Hz. Mevlana deyince Şefik Can Hocamız, Şefik Can deyince de manevi evladı, mesnevihan Hayat Nur Artıran Hanımefendi geliyor akıllara. Nasıl gelmesin ki efendim… Yıllarca bir an bile yanından ayrılmadan Şefik Can Hocamıza hizmet etmiş, yıllarını mürşidindeki Mevlana ışığından almak için geçirmiş. Dolayısıyla Sertarik Mesnevihan Şefik Can Dedemizi en güzel ondan dinleriz diye düşündük ve Hayat Nur Hocamıza sorularımızı yönelttik.

Şefik Can Hocamız kimdir, sizin gönül pencerenizden Şefik Can Hocamız’ın yansımalarını biraz dinleyebilir miyiz?

Şefik Can Hocamız kimdir? Çok büyük bir ummanın, zahir ve batın yani gözle görünen ve görünmeyen tüm boyutlarını birkaç cümle içinde ifade etmek elbette kolay değildir.

Allah dostları yeryüzündeki güneş gibidir, onların ancak bir zerresinden sizlere bahsedebiliriz. Ama bana dedikleri zaman Şefik Can kimdir, ilk aklıma gelen tevazu ve mahviyet sahibi, tümüyle Muhammedî ahlaka sahip, Hz. Mevlana yolunda bir “hiç” olmuş, ulu bir sultandır. Şefik Can Dedemiz hayatta iken şöyle bir soru gelirdi aklıma. Çünkü çok yaşlı idi, gerçi kimin önce gidip kimin sonraya kalacağını Rab bilir ama bu dedem Hakka yürüse, bu kadar çok sevenleri var, birisi bir gün bize sorsa, “Ey Nur Hanım, sen yıllarca Şefik Can'ın yanında kaldın, ne dersin bu Şefik Can için?” Bir tek kelime bulurum: “Hiç”. Şefik Can Dede’yi gerçek manada ifade edecek tek kelimedir hiçlik.

Hocamızın Hz. Mevlana ile gönül bağı hakkında bir kaç kelam eder misiniz?

Hz. Mevlana'yı herkes sever, Şefik Can deyince herkesin aklına Hz. Mevlana gelir. Çünkü Şefik Can Dede’yi Şefik Can Dede yapan, Hz Mevlana'dan aldığı ışıktır. O kadar güzel, o kadar kucaklayıcıdır ki, herkes onu sever. Hz. Mevlana, "Ben gökyüzündeki güneş gibiyim diyor". Gökyüzündeki güneşi kim reddeder? Evrende var olan her şeyin, herkesin gökyüzündeki güneşe ihtiyacı vardır, onun için hiç kimse güneşi reddetmez; reddetmez ama kolay kolay bir kimse de güneşin içinde yanıp yakılmayı göze alamaz. İşte ancak Şefik Can Dede ve benzeri gibi olan bazı istisna şahsiyetler, pervane gibi kendilerini o ateşe atar ve o ateşte yok olurlar. Cenabı Hak, Duha Suresi’nde, "Vedduha Velleyli iza seca", "And olsun güneşin en yüksek ve en parlak zamanına, and olsun gecenin karanlığına” buyuruyor. Hz. Mevlana bu ayeti kerimeyi Mesnevi Şerif’te şerh ederken der ki; “Güneşin içinde Muhammedî nur vardır; o nedenle ki güneş dünyayı bu denli aydınlatır ve cümle evrenin beslenmesine vesiledir.”

Şefik Can Dede’yi diğerlerinden ayıran, kuru kuruya bir Hz. Mevlana sevgisi değildi; o, ateşte yanmış yakılmış, bir hiç olmuştu. Yani laf Mevlevi’si değil, hal Mevlevi’si idi. Şefik Can Dede’ye bak, Hz. Mevlana’nın hal ve ahvalini gör. Hz Mevlana'nın sözünü ettiği tevazu ve mahviyet, o toprak huylu olmak, o yedi öğüdünü Şefik Can Dede'de görmek mümkündü.

Sevgi, aşk Hz. Mevlana yolunun en belirgin vasıfları değil mi efendim?

Hz. Mevlana aşkın sultanıdır. Aşkı tarif ederken şöyle der: “Sevmek, sevdiğine benzemektir. Bir şey üzerinde ömür tüketmek başka şey benzemek başka şeydir. Kim ne kadar benziyorsa işte o kadar sevmiştir.” O gerçekten sevmiştir. Hz. Mevlana deyince herkesin aklına hoşgörü, anlayış gelir. Yani Yunus Emre’nin buyurduğu gibi, yaratılmışı yaratandan dolayı sevmek gelir. Hz. Mevlana ve hoşgörü; herkes bunu söyler ama gerçek hoş görme, affetme vakti geldiğinde dilinin her an zikrettiği hoşgörünün, affetmenin, bağışlamanın zerresini bulamazsınız. Hani Hz. Mevlana âşığıydı, hani hoşgörüden bahsediyordu; nerede, nerede sende bunun tecellisi? İşte, Şefik Can Dede’yi farklı kılan, her hal ve ortamda, çok samimi olarak Muhammedî ahlakı yaşamasıydı.

Hocamızın güzel ahlakına birkaç örnek verebilir misiniz?

Şefik Can Dedemiz son zamanlarına kadar Mesnevi sohbetlerine devam etti. Arabî yıllara göre 99 yaşında vefat etti. Vefatından son iki ay öncesine kadar sohbetlere ara vermedi. Son iki ay, koma halinde olduğu için sohbet veremedi. Kendisini Mesnevi sohbetlerine götürmek için görevli bir şoför bey vardı. Dedem evden çıkma saatinden bir saat önce hazırlanır, bendenizi de cam kenarına bırakır, “Araç köşede belirince, hemen haber ver Nur Kızım” derdi. Araç görünür görünmez kendisine söylerdim, bir canlılık gelirdi üzerine; hızlı hızlı hareket eder, “Şoför beyi bekletmemek lazım kızım, bekletmemek lazım” derdi. 99 yaşında yaşlı bir insan, onun birazcık bekletmesine kimse bir şey demez ama o gene de kimseyi bekletmek istemezdi. “Sen bekleyeceksin ama bekletmeyeceksin!” derdi. Ayrıca fakirinize şöyle tembih ederdi: “Kızım, bir kuyruğa girdiğinde bilet almak için vs. paranı evraklarını önceden hazırla, arkanda kimseyi bekletme, oradan hemen geçmenin yoluna bak. İnsanları fuzuli bekletmek arkandakilerin hak ve hukukuna riayet etmemektir”, derdi.

En ileri yaşlarda dahi, Mesnevi sohbetlerine giderken tüm dinleyicilerden çok önce salona gider, kendisi o yaşlı halinde oturur beklerdi. Fakir üzülünce de, “Evladım gerekirse sen bekleyeceksin ama hiçbir zaman başkasını bekletmeyeceksin!” derdi.

Şefik Can Dedemiz, bilindiği gibi belli bir süre orduda hizmet etti…

İslamiyet, güzel ahlak ve edeptir değil mi efendim? Edep, yaratılmış her şeye karşı edeptir. Bizler insanlara karşı edeple muamele edemediğimiz için hayvanlara, çiçeklere, böceklere, eşyaya saygı gösteremiyoruz. İnsana karşı bile saygı gösteremiyoruz ki nerde kalmış hayvana saygı göstermek…

Şefik Can Dedemiz gençlik yıllarında askeriyede subaydı. Emir eriyle bir köye iş için gidiyorlar. Köy yeri malum, hayvan pislikleri var yerlerde. Asker atıyla hiç dikkat etmeden bu pisliklere basarak ilerliyor. Şefik Can Dedemiz durup, “Dikkat et” diyor askere, “pisliklere sakın basma!” Asker şaşırıyor tabi, burası köy yeri; etrafta pislik olması normal. Şefik Can Dede, “Attan iner misin?” diyor askere. Eline bir çöp alıp pisliği karıştırıyor. “Görüyorsun değil mi pislik böceklerini”. “Görüyorum” diyor asker. “O zaman ne hakkın var bilerek, isteyerek bu hayvanları öldürmeye; onların bu âlemde yok mudur bir hizmeti, boşuna mı yaratıldı sanıyorsun?" Buyurun efendim, "senin ne hakkın var bu pislik böceklerini öldürmeye? Yok, mudur onun yaşam hakkı?” Bendeniz bu hikâyeyi olayı yaşayan o askerden öğrendim, şimdi emekli yarbay kendisi. “Hocamız böyle bir kumandandı işte” derdi.

Bir pislik böceğine saygı duyan bir komutan nasıl bir asker yetiştirir? Bu kimse bir öğretmen olarak, nasıl bir öğrenci ve toplum yetiştirir?

Efendim çok teşekkür ederim bu değerli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için…

Biz teşekkür ederiz efendim.

 

Tuğba Kaya konuştu