“Kanlar içinde boğuşup dövüşmeye
Kanayan yaranı karlarla dağlamaya
Olmaz olsun bütün emperyalizm demeye
Benimle birlikte olmaya hazır mısın?”
Şehit Selami Yurdan böyle sesleniyordu bizlere, şahadet şerbetini içmeden önce. Bosna’ya gitmişti. Oradaydı… Zulme karşı çıkmak, mazlumun yanında zalime "Dur" demek, gariplere kol kanat germek için gitmişti. Siper etmişti gövdesini Sırp kurşunlarına karşı. Modern dünyanın, hümanist insanlığın sadece seyretmekle yetindiği, hatta vahşeti seyre tuhaf bir hazzın eşlik ettiği bir zamanda trajedinin, yangının içine atılmıştı korkusuzca, hesapsızca. Herhangi bir stratejik planın, projenin içinde değildi. Hiçbir küresel yalanın… İnsanlığın yanındaydı o, vicdanın… İnsan olmanın başka insanların dertlerine ortak olmakla mümkün olacağının bilincindeydi. Bu bilinçle yanıp tutuşuyordu. Bu bilinçle gidiyordu, Boşnaklar'ın yanına. Mazlumlara…
Hazzın, konforun, nemelazımcılığın hepimizi çepeçevre sarmaladığı, ateşin sadece düştüğü yeri yaktığı bir dönemde mümin sorumluluğuyla, tevhidî bilinçle hareket eden, hareketlerine İslâmî şuurun yön verdiği biriydi, şehit Selami Yurdan. İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca misali Boşnaklar'ı yakan ateşi söndürmek için çabaladı. Herkes gibi rahat koltuklara gömülüp televizyon başında, masumların öldürülüşünü seyretmek yerine kan revan içinde vuruşmayı, emperyalizme direnmeyi seçti. Ve emperyalizme direnenlerle birlikte olmayı… En güzel yürüyüşle, en güzel ölümle yürüdü sonsuzluğa. Ne de güzel yürüdü O…
Selami Yurdan'ın şehadetinin anlamı
Evet, Bosna şehitlerimizden biriydi Yurdan. Düşüncelerimize, muhayyilemize çizilen sahte sınırlar, ümmeti birbirinden ayıran kahpe çizgiler onu dizginleyemedi. Kardeşliğin, merhametin, imanın uçsuz bucaksız sınırlarında korkusuzca dolaştı. İnsanların hayatla ölüm arasına çizdikleri aşılmaz sınırları yok eden bir bilinçle cem etti hayatı ve ölümü. Peygamber-i Zişan’ın buyurduğu gibi ölmeden önce ölmeyi becerenlerden olmuştu. Korkusuzdu bu sebepten. Korkusuz… Kurşunların üzerine gülerek atılıyordu. Geriye çekilmek, cephe gerisinde beklemek zuldü, onun için. Hep en çetin çatışmaların, en yoğun saldırıların olduğu bölgelerde girdi savaşa. Hep en önde… Ölüme Yunus’tan ilahiler söyleyerek ve Bosnalı çocuklara ilahiler söyleterek yürüdü.
22 Ağustos 1992, Selami Yurdan’ın şehit düştüğü tarih. Ya da bir Müslüman'ın küresel istikbara, zulme, zorbalığa canıyla karşı duruşunun, mücadelesini kanıyla taçlandırmasının tarihi. Tarihimize bırakılan müstesna bir miras. Her zaman ve zeminde inançlarımız, ideallerimiz uğruna ölünebileceğinin bedihi bir göstergesi. Şehit Selami Yurdan’ın ve bütün şehitlerimizin bizlere söyledikleri, gösterdikleri şey, hayati öneme sahip. Sekülerleşmenin, dini kavramların içini boşaltmanın ve dini anlamsız ritüeller yığını haline getirmenin yoğunlaştığı, Müslümanlar'ın yön sapmasına uğradığı dönemlerde şehitler ve onların çileli hayatları önümüzü aydınlatan meşaleler hâline gelir. Onlar, bizi kendimize getiren, özümüze döndüren işaret fişeklerine benzerler. Onlar; ölümleriyle inancımızı diri, yeminimizi kavi tutmamızın şahididirler. Evet, bu bir paradoks gibi görünebilir. Ölülerin dirilere şahit olması, şehadet etmesi… Ne diyor Rabbimiz: ”Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira onlar diridirler.” İşte bu bilinç; bizi başkalarından ayıran, kâfirlerden farklılaştıran…
Modern zamanlar boyunca savaşların bile anlamının yittiğine, kanın boşu boşuna akıtıldığına şahit olduk. Müslümanlar olarak küresel şebekelerden, modern canavarlardan, kan emici vampirlerden, içimize giren batıcı iktidarlardan, basiretsiz yöneticilerden kimseye fayda gelmeyeceğini bizzat müşahede ettik, ediyoruz. Bizatihi bu unsurlar dünyayı kan gölüne çeviren koalisyonların başında yer aldılar. Şehit Selami Yurdan’ın Bosna’ya giderek orada savaşması ve şehit olması bize en güzel örneklik. Yukarıda saydığımız unsurlara bel bağlamanın, onlarla ortaklık içinde yer almanın her zaman zararını gördük. Bosna şehidimiz Yurdan kardeşliğin, beraberliğin ve kardeş yolunda ölmenin, ölüme tereddütsüz yürümenin ne anlama geldiğini hepimize açıkça gösterdi. Nerede ezilen bir Müslüman varsa hiçbir maslahat gözetmeksizin onun yanında yer almanın kaçınılmazlığının canlı şahidi oldu.
Bu hayatta kimileri gerçekten yaşar, kimileri yaşamanın edebiyatını yapar. Yaşamanın edebiyatının yapıldığı yerde dirilikten, canlılıktan bahsetmek abes olsa gerek. Allah, hepimize gerçekten yaşamayı nasip etsin. Şehit Selami Yurdan gibi…
Muaz Ergü