Med cezirleri bitmeyecek olan ömürde Allah Teâlâ’ya kul kalabilmenin, imana sadakatin, İslâm’a tabiiyetin, Peygamberimize itaatin en önemli unsurlarından biridir namaz. İkâme edilmesiyle sahibinin dünyaya ve içindekilere karşı kıyamını/duruşunu belirler. Vakitlere bağlı oluşuyla an be an biten ömrü kıymetlendirir, ahireti hatırlatır. Namazın bir başka boyutu da kusurları örtücü, şerlerden alıkoyucu, kötüyü giderici oluşu, Hud Suresi’ndeki tarifiyle “hasene” olmasıdır.
Hud Suresi’ni tanıyalım
Mekke’de nazil olan Hud Suresi, Mushaf’ta on birinci sırada yer alır. 123 ayet olan surenin, vahyin nüzulünün 9. yılında indirildiği nakledilir. İsmini, surenin 50, 53, 58, 60 ve 89. Ayet-i Kerimelerinde zikrolunan Hud Peygamberden alır.
Ebubekir’in saçlarının ağardığını söylemesi üzerine Efendimiz , “Beni Hud, Vâkıa, Mürselat, Amme yetesâelûn (Nebe) ve İze’ş-şemsü küvvirat (Tekvîr) sureleri kocattı.” demiştir.1
“Kıssalar Suresi” denebilecek şekilde çoğunlukla peygamber kıssalarından oluşan Hud Suresi’nde, sırasıyla Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, Şuayb, Musa Peygamberlerin ve kavimlerinin kıssaları aktarılmıştır. Efendimiz’e ve müminlere örneklik teşkil edecek hususlar, iman, tevhid, itaat gibi tüm kıssalarda yer alan ortak vurgularla anlatılmıştır.2 İkazlara rağmen vahye ve peygambere inanmayarak azabı bekleyenlerin tavırları ve akıbetleri, Efendimizin kıssası özelinde beyan edilmiştir.3
Kuran’da Hud Suresi bağlamında kötülükleri imha edici olarak namaz
Mekke’de surenin nazil olduğu süreç, Efendimiz’in tebliğinin açıktan Mekke’yi ve civarındaki tüm bölgeyi kuşattığı bir dönemdir. Müşriklerin Efendimize yalancılık isnatları, Kur’an’ın Efendimiz tarafından uydurulduğu iftiraları ve müminlere karşı artan zorbalıkları, onların sadece dünya düzleminde düşünen, beklentisi dünyayla sınırlı olan, rızkı kendinden bilen, düşmanlığını gizleyen hâllerini anlatan ayetler, sürecin müminler açısından zorluğunu gözler önüne sermektedir.4
Surede rahmetin kendi katından oluşuna dikkat çeken ve “Rahim” ismini hatırlatan Allah, tarafından kullarına verilen peygamber, vahiy ve dinin birer “rahmet” oluşunu bildirir.5 Bu kıssaların yalnızca birer anlatı olmadığı, Efendimiz ve müminler için birer gayb olarak bildirildiğine dikkat çekilerek gaybın Allah’a aidiyeti, Allah’ın tüm yapıp etmelerden haberdar oluşu, dolayısıyla her işin dönüşünün Allah’a oluşu hatırlatılır.6 Surede peş peşe zikredilen farklı farklı nimetlere ve imtihanlara muhatap olan kavimler, iman eden ve etmeyenler temelinde gruplanır, ikili-mukayeseli ibret verici bir üslupla anlatılır. Surenin sonunda ise yalnızca Efendimizden değil, yanındaki müminlerle birlikte Efendimizden yapması istenenler açıklanır. İbni Abbas Efendimizi yaşlandıran ayetin bu bölümdeki, “O hâlde Sen (Habibim), maiyetindeki tevbe edenlerle beraber emrolunduğun vech ile dosdoğru hareket et. Aşırı gitmeyin. Çünkü O, ne yaparsanız (hepsini) hakkıyla görücüdür.”7 emri olduğunu ifade eder.8
Surenin son kısmında maiyetindeki müminlerle birlikte Efendimizden istenenler, dinin aslına yöneliktir ve küllî olarak bildirilen emirlerdir. Bu emirlerden ikisi ise 114-115. ayetlerde şöyle zikredilmiştir: “Gündüzün iki tarafında, gecenin de yakın saatlerinde dosdoğru namaz kıl. Çünkü güzellikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, iyi düşünenlere bir öğüttür. Sabr-u sebat et. Zira Allah iyi hareket edenlerin mükâfatını zayi etmez.”9
Manası açısından Hud Suresi 114-115. Ayet-i Kerimeler
Efendimize ve müminlere emrolunan hususlardan dosdoğru istikamet üzere olmayı, iman ve ahlâkta kendilerine ve başkalarına zulmedenlere meyletmeme, Allah’tan başkasını dost edinmeme takip eder. Bundan sonra Allah küllî hitaplarına cüz’î bir emir sanılabilecek namazı ekler. Hâlbuki namaz Efendimizin buyurduğu üzere “Dinin direğidir.”10 Namazın ehemmiyetini apaçık gösterecek şekilde, tayin ettiği vakitler üzere namazın ikâmesi emredilir. Müfessirler gündüzün iki tarafı ile kastedilenin sabah ve öğle ya da sabah ile öğle ve ikindi olduğunu, gecenin yakın saatlerinin ise akşam ve yatsı ya da akşam ile yatsı ve vitir olmak üzere beş vakit namaz olduğunu ifade ederler. Tespit edilebilen kadarıyla İsra Suresi’nden önce nazil olan Hud Suresi’ndeki bu emirle müminler beş vakit namaza hazırlanmıştır.
Namaz emrinin ardından hasenatın/iyiliklerin, güzelliklerin, kötülükleri gidereceği belirtilmiştir. Bu ifade hem namazın hasenattan oluşunu gösterir hem de hasenat olarak bilinen ne varsa onların kötü, şer olarak bilinenleri gidereceği, imha edeceği/sileceği, sanki olmamış hâle çevireceği bildirilir. Hud Suresi’nin 3. ayetinde istiğfar ve tevbe edilirse kişiye “güzel bir geçim” verileceği, 7. ayetinde hangi insanın amelinin daha güzel/ahsen olduğunun belirlenmesi için bir imtihan olarak kâinatın yaratıldığı, 88. ayette ise Şuayb’a “güzel bir rızık” verildiği anlatılmıştır. Hasenatın tekili olan hasene, insanın gerek nefsî gerek bedenî gerekse hâlleri itibarıyla nail olduğu sevindirici nimet, aklının ve tabiatının güzel bulduğu şey, güzel davranış ve sevap anlamındadır. Yani hasene olan şey Allah’ı hatırlatır ve bu sayede kişiyi zıddı olan seyyieden/kötüden korur ya da oluşan hataları örter, imha eder. Allah’ı anmanın en önemli göstergelerinden olan namazın hasene olması da böyledir. İki namaz arasındaki kusurların giderileceği bildirilen Hadis-i Şerif ile de bu müjde teyit edilmiştir.11 Devamındaki ayette zikrolunan sabretme emriyle, namaza devamda sabır düşünülebilir; 112. ayet itibarıyla zikrolunan tüm emirleri kapsayıcı bir mahiyette de anlaşılabilir; surenin 11 ve 49. ayetlerinde de buyrulduğu üzere mümince hayatın düsturu olarak sabırda devam kastedilmiş de olabilir.12
Güzelde dâim ol!
İsimlerini “Hüsna/En Güzel” olarak vasıflandıran Allah Teâlâ, kendisini hatırlatıcı her nimeti de bu vasıfla nitelemiştir. İnsan Allah’ın Esması’ndan nasiplendikçe Efendimiz’in ahlâkıyla ahlâklandıkça güzelleşir, güzelde daimi olur. Namaz da bu güzelliğin devamını temin eden en güzel ibadetlerdendir. Her namazımızın sonundaki niyazımızla yazımızı nihayetlendirelim: “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da hasene/güzellik/iyi hâl ver, ahirette de hasene ver. Bizi cehennem azabından koru!”14
Akile Tekin
Dipnot:
1 Tirmizi, “Tefsir”, 56/6
2 Hud Suresi, 25-48, 50-60, 61-68, 69-76, 77-83, 84-95, 96-110
3 Hud Suresi, 1-24, 111-123
4 Hud Suresi, 5-21
5 Hud Suresi, 9, 17, 28, 41, 43, 58, 63, 66, 73, 90, 94
6 Hud Suresi, 4, 34, 54, 123
7 Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, Elif Ofset, 15. Baskı, 1: 342, İstanbul, 1410/1990
8 Fahreddin er-Râzî, et-Tefsîru’l Kebîr Mefâtihu’l Gayb, Dâru İhyâi’t Türâsi’l Arabi, Beyrut, 18: 71,1990
9 Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerim, 1: 343
10 Tirmizi, “İman”, 8
11 Hadis-i Şerifte şöyle buyruldu: “Birinizin kapısında günde beş kez yıkandığı bir nehrin aktığını görürseniz ne dersiniz? Kirinden eser kalır mı?” Ashab, “Hayır” dediler. “İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah o namazlar sayesinde bütün hataları silip götürür.” Buhari, “Salât”, 6; Müslim, “Mesâcid”, 283
12 Yazıda Yararlanılan Kaynaklar: Muhammed Eroğlu, “Hud Suresi”, DİA, 18: 281, 282; Mustafa Çağrıcı, “Hasene”, DİA, 16: 376, 377; er-Râzî, et-Tefsiru’l Kebir
13 Bakara Suresi, 201