Sahabe, kimi ayetler için “işte bu benim ayetim!” dermiş. Her insanın bir de suresi olabilir mi? Gülseren Gümüş’ün var: Duha ve İnşirah sureleri… Ve hayatı da bu surelerin tefsiri gibi adeta. Ayetleri terketmeyin, hayatlarınızda diriltin demeye getiriyor.

Engel Duvarı bir otobiyografi. Bu kitap çok okunmalı, çok konuşulmalı, mutlaka filmi yapılmalı ve şu an kitabın senaryolaşması için de çabalar mevcut.

Ramazan Kayan Hoca’nın dediği gibi öylesine iyi fikirlere ve iyi sözlere ihtiyacımız var ve iyi işlere, iyi bir ahlaka. Söz söylemek kolay, iyi söz söylemek zor, onu hayata geçirmek daha zor, onu devam ettirmek en zoru,  işte öylesine iyi bir azme ihtiyacımız var. Ve adanmış gönüllere ihtiyacımız var. Zulmün ve gafletin içinde yığınlar… İki ayağı, iki eli, sağlam organları ve ve sapasağlam bir kalp ile Rıza-i İlahi için oradan oraya koşacak gönüllere öylesine ihtiyaç var.

Gülseren Gümüş adanmış bir gönül, adanmış bir ruh, adanmış bir zekâ, adanmış bir beden… Yapmadığını söylemiyor, ağla(t)mak için abartmıyor, kibre hiç mi hiç kapılmıyor, ucubdan korkuyor ve fakat olabildiğince yalın anlatıyor hayatının gerçeklerini.

İyi bir yapımcı olsam bu kitabı kesinlikle film yapardım. Ama duyguyu, ruhu, gönlü ekrana yansıtabilecek bir yapıma ihtiyaç var. Şekil yok, kalpler anlatıyor ve ancak kalpler anlıyor.Gülseren Gümüş, Engel Duvarı

Engelsiz olup da oyunda olmayanlara duyurulur

Tekerlekli sandalyesiyle ilk yanan o olacak, çok iyi biliyor ama yakar topa heyecanla giriyor. İmkânı olduğu halde oyunun dışında kalan tüm Müslümanları oyuna çağırıyor. Kitabın çocuksu çağrısı bir zulüm düzeninin köküne kibrit suyu dökebilecek kuvvette.

Allah’ı “en yakın arkadaşım” olarak tanıtıyor hepimize. Geceleri gözleriyle tavanda yoku yok ederken bulmuş O’nu (c.c.). Dua, dua ve yine dua. Hayatı dua ile kaplı, dua ile kuşatılmış, dua ile yaşıyor. Kitap boyunca dua etmeyi öğretiyor, duayı yaşama geçirmeyi, her an duada olmayı, duadan kopmanın Allah’tan kopmak olduğunu, her işte ve oluşta duaya ihtiyacımız olduğunu… Ve duaya başlıyorsunuz farkında olmadan: Ayetler kalplerimize insin dudaklarımızdan, ve kalplerimiz organlarımızı harekete geçirsin, heyecanla oyuna girelim ve ölene kadar oyunda kalalım…

Yüreği dua ile dopdolu, sürekli Rabb’ine yönelerek yaşıyor Gülseren Gümüş. Yüreğinin götürdüğü yere gidiyor, yüreğini tertemiz tutuyor. Allah diyor ve yürekleniyor, engelleri yüreğiyle aşıyor. Zayıf bedeninin verdiği imkânlar dâhilinde dualarla el ele Allah’a yönelen kıpırdanışlarını hissediyorsunuz, görüyorsunuz, duyuyorsunuz.

Evini anlatıyor, mahallesini, babasını, hastalığını, platonik aşkını ve evliliğini. Sade bir dili, kalbi okşayan bir üslubu var. Okurken hayatının içine giriyorsunuz. Okulunu bitirdi, sevdaluk etti, iş buldu, evlendi, dernek kurdu, hatta Duisburg Belediyesi’nde ilklere imza attı, toplantıdan toplantıya koştu sandalyesiyle ve o koşarken siz onunla birlikteydiniz. Hep eksildi ve hep yenisini yanında buldu duaları sayesinde.

Gülseren Gümüş, Engel DuvarıHuzur ve rıza makamında bir hayat.  Cümleleri hikmet olup ruhundan fışkırıyor, zihni daima plan ve proje üretirken orijinal fikirler hep onu mu buluyor? Sıkıntılardaki imkânları arayan, her daim amelde ve duada bir hayat. Özlemlerini, hasretlerini, hüzünlerini, sevinçlerini, hayallerini ve hedeflerini aktarmış ve herbirinde bir ufuk kazandırıyor.

Dernekleri dergah bilmek

Biricik bebeği Güldeste’yi besleyişi, büyütüşü, ninnileri, bakışı, allayıp pullayışı yok mu! İnsan bir sivil toplum kurumuna (Güldeste Dayanışma Derneği) bu kadar güzel, bu kadar halisâne bağlanır. Aklı fikri kurumun faaliyetlerinde. Sürekli iyileştirme peşinde. Büyük bir azimle hep daha iyi fikirler, daha iyi sözler, daha iyi ameller...

İslamcı sivil toplum kurumlarının böyle bir motivasyonla çok yakında yapamayacakları hiçbir şey yok inanıyorum. Yeter ki derneğini dergâhı bilsin gönüller. Oralar bizleri boş işten, boş sözden, günahtan ve dünyevîleşmekten kurtaracak ama sarılmak ve topladığımız odunları özenle seçmek gerekiyor Yûnus gibi. Dernekleri Allah’a götüren bir dergâh bilmek, oralara öyle yönelmek, nefsi orada tezkiye etmek, cihadı orada sürdürmek, ilmi ve irfanı orada almak gerekiyor. Postmodern dergâhlarda seyr-i sülukta güzelleşen ruhlarla kurumlar da güzelleşip büyüyecek ve dünya (yeniden) bizim olacak inşallah.

İşte Gülseren Gümüş her geçen gün giderek eksilen bedenindeki gücünden arta kalan kıpırdayışların hakkını bu dernekle vermeye çalışıyor. İmtihanını bu dernekle ebedî kazanca çevirme yarışında. Yarışta yolda kalanlara, yolda geri geri gidenlere, yoldan çıkanlara, yola gelmeyenlere bir çağrısı var Engel Duvarı’nda: “Onların ruhlarını melekler çok hoş kabzederek, selam size, yaptığınız güzel ameller sayesinde girin cennete derler” (Nahl 32). Büyük bir özgüveni, hayır hayır, “Allah’a tam güveni” var. “Benim vazifem duaya açılan avuçlarımla, beni yardıma taşıyacak imkânları aramaktı. İmkânlara dokunmak ve onu emekle haketmekti.” diyerek dipsiz kuyularda sandalyesiyle ayağa kalkıyor ve adeta yumuşak bir tonda şöyle haykırıyor: “Heeey, engelsiz koş(a)mayanlar! Her şey mümkün ve/fakat engel/sizsiniz!!! Şahid ol ya Rab, şahid ol ya Rab, şahid ol Ya Rab!...”

Mustafa Tarhanacı derdinden, umudundan ve göğsünden yazdı