Erkekler için baba hakkında konuşmak, yazmak zordur. Bir zıtlıktan ileri gelmez bilakis aynaya bakmak gibi bir şeydir bu.  Kendi yüzüne bakabilmek, kendiyle yüzleşebilmenin zorluğudur. Babadır, senden önce yürünecek yolları yürüyen, vardığı menzilden sana gülümseyen. Hayat, sana babanın aynasından görünür.

Kendini bulma yolculuğunda bu aynadan uzaklaşmak istersin toyluğunda. Başka aynalardan görmek istersin kendini, hayatı başkalarının sözleriyle yorumlamak istersin ancak çok geçmeden fark edersin ki aynalar; çukurdur, tümsektir. Sana söylemez o sözlerde sırrını hayatın.

Baba gölgesinde durdukça gölgem olmayacak sanırsın ancak bilmezsin ki babanın gölgesi üşütmez insanı. O gölgeye muhtaçlığını dünya çölünde kavruldukça anlarsın.

Tutunduğun bir dal değil sadece gövdeni besleyen bir köktür baba. Toprakla irtibatın, mazi ile bağın baba ile kuruludur. Ananın kucağı da babanın tüttürdüğü ocaktadır. Bu ocağın emanetidir boynundaki. Babanın kaderinden sana pay biçilmiştir. Bundan kaçmak anlamsızdır.

Her babanın ocağı gürül gürül yanmaz. Bazen fakirliğin kara dumanıdır soluduğun bazen inciten bir hıncın ateşidir, kabul. Belki kuru yere ateş yaktığındandır yahut hoyrat ellere kaldığındandır. Babanın merhamet damarı derindedir inan, gözünde yaşı nadir görüyorsan da kalbine doğru ağlayan adamdır baba.

Ayaklarının üstünde durmaya azmettiğinde, kendi yuvanı kurduğunda ve kendin de baba olduğunda çocuklarından öğrenirsin babanı. Onun yürüdüğü yolların ne kadar meşakkatli olduğunu böyle yola gelince anlarsın.

Erkek çocukları için çocukluğunda bir kahraman olan babanın zamanla bir rakibe dönüşmesi ve hatta bir dönem gözde küçülmesi çok öğreticidir bence. Babayı hayatın her evresinde farklı bir yönüyle tanıma imkânı oluşur böylece. Onunla cedelleşmek, tartışmalara girmek, kapıları çarpıp çıkmak belki kendimizle hesaplaşmak anlamına gelir. Şükür ki babalarımız da bunun farkında olduğu için hırçınlıklara ve aşırılıklara müsaade eder. Elbette bu süreçler herkeste aynı naiflikte yaşanmaz ancak zaman herkese haddini bildirmekte mahirdir.

Baba ile kurduğumuz bağ, zaman geçtikte daha gerçekçi bir mahiyet kazanır. Tecrübenin kıymetini anladıkça babamıza yaklaşmaya başlarız; bizde nasip, babamızda ömür olursa. Yaşın olmasa da başın kemâle ermesi babayı anlamak ile mümkün.

Hz. Peygamber (s.a.v.), bir babanın çocuklarına bırakacağı en güzel mirasın güzel bir ahlâk olduğunu söylüyor. Güzel ahlâk, fıtrat üzere olma anlamına gelir. Fıtratımızı ancak babalarımızda görerek fark edebiliriz. Burada babanın bir vazifesi zikrediliyorsa da babaya bu nazarla bakmak da evladın bir vazifesidir muhakkak. Öf bile dememeyi beceremesek dahi kusurunu bilip boyun bükmek babanın rızasına giden yola girmek demek.

Babalarımız bizim gözümüzde hep ihtiyardır, onların gözünde biz yaşlansak da hep çocuğuz. Ne onlar bizim gözümüzde küçülebilir ne de biz büyüyebiliriz. Bunu idrak etme yolculuğu hayat bir yönüyle.

Babamın hafızasında babasına dair bir ses, bir koku, bir tebessüm yok ne yazık ki. Babasının fotoğrafını dahi hiç görmemiş bir babanın oğluyum ben. Babamın o yoksunluğunu hep hissetmeye çalışmışımdır ancak şu yaşıma kadar buna muvaffak olamadım. Buna muhayyilem yeterli gelmiyor. Bende durum böyle iken babamın iç dünyasında bunun nasıl bir tarifi var onu da hiç bilemiyorum ancak babasız büyüyüp bu kadar iyi bir baba olmanın başka bir ilham ile olduğu fikrindeyim. Hâlâ hayatta ve gölgelerinde huzur bulduğumuz babalarımıza hayırlı ve uzun ömürler dilerken ebedî kavuşmayı bekleyenlere de sabr-ı cemil diliyorum.