Tenbihnâme ne mi?  Bu günün tabiriyle devletin özel ve önemli günlerde aldığı bir takım önlem ve tedbirleri, ikazları içeren genelgelerdir. Eskiden “tamim” denilirdi. Tenbih, “gafletten ikaz etmek, sıkı emir vermek, bir işin yapılması hakkında nasihat” gibi manalara gelmektedir. Tenbihnâmeler, asayişi sağlamak adına, padişahın ikazları, nasihatleri, emirleridir Osmanlı’da. Şaban ayının sonlarında “Ramazan Tenbihnâmesi”  adı altında halka yönelik bir dizi emir yayınlatılarak, halk, dinî ve ahlâkî davranışlarına dikkat etmeleri hususunda uyarılırmış, padişah tarafından.

Ramazan tenbihnâmelerinde neler vardı?

Kadınların edebe aykırı davranışta bulunmamaları, buna karşılık erkeklerin de kadınları herhangi bir şekilde rahatsız etmemeleri konusunda padişah adına irâde-i seniyyeler (padişahın emirleri) yayınlanır ve bu ilânnameler basılarak halka dağıtılırmış. Esnafın Ramazan ayından istifade ederek fiyatları yükseltmeye kalkışmasını önlemek için özel bir tedbir alınarak, yiyecek, içecek veya giyim, yakacak gibi ihtiyaç maddelerinin fiyatları bir bir belirlenir, bu fiyatlar listelenerek Şaban ayının son günlerinde ilân edilirmiş. Ayrıca Ramazan boyunca askerlere dinî vazifelerini huzur içinde yerine getirmeleri ve aykırı bir davranışta bulunmamaları hususunda da tenbihnâmeler yayınlanırmış. Mesai saatlerinin de Ramazan’a göre ayarlanması istenirmiş tenbihnâmelerde. Böylece Ramazan boyunca devlet memurlarının mesai saatleri Ramazan’a göre yani iftar ve namaz vakti göz önüne alınarak ayarlama yapılır, toplu taşıma araçları ona göre hareket edermiş. Bütün bunlar için ayrı ayrı tenbihnâmeler yayınlanıp ilân edilirmiş.

Tenbihnâmelerde halkın dinî emirlere daha sıkı sarılıp, ibadetle meşgul olması ve edepli olması istenirmiş. İkinci Mahmud döneminden itibaren Ramazan Tenbihnâmeleri Osmanlı Devleti'nin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi'de ilân edilip ayrıca broşür olarak bastırılarak halka dağıtılırmış. Ayrıca imam ve vaizler camilerde, bekçiler ve tellallar mahallelerde, işletmeciler tarafından da hanlarda bu konuyla ilgili duyuru yapılırmış.

Ramazan ayında fırıncılar ve kasaplar sürekli izlenirmiş

Osmanlı’da Ramazan geldiğinde bütün gıdalara çok dikkat edilirmiş. En çok da ekmek, yağ ve ete. Ramazan dolayısıyla çıkarılacak ekmek, simit ve çöreklerin ne şekilde ve içine neler konularak pişirileceği ve gramajı yönetim tarafından kararlaştırılarak fırıncılara duyurulurmuş. Ramazan'da satılacak ekmek numunesi padişaha gösterilerek bizzat kendisinin onayı alınır, daha sonra fırıncılardan ekmeğin belirlenen bu numuneye göre hazırlanması istenirmiş. Aynı zamanda satılacağı fiyat da Ramazan gelmeden fırıncılara bildirilirmiş.

Halkın Ramazan'da artan et ihtiyacının karşılanması ve et sıkıntısı çekilmemesi için de özellikle Trakya'dan İstanbul'a koyun getirtilirmiş. Yiyeceklerle ilgili zam yapılması gerekiyorsa bu zam Ramazan’dan sonraya ertelenirmiş. Yayınlanan tembihnâmeler sayesinde halkın gürültü ve fırsatçılıktan uzak ve huzurlu bir Ramazan geçirmesi için gerekli olan bütün önlemler alınmış olurdu.

Halkın dini duyguları istismar edilmesin diye

Ramazan'ın gelmesinden istifade ederek halkın dinî duygularını istismar eden dilenciler de Osmanlı’nın dikkat ettiği konulardan biriymiş. Ramazan'ın yaklaşması sebebiyle cami kapılarında halkı rahatsız eden dilencilerin o zamanın kolluk kuvvetleri tarafından gerekli tedbirler alınarak uzaklaştırılmalarının sağlanması emri Ramazan Tenbihnâmeleri'nde yer alırmış.

Herhangi bir sıhhî özrü bulunmayanlar oruç tuta, bulunanlar da alenî bir şekilde oruç yemeye

Aleni oruç yenilmeye” diye tembihlenirmiş vatandaşlar. Gayrimüslimler de uyarılırmış, meydanlarda, Müslümanların gözü önünde yiyip içmemeleri hususunda. Bunun amacı kimsenin özgürlüğüne karışmak değil, bilakis huzuru temin etmek, karışıklık ve çatışmayı önlemek içinmiş. Şimdi bırakın gayrimüslimlerin yiyip -yememesini, artık Müslüman kardeşlerimiz Müslüman kardeşlerinin yanında, onların gözü önünde yiyip içiyor ve üstelik yemek yiyenlerin şu savunması ne kadar acımasız ve bencilce oluyor: “Efendim orucu benim için mi tutuyor? Ben yerim, o buna katlanmalı. Aslında oruç tutan tutmayana, tutamayana saygı göstermeli!” Aç bir insanın yanında yemek yemenin aç insana yaptığı eziyeti bilmeyen veya bilmek istemeyen bazı zavallıların, kendilerine oruç baskısı yapıldığını, oruç baskısına maruz kaldıklarını haykıracak kadar da düşüncesiz, empatiden yoksun olmaları ve oruç tutanlara yeme-içme veya sözle tepki vermeleri gerçekten manidar. Bu insanlara sormak istiyorum, hiç aç kaldınız mı?

Gayrimüslimler rahatsız olmasın diye

Ecdadımız o kadar nazik, o kadar ince düşünceliymiş ki sahur vakti çalan Ramazan davulcusunun güzergâhı üzerinde bir gayrimüslim mahallesi varsa oraya yaklaştığında davulunu çalmaması da emredilirmiş tenbihnâmelerde…  Gayrimüslim teb’a rahatsız olmasın diye. Devlet-i Aliyye’nin farklı inanca mensup halkının hukukuna karşı gösterdiği bu hassasiyet takdire şayan.

Bunun karşılığında da gayrimüslim halk, aynen yöneticilerinin bu örnek hareketini kendilerine model edindikleri için olsa gerek, onlar da yapılan tenbihleri tutup, oruç tutan Müslüman halka saygıda kusur etmiyorlarmış. Kandillerde ve Ramazan’da Balat ve Fener gibi gayrimüslimlerin çoğunlukla yaşadığı semtlerdeki gayrimüslim vatandaşlar, birçoğunu kendilerinin işlettiği meyhaneleri kapatıyorlarmış. Kepenklerini indirip, üzerine “Ramazan dolayısıyla kapalıyız” yazan kâğıtlar yapıştırıyorlarmış. Gayrimüslimler bile Ramazan’da Ramazan’a, oruç tutana saygı gösterirken, günümüzde ecdad hoşgörüsünden ve saygısından nasibini almamış bazı Müslüman kardeşlerimizin bu mübarek ay boyunca yaptığı saygısızlığa ne demeli bilmem ki…

Fatma Toksoy yazdı