İnsan, mekân, kelime... Davetin hangisinden geleceği belli olmaz. Bize düşen davete icabet etmektir. Bu yazıyı bir kelime ilham etti. Bazı kelimeler zamanla yeni anlamlar kazanır; en kötüsü iyi bir kelimenin menfi anlam kazanmasıdır. Bu konuya birçok örnek vermek mümkün, kelimeleri kullanırken bazen aslı nedir diye araştırmamızda fayda var. Hiyel/Mühendislik Bilim Tarihi alanından bir örnekle olumsuz anlam değişimine dikkat çekmek istiyorum. Bilim Tarihi hakkında kısa bilgi verdikten sonra, soru sormak ilmin yarısıdır diyerek, dört sorunun peşine düşeceğiz. İlm-i Hiyel araştırmalarında karşımıza çıkan sorunlar nelerdir? Eskiler Hiyel ilmini nasıl tarif etmişler? Hiyel kelimesinin tekil kullanımı "Hile" bildiğimiz anlamda bir kelime midir? Geçmişten günümüze mühendislik biliminde silsile kurabilir miyiz?

Bilim Tarihi XX. yüzyılın başında akademik disiplin haline gelmiştir. Belçikalı bilim tarihçisi George Sarton (1884–1956) disiplini tanımlamış, ülkemiz için onur kaynağı Prof. Dr. Aydın Sayılı (1913- 1993) hocamız alanda ilk doktor ünvanını almıştır. Ülkemizde akademik anlamda bilim tarihi çalışmaları böylece başlamıştır. Salih Zeki Bey (1864-1921) matematik alanında çalışmalar yaparken, özellikle Batılı bilim dünyasını tanımış ve kendi coğrafyamızın ilim adamlarından matematik bilimine katkı yapanları telif eserleriyle dünyaya tanıtmıştır. Kısaca daha disiplin haline gelmemiş alanın Matematik Bilim Tarihi’ni yazmıştır. Salih Zeki Bey'in Asar-ı Bakiye kitabı günümüz Türkçesine çevrilmiştir, Kāmûs-ı Riyâziyyât kitabı yayınlanmayı beklemektedir.

Bilimler belli bir disiplin haline gelmeden önce bizim müelliflerimiz örnekte olduğu gibi ilim adamlığının hakkını vermiş, gerektiği yerde kaynak göstererek eserler yazmışlar, çalışmalarını bir disiplin içinde sürdürmüşlerdir. İlim adamlarının hayatını konu edinen tabakat kitabları da bilim tarihine ışık tutmaktadır. Kısaca bu konuyla ilgili alan tanımı yapılmadan çok önceleri kıymetli çalışmalar yapılmıştır. Son dönemde Prof. Dr. Fuat Sezgin hocamız çalışmalarıyla bilim ve teknoloji geçmişimize ışık tutmuş, Gülhane Parkı'ndaki "İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi" ile gelecek nesiller için ilham alınacak bir miras bırakmıştır.

Hiyel ilmi alt dal olarak görüldü veya hiç dikkat çekmedi

Bilim Tarihi alanında yapılan çalışmaları incelediğimizde matematik, astronomi, tıp, felsefe gibi alanların belli seviyede hakkının verildiği görülmektedir. Aynı durumu Hiyel/ Mekanik Teknolojisi/ Makine Bilgisi/ Mühendislik Bilim Tarihi için söyleyemiyoruz. Hiyel alanında önümüze bazı problemler çıkmaktadır. Günümüzde genel anlamda teknoloji olarak tarif edilen alanın geçmişe dönük incelemesi kolay değildir; çünkü Hiyel ilmi alt dal olarak görülmüş veya hiç dikkat çekmemiştir. "Fârâbî (873-951), İĥsân'ü’l-ulûm (İlimlerin Sayımı) adlı eserinde hiyeli riyâzî ilimlerin pratiğe yönelik bir şubesi olarak gösterir. Onun açısından bu ilim dalı, matematik verilerle fiziğin gerçekleri arasındaki uygunluğu gösteren işlemlere veya bu uygunluk esasına göre çalışan aletlere dair pratik bir disiplindir. Dolayısıyla aritmetik, geometri, optik, astronomi, müzik, ağırlıklar ilmi gibi riyâzî ilim dallarının her birine ait işlem, uygulama ve aletler hiyel kapsamına girer." (Cevat İzgi, HİYEL, DİA,cilt: 18, sayfa: 17)

Fârâbî'nin tanımlamasına uygun olarak Matematik, Fizik, Astronomi vb. bilimlerin uygulama alanı her bilim alanının içinde alt dal olarak incelenmiştir. Hiyel bilimi; fizik, matematik, astronomi gibi bilimlerin pratiğe geçmiş hali yani hayata dönük yüzüdür. Cezeri XII. yüzyılda bu konuyu çok güzel tanımlıyor: "Pratiğe geçmemiş düşünceler hayal ile gerçek arasındadır." Bu alanları araştıranların pratik yönü yeterli olmadığı zaman mesele havada/masada kalıyor. Yaşayan yazacak vakit bulamıyor, yazacak vakit bulan ise yaşamaya vakit bulamıyor. İkisi arasında gidip gelenler ancak işbirliği yaparak belki bir şeyleri somutlaştırabilirler.

Eserler incelediğinde doğal olarak ilk problemin bilim alanının ismi konusunda yaşandığı görülür. Birçok eserde, Hiyel kitabı yazarı, zamanının en önemli makine mühendisi Ebû’l İzz el Cezerî fizik alanında gösterilmiştir. Cezeri makine mühendisidir; otomatlar yani otomatik makineler, su saatleri, su pompaları icat etmiştir. Takiyüddin matematikçi ve astronom olarak bilinir; fakat o aynı zamanda altı silindirli su pompası, buhar ile dönen aletler tasarlayan bir makine mühendisidir.

Genel bilim tarihi yazıcılarının eserlerini hazırlarken Hiyel başlığı açmaları gerekmektedir. Eski eserlerde Hiyel alanının bağımsız olmaması kabul edilebilir; fakat yeni kuşak yazarların kendi çağının şartlarını ve dilini göz önüne alması gerekmektedir. Gençlere ve gelecek kuşaklara ilim adamlarının hayatlarını anlayacakları şekilde tanıtmak istiyorsak; teknik konular ile ilgilenmişse, yeni araçlar geliştirmişse meslek alanına mühendis notu düşülmelidir. Gerçi mühendis kelimesi de incelendiğinde hendese kelimesinden türetilmiş, geometri bilen anlamında kullanılır. Bu bağlamda tek başına mühendis kelimesi bile yeterli gelmeyebilir. Her matematikçi mühendis değildir; fakat her mühendis iyi bir matematikçidir. Her şeyin başı matematik, peki ama sınavlarda en düşük ortalama da matematikten çıkıyor. Bu durumda parlak bir geçmişimiz olan, ilim adamlarımızın şekillendirdiği matematik ilminden nasıl uzaklaştık? Eğitim sistemimizi gözden geçirerek, geleceğimizi ilgilendiren bu sorulara cevap aramalıyız.

Bilim tarihi kitaplarında Hiyel başlığı açılmaması düşündürücü

"Harizmi (ö.997), Hiyel ilmini (makine mühendisliği) herhangi bir gruba dahil etmeyip tek başına ele alınmıştır. Bu konuda Bizanslı Philon, İskenderiyeli Heron ve Benî Mûsâ’nın eserlerinden faydalanan Hârizmî, hiyel ilmini kaldıraç, makara ve savaş aletleriyle hidrolik kaplar şeklinde iki ayrı alanda değerlendirmektedir. Hiyel konusunda terimler kadar teknik süreçleri de kapsayan bu bilgilerin, X. yüzyıl müslüman mühendisliğine dair yegâne kaynağı oluşturduğu kabul edilmektedir." (İlhan Kutluer, HÂRİZMÎ Muhammed b. Ahmed, DİA, cilt: 16; sayfa: 224) Başka bir sorun da su saatleri yapımı, sulama sistemleri yapımı, savaş aletleri yapımı, gemi yapımı gibi alanların tümünü, dağınık incelenmesinden dolayı, birbiriyle bağlantılı meslekler olmasına rağmen bir zincirin halkası halinde göremiyoruz. Harizmi'nin X. yy ikinci yarısında tanımladığı Hiyel ilmi neden bu şekilde yapılanmamıştır veya son araştırmalarda böyle bir bilgiden hareketle bilim tarihi kitaplarında Hiyel başlığı açılmaması düşündürücüdür.

İlm-i Hiyel alanına giren işler o günün şartlarında anlam kazanan işlerdi. O gün tarım toplumunda teknik adam sulama sorununu çözecekti ve çözmüştür. Vakti bilmemiz gerekiyordu, farklı stillerle vakti tayin yöntemleri arandı ve kendinden önceki bilgi birikimi değerlendirilerek özgün çözümler üretildi. Yani günümüzün teknoloji şirketinin ARGE mühendisi ne yapıyorsa o zamanın teknik adamı aynı işi yapmıştır. Bilim tarihi disiplinler arası işbirliği ile çalışılması gereken alandır, sosyal bilimciler bu alanda tek başlarına kalem oynatırsa yazdıkları sınırlı kalır. Bu nedenle bilim tarihi kitabı yazarken mutlaka teknik konuları bilen kişilere danışılmalıdır. Bilim Tarihi disiplininde mühendislerin çalışması teşvik edilmeli. Yüksek lisans, doktora seviyesinde bölümde teknik yetkinlikte kişiler yetiştirilmelidir. Rubu tahtasını, Musa kardeşlerin Kitabü’l Hiyel’ini tercüme eden elektrik yüksek mühendisi Prof. Dr. Atilla Bir hocadan dinlemek zevkli; çünkü kendisi bilim tarihinde uzman bir mühendistir. Bilim Tarihi çalışmalarında Salih Zeki Bey'in adının sık geçmesinde, onun elektrik mühendisi olmasının etkisi yadsınamaz.

Hiyel, “makine bilgisi” veya “mekanik teknolojisi” anlamında kullanılmış

Hile dendiğinde aklımıza ilk ne geliyor? Kurnazlık, kandırma, aldatma... Ebul İzz Cezeri üzerine çalışma yaparken (İsmail Ebu'l İz Cezeri: Mekanik biliminin aklıAkıllı telefonların tarihçesinde onun adı var) kitabının adında hiyel geçmesi ve bunun hile kelimesinin çoğulu olması dikkatimi çekmişti. İlk anda insanın aklına kelimenin aslını araştırmak gelmiyor ve tevile başlıyoruz. Geleneğimizde mekanik, otomat, icatların eğlence amaçlı olanlarından yola çıkarak bu bilim göz boyama, kandırma anlamı kazanmıştır. Bu fikir ilk anda gayet mantıklı geliyor; fakat bir burukluk var; hile kelimesinin günümüz kullanımına bakarak içimden keşke bu isimle anılmasaydı, demiştim.

Konu üzerine biraz daha derinleşince aslında hile kelimesinin Arapça anlamı ile bizim kullandığımız anlamın taban tabana zıt olduğunu gördüm. Arapça “çözüm üretmek, çare” anlamlarında kullanılan kelimenin nasıl olup da “kandırma” anlamı kazandığı manidardır. Bu konuyu açtığım ilim ehlinin ifade ettiği; İslam fıkhında çözüm bulmanın ifrat noktasına ulaşmasından dolayı kelimenin bu anlamı kazandığı tezi gayet mantıklı geldi. Türk Dil Kurumu sözlüğü eski anlamını vermeksizin direkt bugün anladığımız anlamı veriyor. Sözlükte Hiyel kelimesi gördüğüm kadarıyla hiç geçmiyor. Mehmet Doğan gibi geleneğimizi bilenler, iki anlamı birlikte vermişler. Eski Osmanlıca lügatlerde de eski anlamı veriliyor. En güzel açıklama Cevat İzgi tarafından yazılan Diyanet İslam Ansiklopedisi maddesinde verilmiş: "HİYEL (الحيل) : İslâm ilimler tarihinde mekanik teknoloji ve mühendisliğe dair bilgi ve uygulamaları konu alan ilim dalı. Arapça hîle (hüner, tedbir, çare, yöntem) kelimesinin çoğulu olan hiyel, ilimler tarihinde genellikle “makine bilgisi” veya “mekanik teknolojisi” anlamında kullanılmıştır."

Peki, "Hiyel" neden bu kadar önemli. Bilim tarihimiz üzerine çalışmalar yukarıda belirttiğimiz gibi az çok var; fakat mühendislik bilim tarihi üzerine yeterli çalışma yok. Yapılan çalışmalarda Hiyel/Mekanik Bilimi başlığını göremiyoruz. Daha çok mühendislik alanında çalışanlar fizikçi olarak gösteriliyor. 350 müsbet bilim adamının incelendiği kitapta hiyel tabiri geçmiyor. Bilim Tarihi konusunda kapsamlı çalışmaları ile bilinen hocalarımızın kitaplarında da Hiyel başlığı göremedim. Yani eskiyi değiştiremeyiz; fakat yeni çalışmalarda bu konuya dikkat edilmeli ve müstakil hiyel bilim tarihi yazılmalıdır. Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar tarafından hazırlanan, 102 bilim adamının hayatının tanıtıldığı, İnkılap Yayınları’ndan çıkan "İslam Bilim Adamları" kitabında; Mekanikçi, Mühendis tabirlerini görüyoruz. Bilim dallarına göre sınıflamada Teknik başlığında dört isim yer alıyor: Musaoğulları (9.yy), Abdurrahman el-Hazini (12.yy ilk yarı), Cezeri (12.yy kinci yarı), Lagari Hasan Çelebi (17.yy). Bu tarz kitaplar hazırlanmalı, meslek lisesi ve diğer liselerde Bilim Tarihi dersi programa alınarak okutulmalıdır. Sayın Bayrakdar'ın kitabında bilim adamlarının resimlerinin olduğu harita da var. Okul ve sınıf kütüphanelerine bu kitap alınmalı ve harita okulun en güzel yerine asılmalıdır. Bu eğitim yılı başlangıcında ilk işim duvara bu haritayı asmak olacak. Hiyel Bilim adamları listesini hazırlarken de kitaptan istifade ettim.

Hezârfen Ahmed Çelebi'nin talebeleri yoluna devam etse…

Teknik silsile mi olur, diyenler çıkacaktır. Evet, silsilenin en sağlamı teknik olandır; çünkü usta-çırak ilişkisiyle meslekler öğrenilir. Hatta teknik alanda üveysilik yoktur. Bu alandaki zincirin kopmasının medeniyet yürüyüşümüze etkisi değerlendirilmelidir. Takiyüddin 'in kurduğu İstanbul Rasathanesi'nin yıkılması Büyük Osmanlı Devleti'nin ilmi yürüyüşünde nasıl bir etki yapmıştır? Dönemin en iyi astronomu ve matematikçisi Ali Kuşçu'yu medresenin başına getiren Fatih Sultan Mehmed, bilim adamlarını himaye edecek bilgi ve dirayette yetişmiş ulu hakan idi. Öyle bir zaman geliyor ki Takiyüddin gibi dehadan yeterince faydalanılamıyor. Takiyüddin'in altı silindirli pompasını gören mühendis, “motor yapmaya ne kalmış” demez mi? Buharla çalışan tezgah tarifini okuyan teknik adam, buhar türbini mantığını fark eder. Bizim sahip çıkamadığımız bilgiler Avrupa'ya göç etmiş. Takiyüddin'den yüz yıl sonra buhar makineleri icat edildi. Gerçi göç durmuş değil. Önce bilgimiz, sonra beyinlerimiz göç etmiştir. Takiyüddin'in talebeleri nerede? Lagari Hasan Çelebi'nin talebesi yola devam etse kıtalar arası füze siparişi vermek zorunda kalır mıydık? Hezârfen Ahmed Çelebi'nin talebeleri yoluna devam etse, bu alan desteklense, en zeki çocuklar ona talebe verilse kimbilir kaç yıl önce kendi uçağımız olurdu. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Devlet bazında da örnek verecek olursak Avrupa'nın ilim öğretmeni Endülüs Devleti’nde binli yılların başında benzer sorun yaşanıyor, müsbet bilim kitapları yasaklanmış, bu ilimler gözden düşmüş, zaten devletin acıklı sonunu hepimiz biliyoruz. Bu saydıklarımıza rağmen Osmanlı büyük adamlar yetiştirmiştir, son yetiştirdiği adamlara bile bakınca nasıl bir eğitim geleneğine sahip olduğunu fark ederek imreniyoruz. Bize düşen tarihin yargıçlığına soyunmak değil, gerekli dersi almak, boş işlerle/kavgalarla uğraşmak yerine bilginin yeniden sükûnete ereceği insanlık kalesi olmaktır. Bu işler basit çıkar hesaplarıyla, günlük söylemlerle olmaz. Çaplı, kendini alanında yetiştirmiş, çıkarsız ülkesini seven, değerlerine bağlı iyi adamlar ancak bu toprakları tekrar ilmin, hikmetin, irfanın merkezi yapacaktır.

İlm-i Hiyel silsilesi

Yazdığı kitaplarla, verdiği konferanslarla bilim tarihine ışık tutan Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından yayınlanan Cezeri 'nin "Tercüme-i Hiyel" kitabının girişinde; “Cezeri'den Önce İlm-i Hiyel”, “Cezeri ve İlm-i Hiyel”, “Cezeri'den Sonra İlm-i Hiyel” başlıklarıyla Cezeri'nin bu alanda milat olduğuna şık bir gönderme yapmıştır. Bu eserin giriş yazısından ve diğer kaynaklardan yararlanarak İlm-i Hiyel silsilesi kurmayı deneyeceğim. En azından alanda çalışmak isteyenlere bir liste bırakabilirsem hedefime ulaşmış olurum. Kaynaklar incelendikçe yeni isimler çıkıyor, nasip olursa konuyu çalışmaya devam edeceğim. İlk amacım bu konuya dikkat çekmekti ve bu liste ortaya çıktı.

Cezeri'den önce İlm-i Hiyel

Byzantiumlu Philon'un (ö. M.Ö. 220) Pneumatica eseri. Pnömatik hava ile çalışan aletler, makineler anlamında kullanılır.

Arşimet (ö. MÖ.212) Hidrostatik bilimin temelini atmıştır.

İskenderiyeli Heron'un (ö.70) Pneumatica ve Mechanica eserleri. Heron adlı insansız hava aracı modeli olarak semalarda. Bir İHA modeline Cezeri ismi yakışmaz mı?

Beytül Hikme'nin 830 yılında kurulmasıyla eski çağdan çeviri faaliyetleri başlamıştır.
Musa ibn Şakir'in üç oğlu Muhammed (ö 873), Ahmed, Hasan (IX.yy) tarafından ortaklaşa, bir kısmı özgün Kitabü'l Hiyel yazılmıştır.

Sâbit b. Kurre (ö.901) mekanik biliminde statiğin kurucusu sayılır.

Endülüslü İbn Firnas (810-880) 875 yılında icad ettiği uçma aleti ile Kurtuba'da uçmayı başarmıştır.

Farabi (ö.951) 10.yy başında fizik ve matematiğin uygulama alanı olarak hiyel bilimini tanımlamıştır.

el-Harezmi (ö.997) 10. yy sonuna doğru Mefatih ül-Ulum kitabında Hiyel ilmini bağımsız olarak tanımlamıştır.

Bağdatlı Kereci (ö.1019), Kitab fi'l-ukud ve'l-ebniye adlı inşaat yapı teknikleri kitabını yazmıştır.

Mısır'da yaşamış İbnü'l Heysem (965-1040)’in Kitabü'l menazir adlı eseri optikle ilgilidir.

Biruni (ö.1051) çok yönlü bir ilim adamıdır, her alanda eserler vermiştir. Yerçekim gücünü açıklamıştır. Astronomi, kimya aletlerini tasarlamıştır.

Ebu Hakim el-Muzaffer ibn İsmail el-Esfizari (ö.1122), Hazini'den önce teraziler üzerine çalışmıştır.

Mervli Abdurrahman el-Hazini (1100-1160)’nin Mizanü'l Hikme’si hidrostatik terazinin yapımı ve kullanımı hakkında bilgi verir.

Endülüs'te İbn Halef el-Muradi (XI. yy) tarafından telif edilen Kitabu'l-esrar fi netaici'l-efkar adlı eser Hiyel konusunda yazılmıştır.

Bağdatlı Rıdvan b. Muhammed el-Sa'ati (ö.1221) 1203 yılında su saatleriyle ilgili "İlmu's-sa'at ve'l-amel biha" eserini telif etmiştir.

Cezeri ve İlm-i Hiyel

Ebü'l İzz El Cezeri (d.1136), "El Cami Beyne'l İlm Ve'l Amel En Nafi Fi Es Sınaa'ti'l Hiyel" kitabını yazmıştır. Hiyel ilmi birikimi Cezeri'de tam yerine oturuyor. Zaten teknik öğretmen olarak gittiğim Cizre'de benim bu alana ilgimi Cezeri çekmiştir. İlk sorum, "Cezeri'nin talebesi kim, devamcısı yok mu?" oldu. Otomatik çalışma mantığını kuran, zamanının teknolojik ihtiyacını her alanda karşılayan Cezeri tam bir AR-GE mühendisidir. Sulama sistemleri, farklı saat sistemleri, şifreli kilit vb. günlük pratik ihtiyaçlara yönelik icatlar, abdest alma robotu gibi her alanda mühendislik çözüm üretmiştir. Aynı zamanda iyi bir tasarımcıdır; kitabında çizdiği aletler, Cizre Ulu Camii kapısı ve ejder figürlü kapı tokmağı bunun en güzel örneğidir.

Cezeri'den sonra İlm-i Hiyel

Hasan er-Rammâh’ın (ö.1294) Kitâbü’l-Fürûsiyye ve’l-menâśıbü’l-ĥarbiyye adlı eserinde ateşli silâhlardan, torpido ve roketlerden, ayrıca barut terkiplerinden söz edilir.

Kemaleddin el-Farisi (ö.1319) Tenkihü'l Menazir’de İbnül Heysem'in optik kitabını şerh etmiştir.

Erenbuğâ ez- Zerdkâş (XIV.yy) tarafından telif edilen Kitâbu Enîk fi’l - Manâcnîk isimli eser roketler, torpidolar, el bombalarıyla ilgilidir.

Alaaddin el-Kirmani (XV.yy), Fatih Sultan Mehmed için Cezeri'nin kitabını Bedayi'u'l amel fi sanay'i'l hiyel adıyla kısmi olarak Farsçaya tercüme etmiştir. Alaaddin Kirmani hakkında doyurucu bilgiye ulaşamadım. Acaba sadece tercüme yapan biri miydi, yoksa hiyel ilmini bilen bir mühendis mi idi? Kitabın tercümesinin zorluğu düşünülürse kendisinin konuya hâkim bir mühendis olma ihtimali yüksektir.

Ali Kuşçu’nun (ö. 1474), günümüze gelmeyen et-Tezkire adlı eserinin ilm-i hiyel sahasında olduğu Takiyüddin tarafından ifade edilmiştir. Mühendislik yönüne en önemli işaret kendi yaptığı Astronomi aletleridir.

Mirim Çelebi’nin (ö.1525) Risâle fi’l-hâle ve ķavsi ķuzaĥ adlı eseri optik ilmi üzerinedir.

Takiyüddin Raşid (ö.1585), bence Cezeri'den sonra mühendislik alanında ikinci milattır. "Et-Turuku's-Seniyye fi'l-Ruhaniyye" adlı eserinde Cezeri'nin aletlerini inceler ve eklemeler yapar. Altı silindirli su pompası dikkat çekicidir. Buhar ile dönen et çevirme aleti, buhar türbini çalışma mantığına uygundur. O gün güç isteyen makine döndürme talebi olsaydı, bu mantıkla onu da çevirebilirdi, en azından denerdi. Bilginin gelişimine çevre etkisi önemlidir. Uygulamalı bilimlerde değerlendirme yaparken o günün şartlarını iyi anlamamız gerekmektedir.

Lagari Hasan Çelebi (XVII. yy), roket mekanikçisi. 1633 yılında şenlikte füze ile havaya uçup iniş yapmıştır.

Hezarfen Ahmet Çelebi (XVII.yy) uçmayı başarmıştır. “Bin fenli” ünvanını alması onun geniş bir uygulama alanında kabiliyeti olduğuna işarettir.

Mimar İbrahim Efendi (XVIII.yy), 1719 yılında bir eğlence sırasında su altında bir süre durmayı başaran araç geliştirmiştir.

Bayramoğlu Ali Ağa, (XVIII.yy) Ümmü'l-Gazâ adıyla Osmanlılarda ateşli silahlar üzerine eser yazmıştır.

Mühendishane-i Bahr-i Hümayun 1773 yılında açıldı.

Mühendishane-i Berr-i Hümayun 1795 yılında açıldı

İsmail Gelenbevi (ö.1790) Mühendishane hocalığı yapmıştır.

Hüseyi Rıfkı Tamani (ö.1817) Mühendishane-i Berr-i Hümayun başhocası. Mecmuatül Mühendisin kitabının yazarı.

Hoca İshak Efendi (ö.1836) Mühendishane-i Berr-i Hümayun başhocası

Seyyid Ali Paşa (ö. 1846) Mühendishane-i Berr-i Hümayun başhocası

Hezarfen Şeyh İbrahim Ethem Efendi (ö.1904) Mekteb-i Sanâyi’nin imalât müdürlüğünü yaptı, Türkiye’de ilk kurşun boruyu döktü, yaptığı bir buharlı makineyi Üsküdar Şemsipaşa’da sandala takarak, sandalı pervane kuvvetiyle Kuzguncuk’a yakın Paşalimanı’na kadar yürütmüştür.

Salih Zeki (ö. 1921) elektrik mühendisidir, Matematik Bilim Tarihi üzerine çalışmıştır.

Fatin Gökmen (ö.1955) astronomdur, Kandilli Gözlemevi'nin kurucusu ve ilk müdürüdür.

Süheyl Ünver (ö.1986), Tıp Bilim Tarihi alanı yanında Hezarfen lakabını hak eden çalışmalar yapmıştır.

Ahmed Yüksel Özemre (ö.2008) Türkiye'nin ilk atom mühendisi olmuştur.

Ayrı bir yazı konusu; fakat yeri gelmişken şu eklemeyi de yapayım. Bilim şemalarının çoğu dil kullanımına göre çiziliyor. Eskiden ortak bilim dilimiz Arapça olduğu için Türkler gibi birçok milletin bilime katkıları bilerek veya bilmeyerek bu şekilde yok sayılıyor. Osmanlı, Selçuklu birikimi yok sayılarak bilim tarihi anlatılabilir mi? Batı yıllarca ortaçağ İslam bilim tarihini görmezden geldi de ne oldu. Bilim akan bir nehirdir; dini, dili, ırkı olmaz. Tüm milletlerin katkılarının hakkı verilmelidir. Bilim Tarihi bu nedenle önemlidir. Geleneğimizde mesleklerin Peygamberlere dayandırılması Bilim Tarihi çalışmaları için güzel örnektir. Tabi önce biz tanıyacağız ki dost, düşman herkes öğrensin. “Bizde şu adamlar vardı” kuru hameseti de bir fayda vermiyor. Onları tanıyacağız, zamanımızı tanıyacağız ki nereye gideceğimizi bilelim. Sayın Fazlıoğlu hocanın Nazari Ufuk kitabında okuduğum; o yiğitliğin/ fütüvvetin piri Hazreti Ali'ye atıfla ifade edilen yer sorunu ve nereden, nerede, nereye soruları yeterince anlamlı. Meslekli, işini iyi bilen, ahlaklı adamlar pirlerini bilecek. Konu ahiliğe geldi; çünkü hepsi iç içe, ahi şecerenameleri bilim tarihinin konusu değil mi? Kapı kapıyı açıyor; fakat yazıyı tadında bitirmeli. Bu konularda sesli düşünmeye, elimden geldiğince yazmaya devam edeceğim. Allah'a emanet olun.