"Dünyayı Güzellik Kurtaracak" sloganı ile yola çıkan birkaç iyi adam ile tanıştım. Anadolu'nun seçkin illerini dolaşıp 4 Kasım Cumartesi günü Kastamonu'ya geldiler. Finali İstanbul'da yapılan "Hüsn ü Aşk Okumaları" projesinden bahsediyorum. Hedef kitlesini edebiyat fakültesi öğrencileri olarak belirlemiş projenin Kastamonu programına katılmak nasip oldu. Umarım Ercan Yılmaz liderliğinde gerçekleşen böyle güzel projeler gerekli desteği görür ve devam eder. Programı ilginç kılan ve bu yazıyı yazmama teşvik eden olay ise Bursa'da ve İstanbul'da tanışma şerefine ulaşamadığım Prof. Dr. Mustafa Kara hocamız ile Kastamonu'da karşılaşmam oldu.
Akif Bey Konağı'na girdiğimizde, görevli hanımın "Öğrenci velisi misiniz?" sorusu haklıydı. Bu tarz toplantılarda gelen boş çevrilmez, yeter ki talip olsun. Aşk meclisine gelen boş çevrilir mi? Hem biz ailecek programa iştirak ettik. “İki küçük erken dönem üniversite adayının velisiyim” diyebilirim; fakat arada daha orta ve lise var. Program belli kitleyi hedeflediği için duyurular yetersiz olabilir; fakat genel durumu düşünürsek bu iyiliği duyurma ve güzellikte buluşma işlerinde eksiklerimiz var.
Bizim programdan haberdar oluşumuzun hikâyesine gelirsek; İstanbul'da bir kültür programı vesilesiyle tanıştığımız, Edirne'nin gönüllü kültür elçisi, Neriman Ekinci hanımın maili sayesinde programı öğrendik.
Bir beyit beyin ve kalp zincirlerini kırmaya yeter
Program her ilde Ercan Yılmaz'ın konuşması ile başlıyor. İkinci konuşmacı o ilin divan edebiyatına gönül vermiş değerli bir şahsiyeti oluyor. Kastamonu'da Doç. Dr. Abdullah Aydın Bey, seçtiği beyit örnekleri ile hakiki aşkı anlattı. Hocamız divan edebiyatını sevdirecek yetkinlikte. Divan edebiyatına bu sunum sonrası ilgim daha çok arttı. İşi ehlinden öğrenmek şart. Bir ustaya çırak olmak her işin başıdır.
Hocamız konuşurken benim aklımda Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyin "Hiç âşık oldun mu?" sorusu dolanıyordu. İçimden "Bu soruyu anlamak için divan edebiyatı okumak gerekiyor." dedim. Bu divana âşık "ol" da gel ve hakka divane ol. Abdullah Aydın hocamız sunumunda belli başlıklar altında topladığı beyitler ile derdini anlattı: "Aşk Nedir? / Aşk Anlatılabilir Mi? / Aşk Gönül İşidir / Aşkta Güzellik Kişiye Özeldir / Mecazî Aşk Nedir? / Aşık Kimdir? / Âşık Melâmet Ehli Olur / Aşkta Halkın Rolü Var Mı? / Aşık Olmak / Kabirde Aşk / Güzellikte Câzibe / En Büyük Âşık Kimdir? Diğerleri Hayalî Ve Beşerîdir / Kendinizi Okuyun."
"Aşk ayetini akl ile tefsir edemezsin." beyiti beni benden aldı, başka âleme taşıdı. Aşk makamında hesap, kitap hepsi silinir. Başka bir şey okumalı, gönül dilini öğrenmeli, ruhu keşfetmeli... Bir beyit beyin ve kalp zincirlerini kırmaya yeter. Hemen aklımdan âşıklar geçti. Kırk yaşına kadar medrese hocası olup ardından aşka teslim olanları muhabbet ehli tanır. Önce hesabı bilip sonra olanlara âlim, mürekkep yalamadan daha erken yaşlarda âşık olanlara meczup, doğru zamanda âşık "ol"anlara arif denir mi? Aslında fıtratı da katmamız gerekiyor. İnsanın karakteri bir değil. Aşk yolculuğunda ben’imiz zaten en önemli problem. Mizaç farkları da bu süreci etkiliyor. İnsan sayısı kadar hakikate ulaşan yol var. Kimine bir damla yeter, kimi kana kana deryadan içer doymaz. Bu noktada çap yani kabın büyüklüğü de önemlidir.
Hüsn ü Aşk dünya klasiğidir
Hüsn-ü Aşk Okumaları programı santur sanatçısı Sedat Anar beyefendinin divan edebiyatından örnekler sunduğu müzik ziyafetiyle son eriyor. Divan edebiyatına Farsça nasıl yakışıyorsa santur müziği da öylece beyitlerle hemhâl olmuş. Ruha dokunan melodileri hep sevmişimdir. Hüseyin Cemil bir albüm aldı ve eve geldiğimizde ilk işi CD'yi dinlemek oldu. Çocuklarımızı ruha gıda olacak müzikle tanıştırmalıyız ki sanat ruhu oluşsun.
Etkinliğin yapıldığı Akif Bey Konağı'dan bahsetmeliyim. Ayhan Ağabey çok güzel ev sahipliği yaptı. Kastamonu'nun tarihi konaklarından biri olan Akif Bey Konağı dokusunu koruyarak yenilenmiş, butik otel olarak hizmet veriyor. Bahçesi ve ahşap mimarisi, “ah nerede o eski bahçeli Türk evleri” dedirtiyor.
Hüsn ü Aşk programı güzeldi. Günün büyük hediyesi başka bir program vesilesiyle Kastamonu'da bulunan tasavvuf profesörü Mustafa Kara hocamızın programa katılmasıydı. Programın sonunda yaptığı 6 dakikalık konuşması bana yetti. Mustafa Kara, "Hüsn ü Aşk dünya klasiğidir." vurgusuyla yaptığı konuşmasında Şeyh Galip'in bu eserini 20 yaşında yazdığına dikkat çekti. Gençlere “siz de yazabilirsiniz." dedi. Emek ister, çalışma ister, aç susuz kalmayı göze almak ister. Kısaca aşk ı muhabbet ister değil mi? Hocamız gençlere bu kısa sürede unutamayacakları bir ders verdi. Keşke orada olsaydık diyenler konuşmayı buradan dinleyebilirler.
İlim, irfan ve hikmet kitabının kendisiyle şehrin sokaklarında yürümek
Ertesi gün misafirlerimiz ve mihmandarlarından nasibi olanlar ile Kastamonu'nun kalbi Şeyh Sünneti Dergahı’nda buluştuk. Pazar günü sabah namazı sonrası Şaban-ı Veli Hazretleri türbesinin yanındaki camide işrak namazına kadar zikir çekiliyor, ardından çorba ikramı var. İstanbul’daki Aziz Mahmud Hüdayi Dergâhı gibi bacası tüten tekkelerden. Ayrıca her cumartesi 15:30'da Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Kültür Vakfı'nın organize ettiği ilim ve hikmet sohbetleri yapılıyor.
Kahvaltı sonrası Kastamonu sokaklarını temaşa etmek üzere yola çıktık. Bursa sokaklarını Mustafa hocamızın Bursa tasavvuf hayatını ve tarikatlarını anlattığı haritalı kitabıyla adımlamıştım. Hocanın kitaplarıyla dolaşmak isteyenler için bir kitabını temin etmek yeterli; fakat ilim, irfan ve hikmet kitabının kendisiyle şehrin sokaklarında yürümek başka bir şey. Belki bir gün Bursa sokaklarını da birlikte adımlamak nasip olur.
Mustafa Kara hocamızın yol arkadaşı güzel adam Emir Sultan imamı Mustafa hocamızı dinliyoruz: Bir grup gelir, "Bursa'da şurayı gezdik, burayı gezdik" diyerek anlatırlar. O demiş ki, "Mustafa Kara'yı, Safiyyüddin Erhan'ı... gördünüz mü?" Hatta daha fazla isim saydı, ben bu kadarını akılda tutabildim. Bilal Kemikli hocamız da artık Bursa'da. Bursa'da veya başka bir şehirde olanlar veya bir şehri ziyarete gidenler o beldenin hafızası iyi adamları araştırmalı ve bulmalıdır.
Kapısından kimsenin dönmediği, gönül rahatlığı ile içeri girdiği etiketsiz/tabelasız mekânlar
Bazı vesilelerle dile getirdiğim konuyu hocamıza sordum: "Hocam Bursa'ya gelince size ulaşmamız zor oluyor. Merkezde bir mekân olsa daha iyi olmaz mı?" Bir yıl içinde böyle bir şey olabileceğini söyledi. Bu sevindirici haberi de vereyim. Nesiller arası bilgi aktarımının devam etmesini istiyorsak buluşmaya vesile olacak muhabbet mekânları üretmek zorundayız. Her şehir için geçerli bir öneri; kapısından kimsenin dönmediği, gönül rahatlığı ile içeri girdiği etiketsiz/tabelasız mekânlar. Bir Küllük, bir Marmara Kıraathanesi gibi mekanları zamanın ihtiyaçlarını hesaba katarak üretemiyorsak bu ayıpta hepimizin payı var.
Daha önce belirttiğim gibi aslında Mustafa Kara hocamız başka bir program vesilesiyle Kastamonu'ya gelmiş. Hüsn ü Aşk programını duyunca katılıyor. Hocamızın "Bursalı Akif Mevlidi veya Kadınlar Mevlidi" isimli Ekim 2017'de yayınlanan kitabıyla ilgili araştırmaları da devam ediyor. "İki yüz yıldır Kastamonulu Kadınların Yaşattığı Mevlid: Bursalı Akif Mevlidi" başlığıyla sitemizde tanıtılan kitabın imzalısı da nasip oldu. Başka bir metni bulmak için verilen çabaya da şahit oldum. Hatta söyleyebilen varsa kayıt konusunda da hocamız uyarıda bulundu. Biz de bu yazı vesilesiyle duyuralım. Bir işe muhabbet duyma, ilim-irfan böyle bir şey, âşık isen peşinde koşturursun ve kendini unutursun.
Mustafa Kara hocamız şömine yanındaki odunlar arasında bulduğu tahtayı babasının yazdığı elif-ba tahtasına benzetti. Ben Afrikalı çocukların ellerindeki defter gibi kullandıkları tahtalara benzettim. Hocamızın babası Kutuz Hoca'ya rahmet olsun. Kutuz Hoca'nın hayatını diğer oğlu İsmail Kara hocamız yazdı, okumanızı tavsiye ederim. Güzel evlatlar yetiştirmiş. Hocamız minare fotoğrafları arşivi yapıyormuş, bunu da öğrenmiş olduk. Kastamonu'da daha önce yanından geçip fark etmediğim epeyce ahşap minare varmış. Fotoğrafa ilgisi olan biri olarak bu da bana ders oldu. Daha fazla dikkat etmeliyim. Bu vesileyle Kastamonu'da ahşap minare sayısının düşündüğümden fazla olduğunu fark ettim. Ayrıca dergilerin ilk sayılarını arşivliyor hocamız. Elinde ilk sayı dergi örneği olan da Mustafa Kara hocamıza ulaştırabilir. Kolay yol Dergâh Yayınları’na postalamak.
İyiliğin damarlarını görünür kılmak
Bu yazı Kastamonu'ya giriş yazısı olsun. “İstanbul dışında her yer taşradır” ön kabulü kırılmalıdır. Anadolu'nun kadim kültür merkezleri harekete geçmeli ve bu hareket görünür kılınmalıdır. Twitter’da #kastamonuetkinlik, #kastamonuseyahatdersleri etiketleri ile tivitler atarak işe başladık. Bu tarz toplantılar yeni tanışıklara vesile oluyor. Kastamonu'nun iyi adamlarını ve iyi mekânlarını tanımak ve tanıtmak görevimiz. Ben eli kalem tutan herkesin bulunduğu şehre karşı sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. İyiliğin damarlarını görünür kılmak, onu bir sancak gibi göklere çekmek bu işin parçasıdır. O beldede yaşayan ve iyiliği arayan biri o sancağı görür ve yaklaşırsa bize ne mutlu. Bir başkent asla sancaktarlığını kaybetmez. Şeyh Hüsameddin Çoban Kastamonu'yu başkent yapmış. Muzaffereddin, İsmail Bey ve arasında geçen birçok bey hem ilme değer vermiş hem de bölgeyi imar etmiş. Böylece bu diyar âlimleri, evliyaları, tarihi yapıları ile anılan bir belde haline gelmiştir. Doğal güzelliği zaten dillere destan. Sonbahar bitmeden Kastamonu'ya gelebilenler şanslı.
Dünyayı güzellik kurtaracak diyen herkesi muhabbetle selamlıyorum. İyi adamlar ve iyi mekânlar defteri tutalım derken böyle bir şeyin altını çizmeye çalışıyorum. İyilik her zaman muzafferdir ve yeryüzünde okunan iyilerin destanıdır.