Sıcak yaz ayları geldiğinde insanın bir gözü denizde oluyor. İmkanı olanlar İstanbul’dan etraftaki plajlara veya güney sahillerine gidiyor. Vaziyet şimdilerde böyle. Peki Osmanlı insanının deniz ile arası nasıldı? Kaynaklar bize payitahtta insan vücudu ile denizin ilk temasının 19. yüzyıl ortalarında başlamış olduğunu söylemekteler. Şehr-i dilara-yı İstanbul’un denize girilen ilk yeri 1826-1850 tarihleri arasında Çardak iskelesi deniz hamamı olmuş. İstanbul’da ilk olarak denize girilen yerler ise Galata Köprüsü, Büyükdere, Bakırköy, Yeşilköy, Moda... Tabi o zaman plaj gibi Batıdan devşirme adetler daha yok. İstanbullu denize girmeyi bu hamamlarla öğrenmiş.

Osmanlı’yı mayalayan topraklara yolculuk Osmanlı’yı mayalayan topraklara yolculuk

Peki nedir deniz hamamı? Deniz hamamı, bir diğer ismi ile derya hamamları mevsimliktir. Yüzme mevsiminin ne zaman başladığını Fikret Adil’in Tan Mecmuası’nda 1941’de yayınlanan yazısı ile öğreniyoruz: “Yüzme mevsimi, karpuz kabuğu suya düştüğü vakit açılırdı. Yani karpuz çıkıp da harcıalem olup çürükleri denize atıldığı zaman soğuk alıp üşümek, sam yelinden vücudun lekelenmek tehlikesi olmadan suya girilebilirdi.”

Mevsimi geldiğinde deniz hamamı kurma çalışmaları hummalı bir şekilde başlarmış. Denizin dibine kazıklar çakılır ve suya dayanaklı ağaç kütükleri ile dört bir tarafı sanki bir ambalaj gibi sarılırmış. Etrafına soyunma odaları, ihtiyaç odaları yerleştirilirmiş. Bazı sahillerde erkek ve kadın deniz hamamları, bazılarında ise sadece erkek veya sadece kadın hamamları varmış. Bir de bazı yalı sahipleri yalılarının önüne deniz hamamı kurmuşlar. Bunun şartı ise birbirlerinin sesini duymayacak kadar uzakta bulunuyor olmakmış. Tabi her ne olursa olsun Osmanlı kadını bu hamamlara çok az rağbet göstermiş. O tarihlerde Osmanlı her ne kadar Batıya yüzünü dönmeye başlamış olsa da neticede bir İslam devletidir.

Sahil semtlerinin hepsinde deniz hamamı bulunuyormuş

Dört bir tarafı kapalı da olsa erkekler için de kadınlar için de kıyafet nizamnamesi vardır. Bakalım deniz hamamlarına girebilmek için kıyafet şartları ne imiş? Nizamnamede erkekler için göbekle dizler arasında uzanan bir peştemal, kadınlar için ise boğazdan ayak bileklerine kadar inen gecelik benzeri uzun bir kıyafet ve en kısası diz kapağı altına kadar uzanan bir iç kıyafetidir. Hamamların girişlerindeki görevliler tarafından kontrol yapılır ve bu şartları haiz olmayanlar içeri kabul edilmezler. İşte bir İslam devletinin esnekliği…

İstanbul’un sahili olan semtlerinin hepsinde deniz hamamı bulunuyordu. Bunların sıklığını Anadolu sahillerinde fethi gören şehirden bir takip edelim: Harem, Salacak, Ayazma, Üsküdar, Çengelköy, Beylerbeyi, Kuleli… Beykoz’a kadar uzanıp giden kapalı kutular ardında deniz hamamı sefası. Bu dört tarafı çevrili ahşap kutuların ne kadar çok ve artık sıradan şeyler haline geldiğini Hikmet Feridun Es’in bir hatırasından anlıyoruz: "Bir bakıma eski deniz hamamları, İstanbullular için, bugünkü plajlardan daha pratik sayılabilirdi.

Öyle ya, bugün mesela bir denize girmeye kalksanız, taa Florya'ya kadar uzanmak külfeti vardır. Halbuki o zamanlar şehrin her tarafında, akla hayale gelmeyecek yerlerinde deniz hamamları vardı. Hatta Galata Köprüsü'nde vapur beklerken sıcak bastı da biraz serinlemek, şöyle bir denize girmek arzuladınız değil mi? Derhal! Köprü'nün üzerinde, Yemiş İskelesi tarafında bu hamamlardan birine rastlardınız. Soyunup, dökünüp, vapur zamanı gelinceye kadar rahat rahat deniz banyonuzu yapabilirdiniz!"

Derya hamamları sadece İstanbul’da bulunuyor değildi. 19. yüzyıl sonunda Osmanlı coğrafyasında denize kıyısı olan bütün şehirlerin deniz hamamları bulunmaktaymış. İzmir, Antakya, Mersin, Lübnan, Lazkiye, Bingazi, Selanik ve hatta hırçın dalgaların yuvası Karadenizimizde de deniz hamamları bulunuyormuş.

Kadın-erkek ayrımı ne oluyor?”

Zaman geçer, koca payitaht İslam düşmanlarının çizmeleri altında ezilir ve gelenler ahlaklarıyla birlikte gelirler. İstanbul’u işgal eden İngiliz ve Rus askerler alışkın oldukları gibi denize girmek isterler. Ve İstanbul sahilleri işgal askerlerinin kadın erkek beraber denize girdiğine de şahid olurlar. Şahid olan İstanbullular taklide başlarlar. Plaj sayıları artarken tabii olarak deniz hamamları ihtiyacı ortadan kalkar.

Ve devir değişmiş, devran dönmüş. Cumhuriyet ilan edilmiş, hilafet kaldırılmış, yeni bir rejim kurulmaya çalışılıyorken 1926 senesinde İstanbul Büyükdere'de açılan 'Beyazpark Deniz Banyosu'nda, kadınlara ve erkeklere ait olmak üzere iki deniz hamamı bir devri kapatmaya vesile olmuştur. Erkek ve kadın deniz hamamlarının birbirine çok yakın bulunmasını ahlaka aykırı bulan Osmanlı bakiyyeleri bu tesisin kapatılması için dilekçe verirler. İşin garip ve komik diyebileceğimiz hikayesi sondadır:

Beyazpark'a gelen Mustafa Kemal, bu durumu öğrendiğinde; "Kadın-erkek ayrımı ne oluyor? Burada doğru olmayan şey, aradaki mesafenin azlığı değil, deniz hamamında hâlâ haremlik ve selamlık aranmasıdır" der.

Mustafa Kemal'in bu sözlerinin peşi sıra deniz hamamları, tarihin sayfalarındaki yerini alır. Kadınlar ve erkekler aynı mekanda, birlikte denize girmeye başlarlar. Deniz hamamlarının kaldırıldığı yerlere plajlar birer birer kurulur ve aziz nehrin yüzü tamamıyle kızarır…

Bir gün bizler mahremiyetin hududunun farkına vardığımızda tekrar deniz hamamları ile karşılaşacağız. Belki aziz şehir ve aziz nehrin üzerinde de 1970’lere kadar devam eden deniz hamamı geleneği tekrar başlar.

Ömer Faruk Deliktaş yazdı