Aşağı damlamasın, elimiz yapışmasın diye olsa gerek, bal tutunca mutlaka parmağımızı yalıyoruz. Kokmasın, bozulmasın diye deniz büyüklüğündeki devletin malını yemeye doyamıyoruz. Menfaati âli bir yere gelirsek, etinden sütünden yararlanmayı ve yararlandırmayı ihmal etmiyoruz. Kısacası, “et”ik davranma konusunda millet olarak ne büyük bir hassasiyet duyuyoruz, değil mi?  

Kamu Görevlileri Etik Kurulunca ilk olarak 2009 yılında yayımlanan ve son olarak 2022 yılında güncellenen Kamu Görevlileri Etik Rehberi’nde bol miktarda “et”ik örneklere yer veriliyor. Kamusal yaşamın içinden alıntılanan bu örnekleri, diyalog biçiminde sunarak sizinle paylaşmak istiyorum. Kendim de dahil olmak üzere okuyucularımıza sormak isterim: Aşağıda verilen örneklerden “ben bunu yapmam” diyeceğimiz örnek sayısı 5’i geçer mi?    

 

Örnek1: Bir kamu görevlisi, amcasının arsasının da bulunduğu bir yerin kamulaştırılmasına karar verecek bir kurulun içinde yer almaktadır. Yeğen, konuyu aktaran amcasına nasıl karşılık verir? 

Olması Gereken: Amca kamulaşrma kararının görüşüleceği toplanya katılmam uygun olmaz, kusura bakma.

Olan: Amca merak etme, ben arkadaşlarla da konuşurum, senin işi hallederiz.

Örnek2: Bir denetim elemanı, kendi hazırladığı açıklamalı mevzuat kitabını, denetim yaptığı belediyeye aldırmak istiyor. Belediyenin ilgili müdürü nasıl cevap verir?

OG: Sayın Denetçim, bu kitaba ihtiyacımız yok, teşekkür ederiz.  

O: Tabi efendim, ne demek? İsabet buyurdunuz. Hatta tüm birimlere dağıtılmak üzere 5 adet alalım ki mevzuat hakkında tüm personelimiz bilgi kazansın.   

Örnek3: İl Sağlık Müdürü’nün yeğeni olan pratisyen hekim, tıpta uzmanlık sınavına hazırlanmakta, ancak hastaların yoğun olduğu bir sağlık ocağında çalıştığı için sınava hazırlanacak zaman bulamamaktadır. Dayısına, kendisini hasta yoğunluğunun olmadığı bir sağlık ocağına görevlendirmesi için ricada bulunur. Dayı ne der?

OG: Yeğenim seni kırmam biliyorsun, ancak başka hekimlerin de hakkına gireriz. Bu vebali kaldıramam.

O: Yeğenim ben sana hastaların yoğun olmadığı sağlık ocaklarının listesini birazdan göndereyim, nereyi istersen oraya yaparız olur mu?

Örnek4: Kurumdan ihale alan iş insanı Emin Bey, çocukluk arkadaşı olan Genel Müdür’den hak ediş ve ödemelerde ayrıcalık beklemektedir. Genel Müdür ne der?

OG: Emin kardeşim, sen benim dostumsun, şahsımdan ne istersen vereyim, ancak iş ayrı, arkadaşlık dostluk ayrı. Beni bu konuda mazur gör, olur mu?

O: Eminciğim, seninle az mı hatıramız var, buzda ayağım kaydığında sen tutmuştun, hatırlıyor musun? Bugün tutma sırası bende, merak etme.  

Örnek4: Devlet hastanesinin etrafında çok sayıda görüntüleme merkezi bulunmaktadır. Tetkik yazdığı hastaları, doktora hangi görüntüleme merkezine gitmeleri gerektiğini sormaktadır.

OG: İstediğiniz yerde yaptırabilirsiniz. 

O: X görüntüleme merkezine gidin, ben kartını vereyim, ama benim gönderdiğimi de mutlaka söyleyin olur mu?

Örnek5: Mesainin bitimine 30 dakika kala bir kamu kurumuna giden Burcu Hanım, 5 dakikada tamamlanabilecek bir işlemi yaprmak için boşta olan memura müracaat etmiştir. Memur nasıl muamelede bulunur?

OG: Burcu Hanım 5 dakika oturun, işleminizi yapalım.

O: Akşama kadar evde oturun, oturun, sonra yarım saat kala kuruma gelin. Bizim başka işimiz yok mu? Bu saatten sonra bu iş yetişmez, yarın sabah erkenden gel, halledelim.

Örnek6: Belediye Başkanı, bir müdürünün istifa ederek seçimlerde kendisine rakip olacağını duymuştur. Bir arkadaşı Başkan’a, bu müdür hakkında soruşturma başlatmasını, görevlendireceği soruşturmacının raporuna göre disiplin cezası vermesini, bu şekilde müdürün adaylığını engelleyebileceğini söyler. Başkan nasıl cevap verir?

OG: Öyle şey olur mu? …. başarılı bir arkadaşımızdır, müdürlüğe bizzat ben atadım. İftiradan Allah’a sığınırım. Ayrıca aday olması en doğal hakkıdır. Bu tür hareketler onurlu insanlara yakışmaz. 

O: Hay aklınla bin yaşa. Adamda utanma olsa, kendisini o kadar kişi içinden seçerek müdürlüğe atamış başkanına bu ihaneti yapmaz. Bu tür ihanetleri cezasız bırakmamız izzetimize yakışmaz.

Örnek7: Bir denetim elemanı, denetlemek üzere gittiği özel bir hastanede, kendisine ücretsiz check-up yapılması teklifi alır. Nasıl karşılar?

OG: Böyle bir şeyi duymamış olayım, denetim yapan bir kamu görevlisine nasıl böyle bir teklifte bulunursunuz?

O: Çok memnun olurum, yalnız eşime ve çocuklarıma da yapalım olur mu?

Örnek8: Bir kurumun Genel Müdürü, kaba inşaat halinde bir ev satın almıştır. Kurumun ihaleli işlerini yürüten firma sahibi Coşkun Bey, Genel Müdür’e evinin ince işlerini ve bahçe düzenlemesini sembolik bir ücret karşılığında tamamlamayı teklif eder. Genel Müdür ne yapar?

OG: Böyle bir şeyi nasıl kabul ederim Coşkun Bey, yarın bir gün Kurumun işlerinde bir eksiklik olursa, ben size nasıl söylerim? Yetim hakkı yiyemem, kusura bakma.

O: E yapın tabi ya, illa her şeyi bizim mi söylememiz lazım Coşkuncuğum, bak ihaleleri hep sana veriyoruz, sende az emeğimiz yok, bu tür işleri söylememize gerek kalmadan hemen halledin.

Örnek9: Bir kamu kurumunda görev yapan şoför ve memur arkadaşı, hafta sonu tuttukları takımın maçını seyretmek üzere kurumun aracı ile İstanbul’a giderler. Akabinde maça giden şoför ve memur arkadaşı, pazartesi günü başka bir memurla göreve giderler. Ancak taşıt görev formuna, hafta sonu yaptıkları yolculuğu da eklemek isterler. Diğer memur ne yapar?

OG: Kurumun aracıyla maça gitmeniz hiç doğru olmamış. Görev dışındaki kullanımın görevdeymiş gibi eklenmesine ben rıza gösteremem. İmza atmıyorum.

O: Benim için fark etmez, siz yazın ben de imzalarım.

Örnek10: Bir ihalede kontrolör olarak görev yapan Selçuk Bey, firma sahiplerine ait tatil köyünde ailece ücretsiz tatile davet edilmiştir. Selçuk Bey, ailesiyle bir hafta ücretsiz tatil yaptıktan sonra firmaya ait hak edişleri kontrol ederken imalatlarda eksiklik olduğunu tespit etmiştir. Eksiklikleri firma sahibine ileteceği sırada, firma sahibi, Selçuk Bey’e tatilden memnun kalıp kalmadığını sorar. Bu durumda Selçuk Bey nasıl davranır?

OG: Güzeldi, teşekkürler, ancak ücretsiz tatile gitmem doğru değildi, hatam oldu, ben tatil masraflarını ödemek istiyorum. 

O: Çok güzeldi, gelecek sene artık bir yurt dışı tatili ayarlarsınız diye ümit ediyorum.   

Örnek11: Sınav komisyonunda görevli Emel Hanım, başvuru listesini incelediğinde, amcasının oğlunun da başvuruda bulunduğunu öğrenmiştir. Evli olan Emel Hanım’ın soyadı evlilik nedeniyle değiştiği için, kuzeniyle soyadı benzerliği bulunmamaktadır. Sınavdan önce arayan amcası, kuzenine yardımcı olması için ricada bulunur. Emel Hanım nasıl hareket eder?

OG: Amcacığım ben de bugün ismini gördüm listede, yalnız benim bu komisyonda objektif kanaat bildirmem mümkün olmayacağından, sınav komisyon üyeliğinden çekilmeyi talep edeceğim. 

O: Amcacığım ben ismini gördüm zaten listede, siz benden kimseye bahsetmeyin, laf söz olur, hallederiz merak etme, kuzen rahat olsun. 

Örnek12: Emekli hastane müdürü, muayene olmak üzere eskiden görev yaptığı hastaneye gelmiştir. Randevu veya sıra numarası almak yerine, mevcut hastane müdüründen öncelikli olarak muayene olması için yardım istemiştir. Hastane müdürü ne yapar?

OG: Müdürüm hastanemize verdiğiniz hizmetlerden ötürü çok teşekkür ederiz. Ancak randevu veya sıra numarası ile hizmet sunduğumuzdan benim muayene sürecine müdahalem çok doğru olmaz, beni mazur görün.

O: Kızım doktoru arayalım, müdürümüzün 5 dakika sonra geleceğini belirtelim. Bekletmesinler, iyi ilgilensinler. 

Örnek13: Kamu iktisadi teşebbüsünde görevli bir muhasebeci, mesai saatlerinin dışında veya mesaide boş zamanlarında özel bir şirketin defterlerini tutmak istediğini amirine iletiyor. Amir ne der?

OG: Mesai saatleri dışında da olsa, kamu görevlisinin kamu hizmeti dışında özel bir iş yapması doğru olmaz kardeşim.

O: Yap tabi kardeşim, iyi olur, senin için de ek gelir olur.

Örnek14: Belediye mezarlığında görev yapan imama, defin işlemlerini yerine getirdiği cenazenin sahipleri para vermek ister. İmam ne yapar?

OG: Estağfirullah, bu benim görevim, ben bunun için maaş alıyorum. Bunu sizden kabul edemem. Teşekkür ederim. 

O: Allah razı olsun, Allah mevtanıza rahmet eylesin. Şimdi ben şöyle ihlaslı bir dua ederim onun için.

Örnek15: Genel müdür, kurumdan ihale alan firmanın sahibine hak edişlerin ödenmesi konusunda bilgi vermektedir.

OG: Hak edişler, sıraya göre ödenmektedir.

O: Hak edişleri genelde gecikmeli ödüyoruz, ancak -off the record- bizim …  vakfına …  TL tutarında bir bağış yaparsanız, sizin hak edişlerinizi hemen öderiz.    

Örnek 16: Bir genel müdür, makam aracı ile havaalanına gitmektedir. Âdet olduğu üzere havaalanına kalkış saatine çok az bir süre kala makam şoförü ile yola çıkar. Şoföre ne der?

OG: Acele etmeyelim, birine bir zarar veririz, kaza yaparız. Hız limitlerine uyalım. Bundan sonra da bana hatırlat, daha erken çıkalım.  

O: Biz kamuyu temsil ediyoruz, vatandaş için koşturuyoruz. Bir önceliğimiz olmalı değil mi? Gazı körükle, gerekirse kırmızı ışıkta geç. Beni yetiştir.

Örnek17: Bir genel müdür, hafta sonu evini taşıyacaktır. Kurum hizmetlilerinden yararlanmayı düşünmektedir.

OG: Düşüncesinden vazgeçerek evini özel nakliye şirketi ile taşıtır.

O: Siz hafta sonu gelin, benim evin taşınmasında yardımcı olun, ben sizi pazartesi izinli sayarım, merak etmeyin telafi ederiz. 

Örnek18: Bir kurumun il müdürü, şehrin ileri gelen iş insanlarından birinin düğününe davetlidir. Düğüne çiçek sepeti göndermek istemektedir.

OG: Kendisi kendi parasıyla düğüne bir çiçek sepeti gönderir.

O: Kızım … Bey’in düğününe ağırlama giderinden şöyle güzel bir çiçek sepeti gönderelim.

Örnek19: Bir hastanenin çocuk bölümünde ortamın hijyenik olmamasından dolayı üç bebek hayatını kaybetmiştir. Başhekim, basına nasıl demeç verir?

OG: Ne yazık ki ortamın hijyenik olmaması nedeniyle oluşan enfeksiyon sonucu üç bebek hayanı kaybetmiştir. Sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılacaktır. Ben de istifamı açıklamak isterim.

O: Ne yazık ki hastane personelimizin tüm çabasına rağmen prematüre doğan üç bebeğimiz hayatını kaybetmiştir. Ailelerine başsağlığı diliyoruz.

Örnek20: Bir kurumun üst yöneticisi İzmir’de görev yapmakta, ancak ailesi Antalya’da yaşamaktadır.  

OG: Ya ailesini de İzmir’e getirir ya da hafta sonları Antalya’ya kendi imkanları ile gidip gelir.  

O: Cuma günleri Antalya’da kısa bir toplantı göstermek suretiyle, hem uçak hem de harcırah imkânlarından yararlanır.

Örnek21: Bir kamu kurumundaki üst yöneticilerin yönetim kurulu toplantısı yapması gerekmektedir.

OG: Toplantıları kamu kurumlarının toplantı salonlarında yaparlar. 

O: Toplantıları mevsimine göre yazın sahildeki otellerde, kışın kayak merkezlerinin olduğu otellerde yaparlar.

Yaşımı doldurur doldurmaz ehliyet almak için sınava girdiğimde, sonlara doğru gözetmen yaşlı bir abiyi yanıma oturtmuş, “sen de aynısını doldur, o geçerse sen de geçersin” demişti. Sonrasında bir arkadaşım bir yakınlarının hafızlık sınavını torpille geçtiğini söylediğinde daha da şaşırmıştım. Artık hiçbir şeye şaşırmıyorum. Yukarıda bahsedilen ahlaki sorunlar Türk toplumunun genel sorunu. Kaldı ki büyük usulsüzlüklerin yanında devede kulak olarak da görülebilir.

Fakat esasta şaşırdığım husus şudur. Farklı inançlardan/ideolojilerden kişiler kendi ahlaki muhasebelerini kendileri yapsın, ancak kendimize bakarsak, neden müminlerin önemli bir kısmı kamusal ahlakın gereklerini yerine getirmiyor? “El-emin” sıfatını neden taşımıyor? “Allah razı olsun” diyerek nasıl rüşvet alıyor? İmar planlarını kendi menfaatine göre nasıl değiştiriyor? Nasıl adam kayırmacılık yapabiliyor?

Ana hatları ile başlıca dört grubun mevcut olduğunu düşünüyorum.

  • Nefisleri azgın ve sefahat peşinde bu kesim, her dönemde gücün yanında yer almayı “başarının kuralı” olarak görerek yeni ortama adapte olmaktadır. Bu kesim, muhafazakâr bir yönetimin etkisi altında kendi ahlaksız işlerini daha rahat yürütebilmek için kendilerini “dindar” gösterebilme çabası içine girmekte ve “din, vatan, millet” hamasetini başarıyla uygulamaktadır.  Bu grubun, esasta dinle diyanetle ilgisi yoktur.
  • İkinci kesim, özünde dindar olmasına rağmen “piyasanın kuralları”nı öğrendikten sonra nefsine mağlup olmakta, artık “günahın tadını aldığından” çıkılmaz bir kuyuya koşa koşa atlamaktadır. Bu dünyevileşme hastalığının açık bir örneğidir. Artık bunların dindarlığı, birinci grubun dindarlığına benzeme yoluna girmiştir. 
  • Üçüncü kesim, adalet üzere işlemeyen sistemi benimsememekle birlikte, kendini bazen mecbur hissetmektedir, örneğin işyerinde terfi etmeye çalışan liyakatli bir kişinin “referans” bulmaya çalışması gibi. Gönülsüzce ve vicdanen rahatsızlık hissederek sisteme katılım sağlamaktadır.   
  • Dördüncü kesim, nüfusun yok denecek kadar az bir kısmını oluşturmakta olup sistemin açmazları içinde tamamen meşru yollar izleyerek ayakta durmaya çalışmaktadır.

Birinci ve ikinci grubun azgınlığını ve keyfilik alanını genişletme çabasına bedel üçüncü ve dördüncü grup gereken mücadeleyi vermediğinden, ne yazık ki şahıslar/partiler değişse de adaletsiz yapı devam etmektedir. Üzülerek belirtmek gerekir ki, aile, okul, askerlik, iş, akrabalık, arkadaşlık ve inanç grupları içindeki yaşam bu sistemin düzelmesini teşvik etmek şöyle dursun, bireyleri “kendisinden” olanı savunacak, olmayanı dışlayacak biçimde yetiştirmekte, oluşan sakat kültür yapısı dindarlık da dahil olmak üzere birçok değeri kendi filtresinden geçirerek deforme etmektedir.  Somut bir örnekle, sonuç Rabbimizin “yakınlara bakma” emrinin, “yakınlara kamu imkanlarını dağıtma” ile eşdeğer görülür hale gelmesidir. Artık, ilaç da zehrin içine batmış, panzehir olabilme istidadını kaybetmiştir.

Çözüm, filtrelenmiş dindarlığımızı sorgulayarak hakiki dindarlığı inşa etmekten geçiyor. Asr-ı Saadete uzanarak önce Peygamber Efendimizden ve sonra günümüzden iki misal verelim. Peygamberimizin (s.a.), zekât toplama işinde görevlendirdiği sahabi görev dönüşü geldiği zaman: “Şu sizin (zekât) malınız ve bu da bana hediye verilmiştir” dedi. Bunun üzerine, Peygamberimiz minberin üzerinde ayağa kalkıp Allah’a hamd etti ve şunları söyledi: “Allah’ın beni görevlendirdiği bir işte, ben sizden birisini görevlendiriyorum, sonra da o gelip ‘bu sizin malınız, bu da bana hediye verildi’ diyor! Eğer sözünde sadık ise babasının veya anasının evinde otursay­dı da ona bu hediye gelseydi ya! Allah’a yemin ederim ki herhangi biriniz bu malda hainlik yaparak haksız bir şey alırsa kıyamet gününde o malı böğüren bir deve veya bir sığır yahut meleyen bir koyun şeklinde boynunda taşıyarak getirecektir.” Daha sonra Peygamberimiz ellerini koltuk altı beyazlığı görünene kadar kal­dırdı. Sonra “Allah'ım! Emirlerini tebliğ ettim mi?” şeklindeki duasını üç defa tekrar etti.

Hayatını eğitime adamış merhum Mâhir İz Hoca, Selçuk Eraydın’ı asistanı olarak görmek istediğinden, imtihana katılması için haber gönderir. Selçuk Eraydın, imtihan komisyonuna girer, ancak dersin asıl hocası, yani kendisine asistan alacak olan Mahir Hoca’nın, salonun arkalarından bir köşede tek başına oturduğunu görür. Mahir Hoca imtihan komisyonuna girmemiştir. İmtihandan sonra şu açıklamayı yapar: “Evladım! Ben seni kayırırım, adaletten ayrılırım endişesiyle imtihana bilhassa iştirak etmedim; ama o köşede de hep sen kazanasın diye dua etmeden de duramadım! Kazandın evladım, tebrik ederim!” dedi.