Dağdaki çoban ve şehirdeki ayakkabıcı

Bir dağ köyünde doğan iki kardeşten biri köyde çobanlık yaparken diğeri şehirde yaşıyordu. Köyde yaşayan “Bu zamanda şehre gitmek, oranın günahlı hayatına karışmak çok kötü. Ben köyün çobanlığını yapayım, günahlardan uzak kalayım.” düşüncesi içerisindeydi.

Çoban, dağda koyunları, keçileri otlatıyor, bütün namazlarını vaktinde kılıyor, namahreme nazar etmiyordu. Bütün gün zikirle, fikirle, şükürle yaşıyordu. Bir süre sonra manen bir hayli ilerledi, kerametlere bile mazhar oldu.

Çoban, bir gün şehirde yaşayan kardeşini ziyaret etmek istedi. Otlattığı koyunlarından bir miktar süt sağarak bir mendile doldurup ağzını bağladıktan sonra şehrin yolunu tuttu. Ayakkabı tamircisi olan kardeşinin dükkânına varınca torbadaki sütünü duvardaki bir çiviye asıp oturarak sohbet etmeye başladı.

Bu sırada bir bayan gelerek ayakkabısını çıkarıp tamir için verdi. Kardeşi ayakkabıyı tamirle uğraşırken bayan çıplak ayakla beklemeye başladı. Kadın az sonra ayakkabısını giyip giderken işte o sırada yukarıdan bir şeyler dökülmeye başladı. Başlarını kaldırıp yukarıya baktıklarında bunun süt damlası olduğunu anladılar. Çoban, dağda görmediğini şehirde görünce mendildeki süt de damlamaya başlamıştı.

Manzarayı gören ayakkabı tamircisi kardeş “İnsanlardan kaçarak dağ başında veli olmak kolay şey. Bütün mesele işte bu insanların içinde veli olabilmekte” dedi.

‘Bizim Klasiklerimiz’den Muhammediye’ye dair 4: Cihadu’l Huneyn ‘Bizim Klasiklerimiz’den Muhammediye’ye dair 4: Cihadu’l Huneyn

Şehzadebaşındaki berber

Akşam saatlerinde Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi’yi radyodan dinlerken sohbetinde ilginç hususlara değindi. “Allahu Teala sevdiği kuluna güzel ahlak verir. Sevmediği kişiye güzel ahlak vermez.” diye bir hadis-i şeriften bahsetti.

Bir de bir Şehzadebaşındaki bir berberden bahsetti. Şehzadebaşı Camii imamı Bekir Efendi'nin de müdavimi olduğu berber dükkanının berberi, o zamanlar anlatılması çok yaygın olan evliya menkıbeleri dükkânda anlatılmaya başlayınca birden işini keser dikkatle onu dinlermiş. Bu kişi vefat edince Şehzadebaşı’ndan Fatih’e kadar büyük bir cemaat onun cenaze namazına katılmışlar.

Aynı gece birçok kişi rüyasında o kişiyi görmüşler. Rüyada, “2 kişi ona zarar vermek istiyormuş. Ancak etrafında yüzlerinde peçe olan kişiler onu koruma altına almışlar.  Berber “Siz kimsiniz?” deyince “Sen bizi tanımadın mı? Biz saygı ile dinlediğin veli kullarız.” demişler.”

Rüzgâr kayadan sadece toz alır

Bir ayakkabıcı da Üsküdar Çamlıca civarında sabahları işe gittiğim yol güzergahında vardı. 70 yaşlarındaki bu ayakkabıcı amca tam ben geçerken küçük dükkanında başını kaldırır müşfik bakışlarla selamımı alırdı. Adı Hikmet amcaydı. Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in çok sevdiği Hilmi Oflaz ile bir akrabalığı var mıydı bilemiyorum?  Ama siması ona çok benzerdi.

28 Şubat Darbe günleriydi. Önüne gelen herkes alime, ulemaya, mutasavvıflara dil uzatıyordu. Son zamanlarda bu kervana bazı ilahiyatçı ve hocalar da katılmıştı.

İşte tam o günlerden birinde yanından geçerken bana seslendi. "Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in kitaplarını okudun mu?" dedi.

Bir an durdum. Göz göze geldik. “Bir kısmını okudum ama hepsini bilemiyorum.” dedim.

Elindeki ayakkabıyı bir kenara bırakarak gözlerini bana dikti ve “Üstat Necip Fazıl, meşhur muhafazakâr bir şair için 'O aslında plastik bir idraktir' demişti." dedi.

Ben onun nereye varmak istediğini anlamaya çalışırken o şöyle devam etti: Şimdi de yeni nesil bazı hocalar türedi. Bunlar İmamı Gazali'ye, İmamı Rabbaniye, Hacı Bektaşı Veli'ye dil uzatmayı, onlarda eksiklik bulmayı bir marifet zannediyorlar.

Halbuki İslam alemi İmamı Gazali'ye ‘Hüccetülislâm’ (İslam'da otorite veya İslam'ın delili) unvanını vermişti. İmamı Rabbani’ye ‘ikinci bin yılın yenileyicisi’ derlerdi. Hacı Bektaşi Veli'nin Makalat’ı ise “hak ile batılı ayıran” bir kitaptır.

İşte şimdi bu günlerde bu mübarek zatları eksik bulanlar aslında işte o sana bahsettiğim plastik idrak mamullerinden başka bir şey değildir.”

Sonra birden celalli bir şekilde ayağa kalkarak “Biliyor musun İmamı Gazali Bağdat'ı ve Nizamiye medreselerini temsil eder aynı zamanda. Şu yaşananlar Bağdat'ın ilmiyle Endülüs’ün dünyevileşmiş kibir ve şımarıklığının günümüzde karşı karşıya gelmesinden başka bir şey değildir.” dedi.

Şaşırdım kaldı. Sanki ayakkabıcı değil de Nizamiye medreselerinin öğrencilerinden biriydi karşımdaki ayakkabıcı..

Sonra kendi haline şaşırmış bir vaziyette tebessüm ederek elini uzattı. “Olsun canını sıkma. Rüzgâr kayadan sadece toz alır.” dedi.