Merhum Mehmet Gemci’nin (1966-2019) şiiriyle çok haşir neşir olmadım. Karşılaştığım Mehmet Gemci imzalı şiirleri atlamadım okudum, o kadar. İlgiyle okurdum ve Mehmet Gemci şiirini genel olarak beğenirdim. Bir sesi vardı çünkü. Fakat üzerinde nedense uzun uzadıya durma gereği duymadım. İkinci kitabını beklemiştim. Çıkmadı. Bu, benim için bir hata. Keşke diyorum, zamanında Yanlış Parantez’i kendisinden isteyip okusaydım. Daha çok bir araya gelmeye çalışsaydım onunla. İmamlık yaptığı camiye daha çok gitseydim. Şiirleriyle ilgili konuşsaydım. Sorular sorsaydım. Olmayınca olmuyor. Her şeyin hayırlısı.
Mehmet Gemci her şeyin farkında olan bir insandı. Beni en çok bu yönü etkilemiştir. Bir kişi veya konu söyleyin ona, hemen o kişi veya konuyu ayrıntılarıyla düşünüp, en doğru sonuçları çıkarabilirdi. Şair bakışı vardı onda; keskin, sağlam ve tutarlı. Külyutmaz da diyebiliriz Mehmet Gemci için. Çünkü o, olaylara bakar, sözleri tartar, sonra da bunların eğrisini doğrusunu söylerdi. Öyle her şeyi bilen, her şeye aklının erdiğini sanan kişilerden değildi o. Bilmediği konularda rahatlıkla “Bilmiyorum” derdi. “Okumadım” derdi mesela veya “Tanımıyorum”. Mehmet Gemci kendi boyunu da bilirdi, üzerine çekeceği yorganın uzunluğunu da.
Mehmet Gemci Türkiye’de ve Kahramanmaraş’ta dönen dolapların hepsinden haberdardı. Fark ederdi, yani yeni durumlar gözünden kaçmazdı onun. Hissederdi, hem güzellikleri hem de dalavereleri. Kötünün kokusunu alırdı hemen, iyinin kokusunu da. Değerli olanı bilirdi, değersiz olanı da. Kötü bir şiirle ilgili ona “İyi bir şiir bu,” dedirtemezdiniz. En fazla, “Biraz daha işlenmesi lazım” derdi, eğer karşısındakini kırmak istemiyorsa. “Daha çok okuman gerekir” dediğine de çok şahit olmuşumdur, etrafına doluşan yerel şairlere. “Hep aynı şeyleri okuyup durmayın, farklı şairleri de okumalısınız” diye yol gösterdiği genç şairleri de biliyorum. Bir gün imamlık yaptığı Saraçhane Camii’ne gittiğimde, Turgut Uyar okuduğunu görmüştüm Gemci’nin. Yeni de değildi. Yani eskiden beri okuyageldiği bir kitaptı, Turgut Uyar’ın Can Yayınlarından çıkan Büyük Saat’i. Fakat en çok sevdiği şair, Sezai Karakoç’tu. İkinci sırada Cahit Zarifoğlu gelirdi. Sonrasında belki yüzlerce şair ismi sayardı.
Zarifoğlu şiirine yakındır Mehmet Gemci şiiri
Mehmet Gemci, Sezai Karakoç’un şiirleriyle birlikte düzyazılarını da benimserdi. Düzyazıda bir de Nuri Pakdil’in kitaplarını çok severdi. Onda Edebiyat Yayınlarının ilk baskısı da vardı. O baskılarından dönüp dolaşıp Nuri Pakdil okurdu ve bundan büyük keyf alırdı. Sezai Karakoç, Nuri Pakdil ve Cahit Zarifoğlu onun için ayrı bir öneme sahip şahsiyetlerdi. Mehmet Gemci bu isimleri sayarak eserle şahsiyet ve tavır arasındaki bağlantıya dikkat çekmek isterdi. Estetik açıdan, Zarifoğlu şiirine yakındır Mehmet Gemci şiiri. Zarifoğlu gibi tok, zengin, imge ağırlıklı, açık yürekli şiirler yazardı.
Belki de her şeyden haberdar olduğu, iyiyle birlikte kötüyü, çirkinle birlikte güzeli de görebildiği için halden anlayan bir ağabeydi Mehmet Gemci. Onunla her konuda herhangi bir komplekse girmeden, rahatlıkla konuşabilirdiniz. Dertten anlardı, sizi dinlerdi demek istiyorum. Verdiği tepkilerle dertten anladığını da gösterirdi. Neyse o olmak isteyen, bunu önemseyen bir karaktere sahipti. Numara çekmezdi kolay kolay. En fazla susardı. Sonra da, ilk fırsatta neden o an sustuğunu açıklardı. Çünkü kızgınlığını, neşesini, sevgisini göstermekten çekinmeyen biriydi Mehmet Gemci. Özgüveni yüksekti. Benim normalde beklediğim, “Dur abi, şimdi değil” dediğim durumlarda o öne atılır, söyleyeceğini söyler, “Bunda çekinecek bir şey yok” diyerek beni de yüreklendirirdi.
Mesela bir gün Kahramanmaraş’ta çevresi insandan geçilmeyen Rasim Özdenören’e doğru “Bir dakika, bir dakika…” diyerek ilerlediğini ve Rasim Bey’e söyleyeceği şeyi kulağına eğilip söylediğini unutamam. Ben olsam, beklerdim. Rasim Bey’in çevresinin sakinleşmesini beklerdim. O yüzden sürekli beklerdim. Çünkü Rasim Bey’in çevresi hiç sakinleşmeyecektir. Ben de beklemekten vazgeçmeyeceğimdir. Mehmet Gemci’yse, beklemezdi, hedefe odaklanır ve harekete geçerdi.
Ulaştım dediğim günlerdeyse, onu kaybettim
İsmet Özel konferansına katıldığımız günü de hatırlıyorum Mehmet Gemci’yle. Konferans sonrasında Kültür Merkezi’nin müdür odasında yapılan sohbeti ayrıca. Mehmet ağabey, “İsmet ağabey, gençler şiirlerinizi çok seviyor. Biraz da şiirden konuşsak…” demişti. İsmet Bey’in cevabı, “Ben başka bir şeyden mi konuşuyorum?” olmuştu. Orada İsmet Bey, İstiklal Harbi’yle bugün arasında bağlantılar kurup, tespitler yapıyordu. Bunun Türk şiirinden söz etmekten farksız olduğunu belirtmek istemişti. Mehmet ağabey anlamıştı. Bana dönüp, boynunu bükerek, biraz da gülümseyerek “Yapacak bir şey yok.” demişti.
Mehmet Gemci’yle ilk Yaşar Pastanesinin önünde karşılaşmıştım. Bünyamin K.’yla Maraş Kalesi’ne doğru hızlı hızlı yürüyorduk. “Bünyamin nasılsın, selamün aleyküm” dediğini işittim, rahat, bana o an biraz da kaygısız gibi görünen, oturaklı, kendinden emin birinin. Ayaküstü konuşmuşlardı Mehmet Gemci’yle Bünyamin K.. O an tanışmamıştık. Bakışmıştık sadece. Ben yirmili yaşlarına yeni girmiş bir gençtim. Fakat bu bakışmada Mehmet ağabey adeta “İleride birbirimizi çok seveceğiz, farkında mısın” der gibi gülümsemişti. Ben bunu anlayacak ve o an hemen değerlendirecek olgunlukta değildim. Ama içten içe farkındaydım. Çünkü yürümem gereken yollar vardı daha. O yolları aşındırdıktan sonra Mehmet Gemci’ye ulaşacaktım. Ulaştım dediğim günlerdeyse, onu kaybettim. Şimdi Edip Cansever’in “Mendilimde Kan Sesleri” şiirini değiştirerek;
Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Mehmet Abi sen de bağışla
demek istiyorum. Rahmet olsun.