Mizah hayatımızın içinde olan bir olgu… Mizah bizleri güldürür, düşündürür, bazen de kızdırır… “Mizah” dosyamızda ilkin günümüzde mizah olgusu ile başlayalım dedik. Antik çağlardan Selçuklu dönemindeki mizah kültürüne, oradan da Osmanlı’ya ve günümüze uzandık. Dosya içerisinde Osmanlı’da çıkan ilk mizah dergisi olan Diyojen de olmak üzere Akbaba ve Gırgır dergilerini sunuyoruz. Aynı zamanda mizah kültürü alanında çıkan iki kitabı da inceledik.

Mizahın Gücü - Fahri Yakar

Yazar, insanlarla iletişim kurmanın pek çok yolu ve yöntemi olduğuna dikkat çeker. İletişim yollarından birinin de mizah olduğunu söyler. Mizahı, bir duyguyu bir düşünceyi veya bir mesajı, espri ve nükte katarak anlatmak için başvurulan etkili bir anlatım aracı olarak tanımlar: “Başka bir deyişle mizah; bir konunun gülünç yanlarını ortaya koyarak anlatan, anlatırken de düşündüren bir iletişim aracıdır.”

Yazar, insanların gülmeyi ve güldürmeyi sevdiğini, iletişimde mizahın gücünden yararlanmak gerektiğini söyleyerek; söz sırasında ve yeri geldikçe mizaha başvurmak, insanların üzerinde mizahın gücünden yararlanmak gerektiğini belirtir: “Söz esnasında sırası ve yeri geldikçe mizaha başvurmak, insanlar üzerinde ilgi, merakı uyandırır. Mizah, insanlar üzerinde bir nevi klima etkisi uyandırır, bir yandan havayı ısıtır, bir yandan da ortada gergin bir atmosfer varsa onu yumuşatır, farklı görüşleri çatışmaya girmeden anlatma imkânı hazırlar.”

Türkçe karşılığı ‘güldürü’

Mizahın Türkçe karşılığı ‘güldürü’dür. Türkçe sözlükte mizah “Eğlendirmek, güldürmek ve birinin bir davranışını incitmeden takılmak amacını güden ince alay, gerçeğin güldüren yanlarını ortaya koyan bir yazı türü” diye tanımlanmaktadır. Mizah aklın sanatıdır: Geçmişten günümüze mizah kültürü

Osmanlıca sözlükte mizahın, ‘Şaka, latife, espri ve nükte’ olarak karşılığı vardır. Mizahın; fıkra, öykü, roman ve şiir gibi türlerde karşımıza çıktığını ve mizahın, olayların, gülünç yönlerini gözler önüne serip başka yönleriyle ele alınmasına imkân verdiği söyler. Yazar, sözle aydınlatılmayan olayların mizah ile aydınlatabildiğini ve bu durumun insanlar arasında hoşgörü ortamı yarattığını kaleme alır.

Mizah gül kokusu gibi olmalıdır

Divan Edebiyatı şairi Nabi’nin mizah ile ilgili görüşleri şöyledir: “Mizah yerinde ve zamanında söylenmelidir. Mizahın sözü özlü, anlamı büyük olmalıdır. Kırıcı ve yıkıcı olmamalı, mizah dalından yeni koparılmış gül gibi olmalı ve dilden dile dolaşmalıdır. Mizah gül kokusu misali, insanın içine ferahlık vermelidir.”

Hiciv ve mizah antolojisi yazarı Hilmi Yücebaş’a göre de mizah; “Hafif latife ve tarizlerle ekseri ciddiyet örtüsü altında birini ve bir hareketi tenkit etmektir.”

Mizah aklın sanatıdır

Mizah dünyasının önemli isimlerinden biri olan Aydın Boysan; “Mizah düşündürme sanatıdır. Mizahın amacı zihinseldir, yani insan beynine hitap eder. Gülme, asıl amaç olmayan bir sonuçtur. Mizah aklın sanatıdır. Mizahın kökeninde ana amaç olarak akıl verme ve akıl alma bulunur.” der.

H. Bergson ise mizahı “Dalgaların üzerinde birdenbire ortaya çıkan, birdenbire kaybolan ama geride tuzlu bir lezzet bırakan köpüktür.” diye tanımlamaktadır. Mizah tarihinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu, Mısırlılardan ve Sümerlerden kalma mizahî örneklere rastlandığını ve mizahın Batı toplumlarındaki tarihi ise Antik çağlara dayandığını söyler.

Dünya tarihinden mizah örnekleri

Büyük İskender, İran seferine çıkmadan önce hazinesinde nesi var nesi yoksa eşine dostuna dağıtır. En yakın dostlarından Pediccas’a da gayet kıymetli bir mücevher uzatır.

Pediccas: ‘Peki ama hazinedeki her şeyi etrafınıza dağıttıktan sonra size ne kalacak?’ der.

Büyük İskender: ‘Bana da bir tek ümit kalıyor!’ diye cevap verir.

Pediccas bunun üzerine: ‘Öyleyse bu mücevheri bana vermeyiniz! Sizin en yakın dostunuz ve silah arkadaşınız olarak ben sizde kalan ümidi paylaşmak istiyorum.’ der.

*

Makedonya Kralı Büyük İskender, bir gün yolda Diyojen’e rastlar. Onu perişan halde görünce haline acır: ‘Dile benden ne dilersen’ der.

Diyojen de minnetsiz bir tavır içinde, ‘Gölge etme, başka ihsan istemem’ diye yanıt verir.

*

Büyük İskender, Aristoteles’e ‘Yiğitlik mi iyidir, dürüstlük mü?’ diye sorar, Aristoteles ise şöyle der: ‘Dürüstlük olsaydı, yiğitliğe ne gerek kalırdı.’

*

Milattan önce Yunanlılar ile Persler arasında bir savaşta Pers komutanı, Isparta ordusunun komutanına bir mektup yazar. Mektupta şöyle der: ‘Eğer Yunanistan topraklarına girecek olursam ortalığı kan ve ateş içinde bırakırım.’

Isparta Komutanı Lysnros, Pers komutanına ünlü cevabı gönderir: ‘Eğer!’

Mizah aklın sanatıdır: Geçmişten günümüze mizah kültürüTürk Mizahı ve Hicvi - Ferit Öngören

Yazar, mizahın kökeninde eğlence ve hoşgörünün olduğunu, yeryüzündeki bütün alanları içine alan mizahın eğlence ve hoşgörü boyutları ile kişilik kazandığını ve gelişimini sürdürdüğünü söyler. Eğlencenin, mizahın gövdesini oluşturduğunu ve eğlencenin bir güdü olarak yaşantılarımızdan ortaya çıktığını belirtir. Aynı zamanda eğlencenin bütün olarak bir mizah olmayacağı gibi mizahın bütününün de eğlence olmayacağını söyler: “Eğlence; gövdemizin bir isteği olarak, mizaha tüm insanlarca ortak ve hemen tanınır yapısını kazandırmıştır. Eğlencenin sosyal bir olay olması, en önemli yanı sayılsa gerekir. İnsanlık, eğlencenin bu sosyal yapısını başlangıçta kavramış, ona topluluğun dili olma görevini yüklemek istemiştir.”

Mizahın en büyük mücadelesi mantıkla

Kitapta toplumların mizah ile gülmeyi birbirine karıştırdığı da söylenir. Gülme denince mizah anlaşıldığının, mizah denince ise gülme eyleminin başladığının altı çizilir. Mizahın belirli kişiler veya olaylar hakkında tespit yetisinin olmadığını söyleyen yazar, mizahın eleştirel bakış açısını hoşgörü çerçevesinde ele alır ve ekler: “Mizah, ilk kaynağında genel bir eğlence içinde yer alırken, zamanla mizah gibi genel bir kavram yerine; şaka, alay, hiciv, matrak, taşlama, iğne, nükte gibi mizah çeşitlerinin egemen oldukları göze çarpar.”

Günümüzdeki anlamıyla mizah, Ortaçağ dogmasına karşı, bir uyanışı, yeniden dirilişi ifade eder. O dönemler mizahın en büyük mücadelesini mantık ile yürüttüğü söylenir. Mantığın günlük hayata uymadığı noktaların ise mizahın oluşumuna yol açtığı tespitinde bulunulur.

Selçuklu ve Osmanlı’da mizah

Mizah çeşitlerinin; latife, şaka, nükte, iğne, taş, hiciv, alay, halt gibi biçimlerinin; matrak, dalga, gırgır, curcurna gibi mizahi durumları işaret etmek amacıyla kullanıldığı söylenir. Yazar, Osmanlı Devletinde mizah çeşitlerinin birbirinden ayrılmasına özen gösterildiğini; hezliyat, zevkiyat, mutayebat, şathiyat gibi başlıklar altında adlandırıldığını açıklar.

Kitapta Selçuklu dönemindeki mizah kültürünün, kendine özgü bir yapısı olduğu ve bugünkü folklar niteliği taşıdığı belirtilir. Aynı zamanda masal, tekerleme, bulmaca, fıkranın mizah kültürlerinde önemli yer taşıdığı söylenir. “Selçuklu mizahı, Osmanlı döneminde de halk arasında etkin biçimde varlığını sürdürebilmiştir. Dede Korkut masallarında belirtilen mizah; Keloğlu, Nasreddin Hoca fıkraları, Selçuklu mizahının başlıca örnekleridir.” Mizah aklın sanatıdır: Geçmişten günümüze mizah kültürü

Osmanlı mizahının durgun ve değişmez olduğunu söyleyen yazar, Karagöz perdesinin dokuz yüz yıllık Osmanlı yaşantısında, bazı ayrıntıların dışında hiç değişmeden günümüze kadar geldiğini belirtir. Osmanlı mizahının başlıca özelliklerinden birisi de sözlü olmasıdır.

İlk mizah dergisi Diyojen

Meşrutiyet döneminde Osmanlı’da mizah kültüründe hem geleneksel hem de Batılı türlerin görüldüğü söylenir. Aynı zamanda mizah dilinin, savaş ve yenilgilerin içinde acı ve buruk olduğu belirtilir. Bu dönemde 1870 yılında ilk mizah dergisi ‘Diyojen’ yayımlanmış ve Osmanlı toplumunda ilgiyle karşılanmıştır. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Osmanlı’da otuz beşi aşkın mizah dergisi yayımlanır.

Mizah dergilerin birkaçının isimleri şöyledir: Zıpır, Gramafon, Mırat-ı Alem, Karagöz, Kalem, Cingöz, Tonton, Temaşa, Hacıvat, Elüfürük, Mahkum, Hokkabaz, Karakuş, Davul, Geveze, Coşkun, Kalender, Curcuna

Cumhuriyet döneminde mizah

Türkiye’de 1945-1950 yılları arasındaki mizah kültürü için yazar, devletin özellikle toprak reformları üzerinde aldığı kararların mizahla eleştirildiği bir dönem olduğunu söyler.

Mizah aklın sanatıdır: Geçmişten günümüze mizah kültürü1949 yılında Akbaba mizah dergisi batmıştır: “Yusuf Ziya bu olayı şöyle anlatıyor: Biz DP’ye vurdukça, millet bize vurdu. 1949 baharında can evinden yaralanan Akbaba, bir daha gözlerini yummuştu.” (20 Mart 1952 tarihli Akbaba)

1940-1960 dönemindeki mizah kültürüne de ayrı başlık açan kitap, Karakedi ve 1952 yılında yeniden yayımlanmaya başlayan Akbaba dergisinin döneme damga vurduğunu belirtir. Aynı zamanda yazar, mizah dergilerinden Tef ve Dolmuş’un da zengin yazar ve çizer kadrolarına sahip olduğunu söyler.

Gırgır dergisinin kısa tarihi ve 50 bine yükselen tirajlar

1970-1980 evresinde Gırgır dergisinde şaşırtıcı satış rakamlarının olduğunu belirten yazar, dergide canlı bir mizah sergilendiğini anlatmaktadır. O dönemlerde Gırgır tipi dergilere ilgilerin arttığını ve dergi mizahının; müziğe, sahneye, beyaz perdeye taşındığını belirtilir: “Televizyon da Gırgır dergisine çok uygun ortam sağlar. Gerçekten yeni başlayan ve aşırı bir ilgi toplayan televizyon yayınları Gırgır için bulunmaz bir şans olmuştur. Nitekim televizyon yayınlarının yarattığı ortak noktalar, Gırgır’ın başlıca malzemesi oluyor.”

Öngören, kitabında, gazetelerin ilk sayfalarında karikatürlerin görülmeye başlanarak bağımsız bir mizah dilinin oluştuğunu ve o dönemde durgun mizahın son bularak Akbaba dergisinin tirajının 50 bine yükseldiğini açıklar. Mizah aklın sanatıdır: Geçmişten günümüze mizah kültürü

Kitapta Gırgır dergisinin yazar kadrosu oluştururken ‘Çiçeği Burnundakiler’ başlığı altında binlerce çocuk çizerle tek tek ilişki kurmak için sabırlı bir eğitim programı gösterdikleri belirtilir. Çırak çizerlerin içerisinde kalfa derecesine yükselenlerin ustalaşarak ‘Gırgır Okulu’nu kurduğunu söyler: “Sayıları binlere ulaşan, her ilden, her kesimden genç mizahçılar ülkenin durumunu doğrudan doğruya yansıtmasını bildiler. Halkın mizah gücü Gırgır’a yansıdı ve dergi olağanüstü ilgi gördü.” Gırgır dergisinin halk tarafından beğenilmesi 50 yıllık Akbaba dergisinin tiraj kaybetmesine neden olacaktır.

Gırgır’a karşı, Gırgır içinde de deneyler olur. Gırgır Okulu’nun en yetenekli gençlerinden yedi karikatürcü ayrılırlar ve Mikrop adında bir mizah dergisi çıkarırlar. Dergi kısa sürede satışını yitirir ve kapanır. Gençler Gırgır’a geri dönerler ve en sürükleyici imzalar olurlar. Bu tip bazı deneyler de boşa çıkar. Ancak bu Mikrop, ileride Gırgır dergisini hasta edecektir.”

Türkiye bir dönem en çok çizgi romanları okuyordu

Ülkemizde özellikle 1980-1990 yılları arasında çizgi roman en çok okunan türdü. Günümüzde de eskisi gibi olmasa da hâlâ çizgi romanlar, okurlar tarafından ilgiyle karşılanıyor. Eskiden çizgi romanlar albümler halinde gazete bayilerinde satılırdı, şimdi ise yepyeni halleriyle bütün kitapçılarda…

Çizgi roman demişken Risale Yayınları’nın bir dönem çıkardığı ‘Gazeteci Mehmet’i de hatırlamamak olmaz. Artık sadece sahaflardan temin edebileceğimiz bu seri de sekiz kitaptan oluşmaktaydı.

“1 Nisan” şakaları nasıl ortaya çıktı?

Ümmetin yetim sevdası Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde... Ümmetin yetim sevdası Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde...

Çocukluğumuzdan okul hayatımıza, oradan da iş hayatımıza kadar hepimiz 1 Nisan gününde soğuk şakalara maruz kalmış, hatta bizler de şakalar yapmışızdır… Peki, 1 Nisan Şaka Günü nasıl ortaya çıktı? O gün neden şaka yapılır? İşte 1 Nisan’ın ortaya çıkışına dair rivayetlerden biri:

Fransa’da 1 Nisan ile alakalı ‘Nisan Balığı’ kavramı kullanılır. Bu aylar balıkların üreme mevsimi olduğundan, avlanma yasaktır. Mizah yönü geniş insanlar, balıkçıları kandırmak için ‘Nisan Balığı’ diye bağırarak balık ağlarına balıklar atmışlar, böylece şaka kavramı burada türemiştir. Bu kavram, Hollanda, Belçika, Kanada, ABD, İsviçre, Japonya dâhil dünyanın pek çok yerinde kullanılır.