Bugün duyarsızlık, kabalık artık hiçbir yerde garipsenmiyor. İçinde yaşadığı cemiyete yabancılaşmış kimseler kendilerine benzemeyen her şeye nefret kusuyor. Birileri Anadolu'yu, taşrayı küçümsüyor. Hâlbuki taşrayı konuşabilmek Aydın Karakimseli'nin Emanet'ini, Sultan Kadem ve Şevket'i, Emin Çobanoğlu ve Necip'i anlayabilecek bir idraki gerektirir. Ülkemizde yetim kalan on binlerce çocuk yaşamaya çalışıyor. Her gün büyük acıların yaşandığı bir memlekette politikacıların, hatta tanınmış kimselerin az gülmesi, az tatil yapması, milletin hüznünü içinde taşıması gerekir. Şunu unutmayınız, idareci iseniz artık bütün millet yakınınızdır. Kendi akrabalarınızı kayırmayı bırakınız. Bir de bu işler tevil edilmeye, makul olarak gösterilmeye çalışılıyor. Bir yanlıştan başka bir yanlışa geçiliyor. Yanlışın karesi alınıyor. Bunu söylerken kimseyi özel olarak ayıplama niyetinde değilim. Bunun genel bir durum olduğunu hepimiz biliyoruz. Milli Eğitim politikaları sadece okullarla, öğretmenlerle, müfredatla ilgili bir konu değildir. Eğitimimizin en önemli konularından biri yüksek siyasetçi ve bürokratların gençlere ve çocuklara ahlaken örnek olmasıdır.

Erem Şentürk Yenibosna'da ağacın gölgesinde dinlenen bir ihtiyarın kalkarken ağaçtan helallik istemesi ve elindeki sudan ağaca serpmesinden bahsediyordu. Medeniyetin ulaşabileceği nokta ancak böyle bir şey olabilir. Kaybolmaya yüz tutmuş inancımız, Anadolu kültürümüz… Bizler ise aksi yönde hızla ilerlemekteyiz. Helallik istemek bugün unutulmuş bir şeydir. İnsan kalmak bugün zayıflık göstergesidir. 

Tarihin kapitalist ilerleyişi geldiği bu nokta itibarıyla denizleri, ormanları, insanları sonuna kadar tüketmeye yöneldi. Bu gidişle bir geleceğimiz olmayacak. Yeni çağın insanları yeni mağaralarda ve yeni tamtamlarla yaşamaya mahkûm edildi. Kapitokrasi her yerde plastik kurumlar, plastik zenginler, plastik bürokratlar üretti. Sistem bu coğrafyada da çoğu topluluğu ehlileştirdi, Dubaileştirdi, pembe develer üretti. Bilgi üretemiyoruz, görgü üretemiyoruz. Eğleniyoruz, günümüzü gün etmekle meşgulüz artık. Toplumun bir parçası olma duygusu, bir adalet ideali, hesap verme inancımız buharlaştı. Bugün herkes Yemen’de açlıktan ölen bebeklere gözünü kapatıyor. Bu bebekler de bizim bebeklerimiz. Ahlar, vahlar Yemen’den göğe yükseliyor, bir anti medeniyete doğru hızla ilerliyoruz. Olan bitenle ilgili doğru dürüst bir fikrimiz, bir projemiz yok. Elimizde pansuman bezleri, kolonyalar, elimizdekiler ile realite arasında bir uçurum bulunuyor. İnsan ruhunu kemiren türlü hırslarla kavrulduk. Artık saflaşmamız,  temizlenmemiz, helalleşmemiz, bir araya gelmemiz, harekete geçmemiz gerekiyor.

 Anadolu’nun köy ve kasabalarında Boğaziçi Kasabası Eski Camii, Belenardıç Cami, İmerit Cami, İlyakut Camii gibi kayıp inceliğimizin temsilcileri olan camiler, binalar vardır. Bunlar bugün bozulmaya yüz tutmuş taşranın eski insaniyetini, hakikate sadakatini, kutlu sadasını temsil etmektedirler. Bu gibi eserlerimiz ve Anadolu’daki bezemeci üsluplarla ilgili esaslı tasnifler yapılması, bu üslupların uluslararası düzeyde tanıtılması gerekir. Anadolu’nun köylerinde, kasabalarında nice güzel insanlar vardır. Bizim onların ince ruhundan bir saygı sistematiği, bir saygı toplumu inşa etmemiz gerekmektedir. Şehirlerimizi yeni baştan ilmek ilmek dokumamız, toprağımızı çiçeklerle, güllerle süslememiz gerekmektedir. Çocuklarımızı iyiliklerle, güzelliklerle, görgüyle donatmamız gerekiyor. Aksi halde geleceğimiz karanlıklardadır.

Gazete haberlerinin yarısını dolduran hemen her kesimden kimselerin arsızlık ve hırsızlıkları, şiddetli hayatları bize yakışmamaktadır. Lüks arabayla sosyal medya pozu veren, polisimizin eşlik ettiği çakarlı araç kullanan nüfuzlu kişi yakını davranışlarımız, bütün bu çakarpozlar cemiyetimize yakışmamaktadır. Bu kardeşlerimiz ortaya çıkıp biz hata ettik demelidir, polisimizden ve milletimizden özür dilemelidir. Utanmanın, sıkılmanın kalktığı toplumların en büyük buhranlara sürükleneceği aşikârdır. Her adımımızda buhrandan nasıl uzaklaşabileceğinin hesabını yapmamız, saygı toplumunu nasıl hayata geçireceğimizi düşünmemiz gereklidir.

Dönüp Ağrı dağının eteklerinde bıraktığımız davamızı tekrar yüklenmeliyiz. Dönüp yarına yeni bir fidan dikmeliyiz. Dönüp ellerimizi düşkünlere, kimsesizlere uzatmalı, bir yetimin saçını okşamalıyız. Niyetlerimizi gözden geçirmeliyiz. Dünyanın heyulasına, bu gidişata karşı ciddi bir memnuniyetsizlik taşımalıyız. Daha iyi bir topluma nasıl ulaşabileceğimizi titizlikle araştırmalı; boş konuşmaları, gargara ve yaygaraları dışlamalı, artık bilgiyi, kültürü dolaşıma sokmalıyız.