Kendisini ilk gördüğümde söyleyecektim, “Hocam dergi çıkarmak için benim Konya’dan taşınmamı mı beklediniz?” diye. Ama onu 2017’de yine Konya’da gördüğümde bu soru aklımdan çıkıp gitmişti. Onun güler yüzü, ilgili soruları, anlayışlı yaklaşımı karşısında başka ne olabilirdi? O soru aklıma bile gelmemişti. Üstelik o soruyu sormaya ne kadar hakkım vardı? Ben sadece latife yapmak, takılmak istiyordum sanırım. Yoksa ne onun bana bir garezi olabilirdi ne de benim ona yaptığı bir şeyden dolayı kırılmam sözkonusu.
Ulvi Kubilay Dündar, beni Konya’da en az İsmail Özen kadar şaşırtan isimlerden biridir. Şaşırmamın sebebiyse, Mahalle Mektebi dergisidir. Doğrusu, Konya’dan ayrıldığım 2006’da biri çıkıp da “Ulvi hoca edebiyat dergisi çıkaracak.” deseydi, “Yok canım!” derdim. Ya da “Ulvi hocanın edebiyat dergisi çıkarmak gibi bir planı var, ne düşünürsün?” diye sorsaydı, “Çıkarmaz, sanmıyorum.” derdim. Neden?
Sıralayacağım nedenler, Ulvi hocanın beni neden şaşırttığının da cevabıdır.
Dergicilikte güler yüz pek geçer akçe değil
Her şeyden önce Ulvi hoca güler yüzlü biridir. Dergicilikte güler yüz pek geçer akçe değildir. Hatta editörün sert olanı, dediğim dedik olanı evladır. Diğer türlüsü, gelmeyen yazılarla, geciken dosyalarla, yapılmayan söyleşilerle, onlardan da beteri, hazırlanmayan kapaklarla, tasarımı bitmeyen sayfalarla, onlarca tashih hatası olan yazılarla, şiirlerle, öykülerle sonuçlanan bir süreçtir. Başka ifadeyle, editör güler yüzlü olduğunda ona verilen sözler tutulmayabilir. Dergiciliğin en can sıkıcı tarafı budur. Mesela “On gün sonra yazı hazır olacak,” der bir yazar. O on gün geçer, üzerinden on gün daha geçer. Bir öğrenirsin, o yazar, tek kelime yazmamıştır henüz. Ya da toplantı yapılır, dosya konusu belirlenir, konular dağıtılır, yazıların teslim tarihi belirlenir ama teslim tarihi geldiğinde ya bir ya da iki kişinin elinde yazı olur, diğerlerinin okulu olur, hastası olur, seyahate çıkmak zorunda kalmıştır ya da canı sıkkındır, oturup yazı yazamamıştır. İşte bu yüzden Ulvi hoca gibi güler yüzlü, kimseyi kırmak istemeyen birinin, dergi çıkarması yıpratıcı olacaktır diye düşünürdüm, 2006’da.
Derginin kalbi
İkincisi; Ulvi Kubilay Dündar hassas bir insandır. Sinirli anına denk gelmedim ama onun bir söz üzerine kırıldığını, üzüldüğünü ve hiçbir şey söylemeden saatlerce oturduğunu hatırlıyorum. Dergicilikte ise kırgınlık, alınganlık en son sahip olunması gereken özelliklerdir. Dergicilikte o kadar çok kırılacak, alınacak, üzülecek şey olur ki, o dergiyi kapatmaktan başka çare kalmaz çoğu zaman. Ama bunlara bir şekilde göğüs geren, bunları bir şekilde geçiştiren, derginin çıkmasına engel değil destek olacak şekilde refüze eden kişi, derginin kalbi olmuş demektir. Ancak o şekilde derginin devamlılığı sağlanır. Fakat gelin de, bunu yapacak kişiye sorun. Dergicilik insanın vaktini almaz sadece, zihnini, duygularını, tasarımlarını hatta hayallerini de alır. Adeta dergicilikte çoğu zaman denizi geçer ama incir çekirdeğini doldurmayacak meselelerden dolayı ırmakta boğulursun.
İş sadece yazarları bir araya getirmek, onlardan ürün almak değildir
Ulvi hocanın bu gerilime dayanamayacağını düşündüğümden olsa gerek dergi çıkarmaz diye düşünmüş olmalıyım. Yani o, bu tür işlere girişmez. Üstelik bunu Konya’da yapmaz. İstanbul’da olsa belki. Ama Konya’da dergiciliğin ayrı zorlukları vardır. Ben Maraş’tan da biliyorum. Ne yaparsan yap, birinin çıkıp senin yaptığın işe dair moralini bozması an meselesidir. Konya’da da böyle olduğunu, olmaya da devam ettiğini düşünüyorum. İş sadece yazarları bir araya getirmek, onlardan ürün almak değildir. Ya da bir tasarımcı bulup derginin sayfa düzenini ayarlamak, matbaaya gitmek, dergiyi ambalajlamak, dağıtımını kontrol etmek, abone bulmak da değildir. Asıl önemli olan, bence çıkardığın derginin, çıkardığın şehirde, hiç olmazsa eşinde dostunda bir karşılık bulduğunu görmektir. Ama nedense, dergi çıkar, bir sürü kişiden eleştiri değil de, açık arama şeklinde sözler duyarsın ki bu sözlere karşı direncini yitirmeyip yoluna devam etmek zordur.
Ulvi doğuştan dergiciymiş
Oysa Ulvi hoca iyi bir kitap okuyucusu, iyi bir dergi takipçisidir. Okumak; yazmaya ve dergi çıkarmaya göre konforlu bir iştir. Dergicilik işine girdiğinde ise, o konforu bir daha bulamayabilirsin. Ki Ulvi hocayla son görüşmemizde, onun derginin bürosu için koşturduğunu, çok sayıda plan yapıp bunları nasıl gerçekleştireceğine dair çaba sarf ettiğini görmüştüm. O yüzden onunla özlediğim okuma sohbetini yapamamıştık. Daha çok dergilerden ve Konya’dan konuşmuştuk. Onu 2004’lerdeki kitap okuyup, yazar dostlarla sohbet ederkenki rahat halinden uzak görmüştüm. Buna -itiraf edeyim- çok sevinmiştim. Sanki Ulvi hoca yılların biriktirdiği potansiyeli aktif hale getirmişti. Okuyordu, dergi takip ediyordu, kültürel etkinliklerde bulunuyordu, en güzeli de yazıyordu ve dergi çıkarıyordu. Çevresine toplanan gençlerin ondan çok şey öğreneceğini bildiğimden, mutlu olmuştum.
İsmail Özen’e bu düşünce ve izlenimlerimi anlatmıştım. İsmail Özen “Sen ne diyorsun, Ulvi doğuştan dergiciymiş, haberimiz yok. Dergi dedin mi onun gözü hiçbir şeyi görmüyor.” demişti. İsmail hocanın sözü üzerine Ulvi hocanın yalnızca beni değil onu tanıyan herkesi başarısıyla şaşırttığını anlamıştım.
Konya’nın edebiyat ortamının merkezi
Mahalle Mektebi, 2017’nin Kasımında 38. sayıya ulaştı. Sanırım son on beş yıl içinde Konya’da çıkıp da ulusal yayın özelliği göstermeyi başaran tek dergidir Mahalle Mektebi. Onda sadece Konya’da yaşayan şair ve yazarları görmeyiz. Türkiye’nin bütün şehirlerinden kalemler, tabii kaliteyi tutturabilirlerse rahatlıkla Mahalle Mektebi’nde kendilerine yer bulabilirler. Takip edebildiğim kadarıyla Mahalle Mektebi’nde yetişmiş, kalemini olgunlaştırmış epey genç şair ve yazarlar da var.
Dergi bahane, ortam şahane demek istiyorum. Mahalle Mektebi’nin başardığı bir başka konu da budur sanırım. 2000’le 2006 yılları arasında Konya’da yaşadığım için, orada her zaman bir edebiyat ortamının olduğunu biliyorum. Fakat bu ortam dağınıktı. Belirli bir merkezde toplanmak çok mümkün değildi. Bu merkez ihtiyacını kısmen Yazarlar Birliği Konya Şubesi gideriyordu. Fakat orası da yanlış hatırlamıyorsam sadece cumartesi günleri program yapıyordu. Program dolayısıyla Konya’daki şair ve yazarlar, Yazarlar Birliği’ne gelirlerdi. Program olmadığındaysa, kitapçılarda karşılaşmayı tercih ederlerdi. Mahalle Mektebi, edebiyat ortamı merkezi diyebileceğimiz bir ihtiyaca cevap veriyor diye düşünüyorum. Hiç olmazsa, Konya’ya gidildiğinde, oranın en önemli şair ve yazarlarını nerede görebilirim ya da onlarla irtibata nasıl geçebilirim diye sorulduğunda, buna Mahalle Mektebi’nin bürosu fazlasıyla cevap verecektir.
Tabii Konya’da yaşarken, biraz da bu merkezsizliğin eksikliğini çok fazla duyduğum için, Ulvi hocaya “Dergi çıkarmak için benim gitmemi mi bekledin?” diye sitem etmek istemişimdir. Çünkü dergi yalnızca basılı bir materyal anlamına gelmiyor. Onun ötesinde dergi; dostluk, kardeşlik, paylaşım, birliktelik ve kendini yetiştirmek için ustalardan istifade etmek anlamına da geliyor. Gençler bunlar için gelir dergi bürosuna; yetişkinler ise sohbet için. Sohbet, boş laf demek değildir. Paylaşılan şeylerden almak, kendi torbandakileri de ortaya dökmektedir. Bu sayede daha da derinleşmek ve zenginleşmektir. İşte bu yüzden Mahalle Mektebi çevresinde oluşan edebiyat ortamına gıpta edip, Ulvi hocaya takılmak istemişimdir.
Önemli bir şey olmuş
Bir gün Rampalı Çarşı’dan çıktım, Kazımağa (kurucu Kazım) Lokantası’na doğru yürüyorum. Bir baktım Ulvi hoca ve Ümit Savaş telaşlı bir şekilde karşımdan geliyorlar. Beni görmediler, öyle bir telaş içindeler. Mecburen durdurmak zorunda kaldım her ikisini de. “Hayırdır,” dedim “bu ne telaş böyle?”. Ne cevap verdiler dersiniz? “Hece’de Abdullah’la (Harmancı) ilgili bir yazı çıkmış, dergiyi almaya gidiyoruz.” Ben de bir şey oldu sanmıştım. Ama olmuş işte. Önemli bir şey olmuş. Yıl 2002 veya 2003’tü. Abdullah Harmancı ilk kitabı Muhteris’i çıkarmıştı. Gençtik, henüz görüp geçirmiş olmanın yorgunluğu yoktu üzerimizde. Kitap çıkarmak bir olaydı ama ondan daha büyük olay, kitapla ilgili uzun bir yazının yayımlanmasıydı. Ulvi hocayla Ümit’in heyecanı, aslında Abdullah Harmancı’nın heyecanıydı. O zaman da şaşırmıştım Ulvi hocaya. Çünkü ilk defa arkadaşı için böyle heyecanlanan birini görüyordum.