmıştır denize sevdalı bu şehir. Sevgilerini istiflemiştir. Yarınlara dair umutlarını harmanlamıştır.
Araklı’yı anlatmak zordur bu sınırlı kelimelerle
Araklı’nın gül yüzlü insanları direnir hayatın zorluklarına. Ödünç umutlar ve güven alınır, satılır çoğu zaman. Taş duvarlarda solmayan bir tebessüm karşılar sizi güneş doğarken. Düşler ve düşünceler beyaza boyanır düşlerin gölgesinde. Adalet terazisinin en ağır taşı olur hak ve hakikat… Yalan ve talanın adı silinir yüreklerden. Güzellik çirkinliği, aşk nefreti, barış savaşı, cesaret korkuyu, inanç isyanı, sessizlik çığlığı, su ateşi, mazi metalik çağın suretini kovar mekânından. Kanaat dolar heybelere. Güvercinler ‘hû’ sesleriyle doldurur camilerin avlularını. Sicim gibi rahmet yağmurlarıyla bulutlanır masmavi gözler… Ezanların uhrevî tınısı günde beş vakit emzirir pörsümüş iştiyaklarınızı. Geçmişe dair her şey tarihin ihtişamına şahitlik eder burada. Seneler boyunca helal bir ekmek kapısı olur Perşembe Pazarı ter akıtan müdavimlerine. Sabrın çardağı altında kanaat dantelleri örülür o bembeyaz sevgi ipliğiyle.
Araklı’yı anlatmak zordur bu sınırlı kelimelerle. Araklı, rüyalarımı süsleyen şehir! Karanlığıma doğan güneş… Acılarımın panzehiri… Yolların kavşağında kılavuzum, en zor zamanlarımda umudum, azgın sularda can yeleğim… Sözlerimi şereflendiren belde, dünya cennetim, yaralarıma merhem, masallarımın iyi yürekli prensesi, alın terim, ekmeğim, tarlamda sararmış tütünüm… Bir küçük fidanın çınara dönüştüğü belde, zemherilerde içimi ısıtan güneş, hicret duygularımın menzili, şiirim, bin yıllık bestem, dudaklarımdan düşmeyen terennüm, gönlümdeki ateş bahçelerini sulayan şehir, karanlık gecelerime doğan mehtap, adıma ve aşkıma düşen kutlu pay, huzurun gölgesi, uçarı gönlümün akıl hocası, hicran ateşimin dumanı, sekerat vaktindeki son nefesim, azgın dalgalara karşı sığınacağım en güvenilir liman… Dar vakitlerde elimden tutan sıcak dost… Araklı aydınlık geleceğimizdir.