Libya’daki direnişin öncüsü ve sembolüydü Ömer Muhtar… O nedenle ‘çöl aslanı’ olarak anıldı. Sergilediği direnişle dünya çapında tanındı. “Orta boylarda, iri yapılı, saçı, sakalı ve bıyıkları beyaz olan Ömer Muhtar, atik bir zekâya, çetin bir karaktere sahipti. Özverili ve tavizsizdi. Dini konularda bilgili, enerji dolu ve çetin bir karaktere sahipti. Senusi Hareketi’nin en önde gelen liderleri arasında yer almasına rağmen mütedeyyin ve fakir kalmıştı.” Mücadele ettiği İtalyan vali ve komutan Graziani dahi bu sözlerle anlatıyor Ömer Muhtar’ı…
Bundan 100 küsur yıl önce İtalyanlar Libya’yı işgale kalkıştıklarında Ömer Muhtar yönetime işgalin tanınmaması ve mücadele çağrısında bulundu ancak bir sonuç alamadı. Sadece Libya halkının direnen askerlere sağladığı erzak desteği ile direniş sürdürüldü. Daha sonra İtalya’da Mussolini dönemi geldi ve direnişi ezmek için ünlü komutan Graziani görevlendirildi. Daha önce pek çok İtalyan komutanın başaramadığı görevi Graziani, Libya halkına rüşvet gibi araçları da kullanarak başarmaya çalıştı. Ömer Muhtar’a da direnişi bırakması için cömert tekliflerde bulunuldu. Verdiği mücadelenin sonunda esir düştüğünde İtalyan Mahkemesinde yargılanırken, kendisine bağlı birliklere çekilme talimatı verirse, ülke dışına iltica etmesine izin verileceği bildirildi. Hayatı karşılığında bütün mücahitlerin çekilmesi isteniyordu. Muhtar’ın duruşu ise netti.
Günümüzde Arap Baharı ile başlayan süreçte Libya’nın önemini anlamak için Ömer Muhtarı ve mücadelesini daha iyi anlamak gerekiyor. Bunun için okuyabileceğiniz kitaplara yer veriyoruz.
Ömer Muhtar – Libya’nın İşgali ve Direniş - Enzo Santarelli Luigi Goglia
Şehit Ömer Muhtar için “Gecenin Hâkimi” diyorlardı. Ömer Muhtar, 30 yıl sömürgecilere karşı savaştı. Önce Libya’nın güneyini işgal etmek isteyen Fransızlara karşı ve 1911’den sonra da İtalyanlara karşı… İtalya, uzun zamandır Libya topraklarına göz dikmiş ancak 2. Abdülhamid’in korkusundan işgal edememişti. Çok geçmeden Abdülhamid alaşağı edildi ve yeni gelen idarenin gittikçe zayıflaması, İtalya’nın beklediği fırsatı getirmiş oldu. İtalya bu fırsatı değerlendirmekte geç kalmadı. Libya’yı kolay bir lokma gibi gören İtalyanlar, 27 Eylül 1911’de Osmanlı hükümetine verdikleri ültimatomla Trablusgarb’a çıkartma yaptılar.
İtalya askeri yetkililerinin hesabı, işgalin 15 günde tamamlanacağı yönündeydi. Fakat evde yapılan hesap çarşıya uymadı. İtalyanların üstün silah ve insan gücüne karşı mücahitler inatçı bir direniş sergilediler. Çatışmaların dozu gün geçtikçe arttı. Bir avuç insan olmalarına rağmen sanki hiç ölme riski yokmuş gibi gece gündüz yaşlı-genç demeden savaştılar. “Vallahi, zafer veya şehadete ermeden bu dağları terk etmeyeceğim ve İtalyanlara karşı devam eden bu savaşı asla durdurmayacağım” diyordu Başkomutan Ömer Muhtar. Ve bu kahramanlık, işgalci İtalyanları hem maddi hem de manevi kayba uğratıyordu. Ne yeni savaş stratejileri ne de tecrübeli ve acımasız İtalyan komutanları bir avuç yiğit karşısında kazanabildi. Ta ki 11 Eylül 1931’ e kadar...
Ömer Muhtar ve yanındaki bir kısım mücahit, Sılanta mevkiinde bulunan Hz. Muhammed’in (s.a.) sahabelerinden Sidi Rafi hazretlerinin kabrini ziyaret etti. O ziyaretle İtalyanların tuttuğu bölgenin içerisine girmişlerdi. İtalyan istihbaratı ziyaretten haberdar oldu. Gözleri kapatıp açıncaya kadar İtalyan kuvvetleri bölgeyi çembere aldı. Ama mücahitler yıkılmadılar, son nefeslerine kadar çarpıştılar. Son anda Ömer Muhtar’ın atı vuruldu ve Ömer Muhtar yere düştü. Yere düştükten sonra da yılmayan yiğit, kendini toparlayıp ateşe devam etti. Eli yaralandı, diğer el ile ateş etmeye başladı ama artık çok geç idi… Yapılacak bir şey kalmamıştı. Askerler üzerine çullandılar ve onu esir aldılar. İtalyan işgalciler ile anlaşma yapmayı reddeden Ömer Muhtar, 15 Eylül 1931 günü İtalyan sıkıyönetim mahkemesi tarafından göstermelik bir duruşmaya çıkarıldı ve Graziani’nin daha önceden emrettiği gibi idam kararı veren mahkemenin yüzüne tokat gibi şu sözleri savurdu: “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnna lillah ve inna ileyhi raciun (Biz Allah’ın kullarıyız ve sonunda ona dönücüleriz)”
Ve ardından toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasına çıktı. Fecr suresinin son ayetlerinden “Ey huzura ermiş nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön” ayetleri dilinden dökülüverdi. Özgürlüğü için her şeyi göze aldığı yeşil dağlarına ve ardından gökyüzüne son bir bakış attı ve ebed âlemine doğru yol aldı.
Mücahid Mürşitler - Davut Bayraklı
Cihad, Allah yolundaki her faaliyet ve hareketin adıdır. Allah’ın dinini her tarafa ulaştırmak için yapılan her tür faaliyet ve hareketi içine alır. Kelime olarak ‘cehd’ kökünden gelir ve düşmanla savaş, nefisle mücadele ve dini tebliğ etmek anlamlarında bir kavramdır. Aynı zamanda insanlara İslâm’ı anlatmak, İslâm’ın yayılması için çaba göstermek, iyiliğin artması ve kötülüğün azalması için gayret etmek en büyük cihattır. Ama ne yazık ki böyle bir kelime bu kadar güzel bir mana taşıyorken özellikle Batı dünyasında yanlış algılanmıştır.
Bu kitap, cihad için, İslâm için, Allah için savaşan mücahitlerin hikâyesini anlatıyor. 18. ve 19. asırlar, Batı sömürgeciliğinin İslâm beldelerine girdiği dönemlerdi. Başta Afrika kıtası olmak üzere sömürgeci Batı orduları, Müslümanların yaşadığı toprakları talan etmeye başladılar. Eserde, bu asırlarda şiddeti artan sömürgeci anlayışa karşı “sufi direnişi” denilen, nefisle cihadın yanında gerektiğinde düşmanla savaşmaktan çekinmeyen, hayatlarını ortaya koyan mürşid-i kâmillerin hayatları ve mücadeleleri kaleme alınmış.
Şeyh Ahmed Bamba, El-Hac Ömer Tâl, Emir Abdülkadir el Cezâirî, Şeyh Muhammed b. Ali es-Senûsî, Osman b. Fûdî, Şeyh Ömer el-Muhtâr, Seyyid Ahmed Şerif es-Senûsî, Şeyh Seyyid Hasan, Şeyh İzzeddin el-Kassâm, Şeyh Şâmil, Şeyh Mansur, Alvarlı Efe ve Muhammed Diyâüddin hazretleri olmak üzere 13 mücahid mürşid ile birlikte Ömer Muhtar’ın mücadelesini de okuyabilirsiniz.
Özellikle Ömer el-Muhtar, İtalyan işgaline karşı destansı bir direniş gerçekleştirmiştir. Tam 20 yıl süren bir savaştı… Donanımlı İtalyan ordusuna karşı çöllerde mücadele etti. Kahramanlığı dillere destan oldu… Ömer Muhtar, aynı zamanda bir Senûsî tarikatı şeyhidir. İşgalci İtalyanlar tarafından yakalanıp mahkemeye çıkarıldığında söyledikleri her Müslüman için birer nasihattir: “Artık şimdi kendimizi ıslah etmek bize vazifedir. Yoksa büyük zaferin bize hazırladığı gayeye ulaşmak müyesser olmaz. Din neyimizdir? Din hayatımızdır, onsuz hayat olamaz.”
Ümmet Coğrafyası - Adem Özköse
Filistin’den Fas’a, Moro’dan Suriye’ye, Libya’dan Makedonya’ya, Kosova’dan Suud’a, Tunus’dan Yemen’e, İran’dan Patani’ye, Nepal’den Malezya’ya, Cezayir’den Pakistan’a, Latin Amerika’dan Arakan’a kadar uzanan bir yolculuk… Tüm bu ülkelerde neler olup bittiğini, Müslümanların neler yaşadıklarını, edinilen tecrübeleri, umutları, beklentileri, gelecek perspektiflerini, Türkiye’ye karşı bakış açılarını, bu kitabın konularından sadece birkaçı.
Ayrıca seyahat esnasında gerçekleştirilen birbirinden önemli görüşmelerin de konu edildiği kitapta Hasan el Benna, Seyyid Kutup, Erbakan Hoca, Şeyh Ahmet Yasin, Malcom X, Rantisi, Abdulhamid Han, Aliya İzzetbegoviç ve Mevdudi gibi zatların düşünsel ve mücadele mirasının izleri ile birlikte Ömer Muhtar bölümü de mevcut.
Ömer Muhtar - Prof. Dr. Ahmet Ağırakça
“Savaşıyoruz çünkü düşmanı bu topraklardan söküp atıncaya kadar ya da bu uğurda ölünceye kadar imanımız ve özgürlüğümüz için savaşmak zorundayız. Başka yolu yok. Allah’a aitiz ve O’na döneceğiz.” Ömer Muhtar, İtalyan işgalcilere karşı başarılı bir kurtuluş mücadelesi sürdürdü. Bu mücadeleyle ve kahramanlığıyla Osmanlı subaylarını dahi hayran bıraktı. Hakkında “Onun gibi on insan olsa Libya elden gitmezdi” denilen Ömer Muhtar, eşsiz bir lider ve komutandı.
Bu zatı, Türkiye halkı ancak 1980 yapımlı ‘‘Lion of Desert’’ (Çöl Aslanı) filmiyle tanıyabildi. Kahramanlığı hakkında çok şeyler yazıldı, çok sözler söylendi ama ne yazık ki biyografisi ve hayatı hakkında yeterli çalışmalar yapılmadı. Bu kitap bu konuda olan eksikliğini kapatıyor.