Çoklukla kendimizi bir anlam arayışının içinde buluruz. Kimi arayışlar bizi yorar, yolculuğumuza daha adamakıllı bir başlangıç yapmadan son veririz. Bazen bir ömür süren arayışın bize bağışladığı zevkten bir türlü vazgeçmek istemeyiz. Yola devam ederiz, “aramakla bulunmayanın, buna karşılık ancak arayanların bulabildiği” hakikatin peşine düşeriz.

Varlığımızdan haberdar olmak esaslı bir çaba gerektirir ve bu da epeyce bir zaman alır. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren etrafı yoklamaya, kolaçan etmeye ve orada kendimize bir ömür rahat edebileceğimiz güvenli bir yer açmaya ihtiyaç duyarız. Çocukluk, ergenlik ya da ilk gençlik günlerinin birbirini takip eden tecrübeleri kişilik örüntülerimizin şekillenmeye başlamasıyla birlikte yeni mecralara yöneliriz. Geçmişten getirdiğimiz hiç de azımsanmayacak kalıtsal kodlar, gündelik hayatın akışı içinde edindiğimiz dünya bilgisiyle buluşur ve biz de böylece ya bir makuliyet rejiminin ya da ayarı bir türlü tutturulamayan kaotik bir düzeneğin parçası olarak kalıcı bir kimlikte karar kılarız. Farklı hayat tarzları, erişebildiğimiz bilgiler ve bizi içine dahil eden hayat biçimleri de sonunda bir düzen anlayışında sebat etmemizi mümkün kılar.

Birileri tarafından mütemadiyen ikna edilmeye çalışıldığımız bir süreci bütün boyutlarıyla birlikte yaşarız.  Bizimle yolu kesişenlerin bir yolunu bulup bize söyleyecekleri şeyler vardır, bizi kendine ram etmek isteyenlerin bilinmedik niyetleri sınır tanımaz bir heveskârlıkla açığa çıkar. Bu karmaşık süreçleri bazen net, bazen bulanık, bazen de karmaşık bir şekilde yaşar ve yaşamımızı bu gerilim içinde sürdürmeye devam ederiz. Karşılaştığımız hikâyeler, bizi tatmin etmek için hazırlanmış cevaplar ve içinden çıkamadığımız sorular içinde yer yer munis yer yer de paradoksal sayılabilecek bir şekilde ömrümüzü yaşar ve tüketiriz. Referanslarımız kullanışlı olduğu ölçüde her daim hatırlardadır, üşenmez onu her vesileyle devreye sokarız. Sorduğumuz sorularla, ikna olduğumuz cevaplarla etrafımızdakilerle ya bir şekilde buluşur ya da anlaşılır bir şekilde birbirimizden ayrışırız.

Güven duygusu seçiciliğimize anlam verir

Böylece bakış açılarımız şekillenmeye başlar, çıkarımlarımız bize yönümüzü tayin etmede rehberlik eder. Güven duygusu seçiciliğimize anlam verir, üzerine titrediğimiz değerlerle birlikte bizi artık iyice tanımlanmış bir kişilik kadrosunun parçası hâline geliriz. İnsandan, doğadan, iktidardan, devletten ve hayattan emin olmak isteriz. Kararlılıkla yetkin bir şekilde temsil etmeye çalıştığımız varlığımız, ayırt edici vasıflarıyla kimlik ve kişiliğimiz, uymaya zorlandığımız normlar, erişmeye ve korumaya çalıştığımız denge sonuçta bizi hem başkalarına yaklaştıran hem de onlardan ayıran özgün bir duruşu ortaya çıkarır.

Böylelikle başka başka yollar tutarız, kendimize özgü yol ve yöntemlerde ısrar ederek varoluşsal dünyamızı sağlam bir istikâmet içinde sürdürmeye emek veririz. Hayat herkese aynı görünmez; tutunma stratejileri, ahlak ölçüleri, inançlar, değer ve anlam arayışları gibi bizi sıkı sıkıya kuşatan çerçevelere sadık kalarak kendi mecramızda huzur ararız.

Düşünce ve eylemlerimizin kabul görmesi bir yana onların ciddiye alınması için bile bizim bütün bu tercihlerimizi açıklamaya muktedir bir referans setine gereksinim duyarız. Neyi niçin yaptığımızı, düşüncelerimizin dayandığı kriterleri, yöneldiğimiz hedeflerdeki tutarlılık zeminini, kazanma ya da kaybetme durumunda sığınacağımız argümanları, hemen hepsini birlikte devreye sokacağımız sıkı bir referans setini seferber ederiz.

Kendimizi bulmakla bir anlam arayışının parçası oluruz. Her şeyin bir açıklaması olduğundan eminizdir. Biraz olup bitenlere dikkat eder, sıra dışı bir ilgiyle etrafımıza yoğunlaşarak orada neler olduğunu anlamaya çalışırız. Bilgiyle, inanç ve kanaatlerle bütünleşen bir zihin yardımıyla, dünyayı kavrama biçimimiz hakkında uygun bir yol ve yordamdan haberdar oluruz. Bilgiyle olan irtibatımız ister üzerine kafa yorulmuş tecrübelerin ürünü olsun isterse önsezilerin önünü açtığı ilginç keşiflerden ilham alarak gelişsin bütün bu malumatlar bize şimdiye kadar sırlı ve gizemli görünen pek çok kapının ardına kadar açılmasına yardım eder.

Beş duyu olabildiğince bizi takip eder ve en basit hâliyle görmemiz de duymamız da tatmamız da koklamamız ve hissetmemiz de yaşadığımız dünyanın anlaşılıp kavranmasında müstesna formlar üretmek için yanı başımızda hazır ve nazır durur. Akıl, bunlar aracılığıyla içinde yaşadığımız evrenin, hayatın ve insanın duyumsanmasını içselleştirir, onlar sayesinde biz neyin üzerine düşünüp neyin üzerine konuştuğumuzdan emin oluruz.

Varlık evrenimiz sırlı sorularla doludur

Hayat ortaya attığı derin sorularıyla bizi sürekli olarak bir arayışın içine katar. Arayış anlam üzerinedir ve bu bağlamda çevremizde herkesin söyleyeceği şeyler var. Nedir, nasıldır, ne diyedir şeklinde formüle edilen soruların ardı arkası gelmez. Anlam arayışına felsefi sitemler de dinî inançlar ve kültürel gelenekler de cevap yetiştirme yarışına girer. Dinler, mistik anlayışlar, felsefi ve bilimsel çıkarımlar bize dünyanın gerçekte ne olduğu hakkında birbirinden bağımsız cevaplar üretir. Bazı düşünce gelenekleri sorularımızı çoğaltıp bizi o bakıştan bu bakışa evirip çevirirken bazı düşünce sistemleri de bizi peşine düştüğümüz şeyleri değersizleştirerek yorar, onları damgalayarak bizi uğraştığımız alanları değerden düşürür.

Bir anlam arayışının içinde buluruz kendimizi. Varlık evrenimiz sırlı sorularla doludur, yaratılışımızın açıklanmaya muhtaç pek çok noktası bulunur. Sebep-sonuç ilişkilerini takip etmek öğreticidir; işin künhüne vakıf olma isteği fıtratımızın bir gereğidir ve bu yolla belki de alelade bir açıklama tarzıyla yetinmenin beyhude bir tatmin olduğunu kavrarız. Ondandır sorularımızı derinleştirir, anlama yeteneğimizi güçlendiren ne kadar araç varsa onları da bir bir yardıma çağırarak bizi ortada bırakan problemlerin bir açıklamasına erişmek isteriz. Sorular çok olduğu ölçüde cevaplar da çeşitlilik kazanır. Farklı disiplinlerin kendi metodolojileri içinde paylaşıma açtığı cevaplar her düzeyde birbirinden ayrışmış bakış açılarını harekete geçirir.

Anlam arayışına derinliğimiz, zaaflarımız, korkularımız, cesaret ve kahramanlık dürtülerimiz, merak duygusu ve bilme istenci eşlik eder. Sonuna kadar gitmeyi hedeflediğimiz arayışımızın sıklıkla ketmedildiği, iyi kötü bir cevaba erişildiği vakitlerde de etkileyici manipülasyonlarla bilme arzumuzun bir daha yeniden ortaya çıkmamak üzere bastırıldığına şahit oluruz. İçinden çıktığımız muhit etkileyici bir arkaplan oluşturur. Entelektüel ilgilerimiz sürekli tazelenmek ve tatmin edilmek ister; kalbimizin sükunete erebilmesi, aklımızın aradığını bulabilmesi için vazgeçmememiz gereken soru sormaktır. Etraftan gelen cevapların ne ölçüde manipülatif, ne ölçüde çeldirici olduğunu kestirmek zordur. Bunun için sıkı temellendirilmiş bir bakış açısına ve kendini sürekli yenileyen bir güçlü arayışa ihtiyaç duyulur.

Bir anlam arayışının içinde kendimize yeni bir yol tayin ederiz. Bilme ve kavrama çabası, bizi uluorta öğrenme modellerinden uzaklaştırır, sahici olana erişmenin mümkün yollarını biz biraz da etrafımızda durmaksızın tekrarlanan şeylere dikkat kesilerek, onlara kulak kabartarak ve aslını-astarını öğrenme çabasına mesai harcayarak ancak bulabiliriz.