Telefon nedir?

Doğan Büyük Türkçe Sözlük, “telefon”u şöyle tanımlamış: “Birbirinden uzak kimselerin arada gerilmiş tel sistemi ile konuşmasını sağlayan cihaz.” Yunanca isim olduğu belirtilen telefon, tele/télé (uzak) ve fon/phone (ses) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. “Télégraphe” kelimesini az çok Türkçeleştirip “telgraf”a çevirdiğimiz hâlde “telefon”u olduğu gibi almışız. Telgraf, icadından hemen sonra ülkemize getirildiği hâlde telefon nisbî bir gecikmeyle kullanıma girmiş ve yaygınlaşmıştır. “Uzak” engelini aşmak için geliştirilen bazı âletler: Teleks, teleferik, telesiyej, telemetre, teleskop, televizyon. Telekineziyle cisimleri uzaktan ve dokunmadan hareket ettirmeye çalışan insan, telepatiyle araçsız gereçsiz bilgi veya duygu paylaşmaktadır.

Telekomünikasyon (uzaktan iletişim) teknolojileri, günümüzde sesin ve işaretin yanı sıra görüntüyü de iletiyor olmakla birlikte gerçek veya yapay “uzaklık” algısı yüzünden çoğu insana bir çeşit güven ve cesaret vermekte; pek çok kişi, yüz yüzeyken söyleyemeyeceği sözleri, yapamayacağı davranışları âletler önünde sergileyebilmektedir.

Birine telefon etmek, telefon açmak, biriyle telefonla görüşmek/konuşmak; bir bilgiyi, haberi, talebi ulaştırmak ve paylaşmak iradesini göstermektedir.  

Telefon Farkı” nedir?

Sezai Karakoç, Türk şiir tarihinin de Türk düşünce tarihinin de “sütun”larından biridir. Onun “İkinci Yeni” adıyla anılan şiir hareketi içindeki büyük rolü ve belirleyici etkisi, maalesef uzun süre yok sayılmış veya görmezden gelinmiştir. Bu ihmal veya suikasdın mahiyeti ve boyutları hakkında bilgi edinmek isteyenler Osman Özbahçe’nin İkinci Yeninin Doğuşu adlı kitabına bakabilirler (Ebabil Yayınları, Ankara, 2018, 270 s.).

Sezai Karakoç, farkın, farkına varışın, fark edişin, farkında olmanın, fark ettirişin; farklılıkları görmenin, anlamanın, korumanın veya gerekiyorsa azaltmanın veya gidermenin, yani dikkatin, titizliğin, bilincin insanıdır. Yazılar'ın ilk’kitabı İslâm’ın ilk cümlesinin yüklemi “fark edilir” yüklemidir.  İkinci kitabın adı “Farklar” adını taşır. Tarih yorumlarının “evrim” ile “devrim” arasında gidip gelmekte olduğu bir dönemde o, farkını ortaya koyar ve “diriliş” der. Evrimin günlük sularına, devrimin irinine kanına karşı dirilişi, bengi suyu haber verir. Bunun içindir ki onun “telefon farkı”ndan söz etmesini hiç yadırgamıyoruz.

“Telefon Farkı”nın yeri

Sezai Karakoç, Diriliş Yayınları arasında “Şiirler” adı altında çıkan dokuz kitapta yer almış olan şiirlerin, mümkün olduğu ölçüde kronolojik sıra gözetilerek, yeniden düzenlenmiş toplu basımı”nı Gün Doğmadan adıyla yayımlarken bölümlere “yorum için, ufak ipuçları ekle”miştir. Daha önceki kitaplarda yer almayan “Telefon Farkı”, “Körfez (1957-1962) (Üçüncü Sağnak: gölge sağnağı. Akşam yıldızının çıkagelişi.) bölümündedir (s.88-89). Şiirin altındaki tarih 1957’dir. Yeri gelmişken belirteyim: Mehmet Aycı, Gün Doğmadan’daki şiirleri saydığını ve 99 sayısını bulduğunu söylemiştir. Şunu da ekleyeyim: Sezai Karakoç’un şiirlerine başlık olma ayrıcalığını kazanan modern cihazlardan biri “telefon”dur, öbürü: “Kalorifer”.   

Telefon Farkı nasıl farklılaştı?

“Telefon Farkı” okuyucu karşısına ilk kez 15 Haziran 1958 tarihli Pazar Postası’nda çıkmıştır. 18 mısradan oluşan şiir, 4+6+4+4 mısra hâlinde yapılandırılmıştır. İlk dörtlük şöyledir:   

"Ah benim devrimim çiçek örneği

Çarpılmışların kinini yeniler

Öfkelerle alışım elime gençlikleri

Yaşayışın en olumlu gerçeği"

Bu mısralar “1959, Şubat” tarihli “Sevgi” adlı şiirin 1. bölümünde az çok değiştirilmiş olarak karşımıza çıkar:

          "Ah benim sevgim çiçek örneği

         Çarpılmışların kinini yeniler

         Beni alnımdan vurmak ister

         Saraların iftiraların gençliği"

“Devrim”in yerini “sevgi”ye bırakmış olması ilginçtir ve iki kavram arasında denklik değilse de benzerlik yahut yakınlık görüldüğünü düşündürür.

Şiirin 6 mısralık ikinci bendi Telefon Farkı’nın başında aynen yer almıştır. Kalan iki dörtlük şöyledir:

"Bilirim geçmektir bir devrim

Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden

Çünkü çocuklar geçer

Ölümün en yumuşak en ayarlı yerinden

Zarif vakitlerin seçkin kadınları

Hazırlardı kızlıklarında (doğum)ları

Kaçmakla kurtulamadıkları

Arada uyguladıkları"

Bu dörtlükler, ilk mısradaki “devrim” “sevgi”ye dönüştürülerek “Sevgi 1.”de yerini almıştır. Pazar Postası’ndaki “Telefon Farkı”nın tematik bütünlüğü zorladığı, başka bir deyişle “telefon”un çağrışım alanlarını aştığı açıktır. Şiirin Pazar Postası’nda neden ve nasıl bu hâliyle yayımlanmış olduğunu açıklayabilecek durumda değiliz.     

“Telefon Farkı”nın söyledikleri ve çağrışımları nelerdir?

Gün Doğmadan’da “Telefon Farkı” şöyledir:

Ne mum ve ne deniz

Ne ateş üstündeki mumya

Rasim Özdenören hikâyeciliğinin cümle kapısı: Hastalar ve Işıklar Rasim Özdenören hikâyeciliğinin cümle kapısı: Hastalar ve Işıklar

Ne aptal şairlerin turuncu heykelleri

Alıkoyabilir beni

Bir huzuru telefon ederim

Üstün insanların hazırlayageldikleri

Üstün insanların hazırlayageldikleri

Dünyaüstü dalları ve çiçekleri

Melek melek arşa atılan putrelleri

Ekleyerek aşk kalesinde birbirine

Çeşmelerden telefon ederim ben

Sebillerden türbelerden

Saray toz ve dumanlarından

Alınyazısından

Ah benim devrimimin son anıt gibi

Tabiat veya insan ölü veya sağ

Kılcal damarlardan şahdamarlara

Çığlaşan çığlık çığlığa çağrısı

Şiirin on sekiz mısradan ibaret oluşuyla Mevlânâ’nın Mesnevi’sinin ilk on sekiz beyti arasında doğrudan bir bağ kurmasak da olur. Fakat Şeyh Galib’i ve Hüsn ü Aşk’ı hatırlamamak olmaz. Sezai Karakoç, “Fecir Devleti”ne şu mısralarla başlamıştır:

"Çağırdığım fecirde yoğrulacak bir yapı

Dumanlar içinde

Alevler içinde bir Şeyh Galib’tir ustası”

Şeyh Galip, şiirin ilerleyen mısralarında da anılır:

          “Horoz üç kere ötmeden şafakta

          Ve Şeyh Galib, yeniden iş başında şafakta

          Yeni dünyanın ilk ustalarından

          Benim dünyamın muştucularından

          Alev duman kan ve gül içinde”

“Usta mimar”ın yani “Şeyh Galib’in öğrencisi / Şafağı öğleyi sabahı akşamı / Yatsıyı / Ve hele ikindiyi tam yerinde kullanan” bir kahramandır.

“Bir caddede zikzaklar çizer gibi / Bir aya, bir dünyaya çarpan / Bir Şarlo ya da fikirlerin şaşkın altın arayıcısı”na “Hayır. Hayır” diyen şair, “Bu madenî sis / Bu kömür tabakası üfürülecek / Gül bahçelerinden gelen / Şeyh Galib işi / bir şafakla” demektedir. (Gün Doğmadan, s. 415-422).

Aşk’ın Hüsn’e kavuşmak için çıktığı yolda karşısına çıkan engellerden biri de içinde mumdan gemilerin yüzdürüldüğü ateş denizidir. Aşk, Sühan’ın yardımıyla ve Aşkar ile aşacaktır o denizi. Sezai Karakoç, “mum” ve “deniz”in yanına “ateş üstündeki mumya” ile “aptal şairlerin turuncu heykelleri”ni de eklemiştir. Bunlar da engel olamayacaktır ona.

O “üstün insanların hazırlayageldikleri bir huzuru” haber verir, telefon eder. Üstün insanlar, üstünlüklerini “dünyaüstü dallar ve çiçekler”i “melek melek arşa atılan putrelleri”, “aşk kalesinde birbirine ekleyerek” kazanmışlardır. Yahudilerin bir zanna dayanan kör inançlarından doğan üstünlüğüne benzemez onların üstünlüğü.

1957’de yazılan “Telefon Farkı”nda karşımıza çıkan “dünyaüstü”, 1970 yılında kaleme alınan “Fecir Devleti”nde “Yeni bir dünyanın / Dünya ötesi dünyanın ülküsü” şeklinde genişlemiş olur.

Sezai Karakoç’un telefonu, mesajını İslâm medeniyetinin sembol yapılarından “çeşmeler, sebiller, türbeler” kanalından iletmekle kalmaz; bunlara “saray toz ve dumanları” ile “alınyazısı”nı da ekler. Yani, onun bakışı folklorik teşhirlerle, nostaljik tahassürlerle sınırlı değildir; muhasebe, muhakeme ve mücadele boyutlarını da hatırlatır ve hissettirir.

Şiirin bir ünlem cümlesi yahut tamamlanmamış bir sesleniş hâlinde yükselen son parçası, insanlık tarihine anlamını ve rengini veren tevhid sınavının çapını ve büyüklüğünü duyuran unsurlardan örülmüştür: Sezai Karakoç’un daha sonra “diriliş” adını vereceği “devrim”, insanlık için “son anıt”tır, kökü “yitik cennet”e de k uzanan “âhir zaman” davasıdır. “Tabiat veya insan ölü veya sağ” bütün varlık, o davanın içinde yer almaktadır; bazen özne bazen nesne olarak orada bulunmakta, hükmünü belli bir hikmete bağlı olarak yürütmektedir. Çığlık çığlığa çığlaşan bu çağrının kılcal damarlardan şahdamarlara yürüyüşü, yaygara, şamata ve gürültüyle değil, telefon sükûnetiyle iletilmektedir. İşitenlere, duyanlara, duyuranlara, uyanlara, uyananlara, uyandıranlara ne mutlu!     

İbrahim Demirci