“Bazı ebeveynler çocuklar korkar diye masallardan, çocuk öykülerinden ejderhaların, devlerin, kötü varlıkların çıkarılmasını istiyor. Lakin göz ardı ettikleri bir şey var, bunları çıkardığınızda masal, masal olmaz artık.” diye okumuştum bir yerde. Aslında bu durum Chesterton şu sözüne denk düşüyor: “Masallar, ejderhaları anlattığı için değil, onları yenmenin mümkün olduğunu anlattığı için kıymetlidir.”

Çocuklarımızın eğitimli, hayatın her koşuluna hazırlıklı, maddi manevi donanımlı bireyler olmasını istiyoruz. Lakin gerek evde gerek okulda gerek hayatın diğer alanlarında gerekse okudukları eserlerde sıkıntılardan yalıtılmış, kötülüklerden izole, başlarına gelebilecek musibetlerden ve afetlerden arındırılmış, toz pembe seyreden bir hayat görüntüsü çiziyoruz onlara. Böyle olunca da başımıza gelen olaylara anlam veremiyorlar maalesef, depremi anlamakta güçlük çekiyorlar, hayattaki maddi manevi diğer depremlere de hazırlıksız kalıyorlar.

Onların iyiliğini istiyorsak hayatın güzel tarafları olduğu kadar meşakkatli zamanlarının da olduğunu, insanın sevinçlerinin olduğu kadar korkularının da olabileceğini, mutlu olduğumuz zamanlar kadar hüzünlü geçebilecek vakitlere de tanıklık edebileceklerini ve bunları çevrelerindeki güzel insanlarla, birlik ve beraberlikle aşabileceklerini güven telkin ederek güzel bir şekilde fark ettirelim onlara. En güzeli var olan gerçekleri onlardan saklamak veya onları hayatın gerçeklerinden uzak tutmak değil, onları hayatın içine davet ederek yaşanan olayları onların yaşlarına, gönüllerine, gelişim dönemlerine, içinde bulundukları ahvale, saf, genç, güzide dimağlarına uygun bir dil, üslup, tavır ve yaklaşımla anlatmaktır. “Çocuktur anlamaz, çocukluğuna vermek lazım…” gibi tahfif edici bir dille yaklaşırsak çocuk, anlamadığını/anlaşılmadığını hissederek münasebetlerinde duvar örer ve o duvarı yıkmak, ona ulaşmak bir daha mümkün olmayabilir.

Bunlar yalnızca depremzede çocuklar için geçerli bir durum değil. Deprem bölgesinde yaşamayan çocuklar hiçbir şey bilmesin, duymasın demek elbette yanlış olur. Çocuklar, gayet iyi gözlemcidirler. Etraflarında dönüp duran dünyaya tam anlam veremeseler de o dünyada yaşanan her ayrıntıyı bir gözlem notu olarak zihinlerine kaydederler. Bu yüzden onları haberlerden, görüntülerden uzak tutarak onlara depremin neden olduğunu, nasıl gerçekleştiğini, öncesinde ve sonrasında neler yapmamız gerektiğini yaşlarına uygun şekilde, düzgün ve uygun bir biçimde anlatalım. “Çocuk işte…” deyip de geçmeyelim, geçiştirmeyelim. Her birimizden daha keskin zekâları, kavrayışları, akıl sır erdiremediğimiz izahatları olduğunu bilelim.

Her çocuk kendine özgü bir kilit gibidir, önemli olan onu açacak anahtarı bulmaktır. “Seninleyim. Karşında değil, yanındayım” algısını çocuğa dolaylı olarak hissettirmek, yaşanan hadiseleri tanıma ve keşfetme yolunu birlikte yürümek bu kilidi açmaya vesile olan anahtarlardan biridir. Zira çocuklar, meraklarının rehberliğinde hareket ediyorlar. Saf dimağlarını tecrübi bilgilerle doldurmak için çabalıyorlar. Çocukların anlam dünyasının gelişmesi ve genişlemesi soru sormalarına bağlı, bu süreçte soru sormalarına fırsat vermeye ve meraklarını tatmin etmelerini sağlamaya dikkat edelim. Bu, çocuğu olgunlaştırır, donatır ve ona farkındalık kazandırır.  Şunu unutmayalım ki minik dünyadaki çatlakları merakları tatmin eden bir merhametle iyileştirebiliriz ancak.

Çocuklar ne balmumu heykel ne de yetişkinlerin kopyasıdır. Onların kendilerine özgü bir dünyaları, halleri, yaşamları, algıları, duyguları, gönül ve zihin alemleri var. Yaşadığımız bu günlerde duygularını özgürce, rahatça, oldukları gibi göstermelerine yardımcı olalım. Ağlasınlar, üzülsünler, oynasınlar, resim yapsınlar, duyguları nasıl yönlendiriyorsa o şekilde davransınlar. Yardım faaliyetlerine dahil olmak isteyenler varsa yaşları ve güçleri nispetince dahil olsunlar.

Çocuklar, yetiştiği yere ve yetiştirilme şekline göre büyür, gelişir. Yetişme şekillerini bir elbise gibi üzerlerinde taşırlar bir ömür. Yetiştikleri yerin izlerini her nereye gitseler, her nerede yaşasalar ruhlarında bulundururlar. Bu manada iyiliğe ve yardıma alışkın, hayırda koşan bir nesil bırakmak için çocukları harçlıklarından bir kısmını depremzedelere yardım etmeleri için teşvik edelim. İyiliğin iyileştirici gücünü hissettirelim, tattıralım onlara.

Süleyman Çınar