Soru: Hz. Ömer’in, insanlar şirke düşerler endişesiyle Beyatu’r Rıdvan ağacını kestirdiği söyleniyor. Ashabın bir ağaç sebebiyle şirke düşmesi nasıl olur? Bu meselenin aslı nedir?
Cevap: Bilindiği gibi Hz. Peygamber (s.a.) Hicret’in 6. yılında 1600 sahabi ile Kâbe’yi ziyaret maksadıyla Mekke’ye doğru yola çıkmıştı. Buna izin vermek niyetinde olmayan Mekke müşrikleriyle görüşmek için giden Hz. Osman (r.a.) gecikince öldürüldüğü haberi yayıldı. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.), beraberinde bulunan sahabilerden, müşriklerle ölümüne savaşma ve geri dönmeme konusunda bey’at aldı. (Fetih Suresi) 18 ayetinde Allah Teâlâ’nın, burada Efendimize (s.a.) bey’at edenlerden razı olduğunu ifade buyrulmuştur ki buna atfen bu bey’ata “Rıdvan bey’atı”, altında gerçekleştiği ağaca da “Rıdvan ağacı” denmiştir.
Bazı kaynaklar, insanların bu ağaca aşırı ilgi göstermesi ve yanında namaz kılmaya özel bir önem atfetmesi sebebiyle Hz. Ömer’in (r.a.) bu ağacı kestirdiğini nakletmektedir. Bunların başında İbn Ebi Şeybe gelir. O, el-Musannef’te şöyle rivayet etmiştir: “Ömer, insanların, altında bey’atın vuku bulduğu ağaca geldiğini haber aldı. Bunun üzerine emir verdi ve ağaç kesildi.”[1]
Aynı konuda ulaşabildiğim bir diğer rivayet de İbn Sa’d’a aittir ve biraz daha açıktır: “İnsanlar, ‘Rıdvan ağacı’ denen ağaca gelir ve yanında namaz kılarlardı. Ömer b. el-Hattab bu durumu haber alınca böyle yapanları tehdit ve ağacın kesilmesini emretti ve ağaç kesildi.”[2]
Konu hakkında vakıf olabildiğim rivayetler bunlardan ibaret.[3] Her iki kaynakta da rivayet, İbn Ömer’in (r.a.) azatlısı, Tabiun’un ileri gelenrinden Nâfi’ kanalıyla gelmiştir. İbn Hacer ve el-Ayni, İbn Sa’d rivayetinin isnadının sahih olduğunu söylemiştir.[4]
Ne var ki İmam Ahmed b. Hanbel, Nafi’in, arada vasıta olmaksızın doğrudan Hz. Ömer’den (r.a.) naklettiği rivayetlerin münkatı olduğunu söylemiştir.[5] Bu demektir ki Nafi’, Hz. Ömer (ra) ile görüşmemiş ve kendisinden bir şey işitmemiştir. Bunu bizzat naklettiği halde İbn Hacer’in, söz konusu rivayetin senedini mutlak bir şekil de tashih etmesi (sahih olduğunu söylemesi) düşündürücüdür. İbn Ebi Şeybe rivayetinin senedinin de -söz konusu inkıta dışında-sahih ve ravilerinin güvenilir olduğunu bu arada kaydetmiş olalım.
Bu rivayetten anlaşılan odur ki Hz. Ömer’in (r.a.) hilafeti dönemine gelene kadar insanlar bu ağacın altında namaz kılmaya özel bir önem vermiş ve bu uygulama bu şekilde devam etmiştir. Ne var ki, Rıdvan bey’atının vuku bulduğu H. 6 yılı ile Hz. Ömer’in (r.a.) hilafeti arasında en az 7-8 sene bulunduğu halde bu uygulamanın kimseden bir itiraz görmeden devam etmiş olması düşündürücüdür. Hatta birtakım sahih rivayetlerde sahabenin, Rıdvan ağacının yerini tespite özel bir önem verdiği nakledilmiştir ki konuyu ilgi çekici bir boyuta taşıyan bu noktadır...
Sahabenin şirke düşeceği endişesiyle Hz. Ömer’in (r.a.) Rıdvan ağacını kestirdiğini anlatan senedi kesintili rivayete ihtiyatla yaklaşmamızı gerektiren rivayetler mevcuttur. Üstelik bu rivayetler diğerinden daha sahihtir.
Ez-cümle el-Buhârî ve Müslim tarafından nakledilen bir rivayette Tabiun’un ileri gelenlerinden Said b. el-Müseyyeb’in şöyle dediğini görüyoruz: “Babam (el-Müseyyeb b. Hazn (ra.)) Resulullah’a (s.a.) ağacın yanında bey’at edenlerdendi. Şöyle dedi: ‘Ertesi yıl hac (umre) için geldik; ancak o ağacın yeri bize gizli kaldı.’”[6]
Yine el-Buhârî ve Müslim’in yer verdiği değişik lafızlar cümlesinden olarak şu rivayet mevcuttur: “Said b. el-Müseyyeb’in babasından naklettiğine göre babası, “O ağacı (bey’at zamanı) gördüm. Sonra onu unuttum, bilemedim.” demiştir.[7]
Said b. el-Müseyyeb’in babasından naklettiği bu rivayet, Rıdvan ağacı altında bey’at etmiş olan sahabilerin en azından bir kısmının ertesi sene o ağacı bulmak için bulunduğu mevkie gittiğini, ancak bulamadığını açık bir şekilde göstermektedir.
Ağacın ertesi yıl yerinde bulunmadığı veya yerinin tespit edilemediği haberinde İbn Ömer (r.a.) de el-Müseyyeb b. Hazn’ı (r.a.) teyit etmektedir. el-Buhârî’nin naklettiğine göre o şöyle demiştir: “Ertesi yıl (ağacın bulunduğu mevkie) geri döndük. Ancak bizden iki kişi bile altında bey’at ettiğimiz ağaç konusunda görüş birliğine varamadı. O ağaç Allah Teâlâ’dan bir rahmet idi.”[8] (Her ne kadar İbn Hacer, İbn Ömer’in (r.a.) bu son cümlesinin, “Onun kaybolması (veya onu bulamamamız) Allah Teâlâ’nın bir rahmeti idi” tarzında tevil etmekte ise de[9] cümlenin gelişine ve kullanılan kelimelere bakılırsa İbn Ömer (r.a.), bizzat ağacı kastetmektedir. İbn Hacer’in “ikinci dereceden bir ihtimal” olarak işaret ettiği bu anlam İbn Ömer’in (r.a.) asıl kastı olmalıdır ve maksadı şudur: Bu ağaç Allah Teâlâ’nın rahmet ve rızasının müminler üzerine indiği yerdir.)
Söz konusu ağacın veya yerinin tayini, rivayetlerden anlaşıldığına göre Hz. Ömer (r.a.) zamanını da aşarak Said b. el-Müseyyeb dönemine kadar insanların ilgi odağı olma özelliğini sürdürmüştür. el-Buhârî tarafından nakledilen şu rivayet bu hususta calib-i dikkat bilgi sunmaktadır: “Tarık b. Abdirrahman anlatıyor: ‘Hac yapmak üzere yola çıkmıştım. Namaz kılmakta olan bir cemaatin yanına uğradım. ‘(İçinde namaz kılmakta olduğunuz) bu mescit nedir?’ diye sordum. ‘Bu, (altında) Resulullah’ın (s.a.) Rıdvan bey’atını yaptığı ağaçtır.” dediler. Bunun üzerine Said b. el- Müseyyeb’e geldim ve durumu haber verdim. Said şöyle dedi: “Bana babamın naklettiğine göre kendisi Resulullah’a (s.a.) ağacın altında bey’at edenlerdenmiş. Şöyle dedi: ‘(Hac veya umre için) ertesi yıl yola çıktığımızda o ağacın yerini) unuttuk; onu bulamadık.’ Said (devamla) şöyle dedi: ‘Hz. Muhammed’in (s.a.) ashabı onu(n yerini) bilmiyor da sizler mi biliyorsunuz? Siz daha iyi (mi) biliyorsunuz!’”[10]
Soru şu: Hz. Ömer’in (r.a.) Rıdvan ağacını kestirdiği rivayetine güveneceksek, Rıdvan bey’atında bizzat bulunan sahabilerin onun yerini “aramalarını” ve “bulamamalarını” nasıl açıklamalıyız?
Eğer sahabiler onun yerini aramışsa -ki bunun el-Buhârî ve Müslim tarafından nakledildiğini görmüştük- bu durum, o sahabilerin o ağaca -teberrük veya hatıra yadı kastıyla- belli bir önem verdiğini gösterir. Esasen sahabenin -Hz. Ömer (r.a.) de dahil olmak üzere Efendimizin (s.a.) eşyasıyla teberrükü konusunda sahih rivayetler bulunduğunu biliyoruz. Dolayısıyla burada o ağaç sebebiyle sahabenin şirke düşme tehlikesine maruz bulunduğunu ve Hz. Ömer’in (r.a.) onları bundan kurtarmak için ağacı kestirdiğini söylemek pek makul görünmüyor.
Öte yandan o ağacı arayan sahabiler -ki Rıdvan bey’atında bizzat bulunmuşlardı-, aradan henüz bir sene geçmediği halde yerini bulamadıkları halde Rıdvan bey’atının üzerinden takriben 7-8 sene geçtikten sonra Hz. Ömer (r.a.) onun yerini kime/nasıl tespit ettirdi ve kestirdi? (et-Taberi’nin senedsiz olarak yer verdiği bir nakle göre Hz. Ömer (r.a.) hilafete geldikten sonra, ortadan kalkmış olan bu ağacın yerini sormuş, yanındakilerin ihtilaf etmesi üzerine vazgeçip orayı terk etmiştir.)
el-Buhârî ve Müslim, ömrünün sonlarına doğru gözleri görmez olan Cabir b Abdillah’ın (r.a.), “Bugün gözlerim görüyor olsaydı, ağacın yerini size gösterirdim.” dediğini nakletmiştir.[11] Buradan hareketle İbn Hacer, ağacın yerinin bazı sahabiler tarafından bilinmemesinin tamamen meçhul kaldığını göstermeyeceğini, çünkü Cabir’in (r.a.), ağacı bizzat müşahede ettiğini ve yerini bellediğini söylemektedir. Ancak bu sadece Cabir’in (r.a.), ağacın yerini bulabileceği konusundaki kanaatinin ifadesi de olabilir.
Cabir b. Abdillah’ın (r.a.) yerini gösterebileceğini kesin bir dille ifade ettiği, buna mukabil İbn Ömer ve el-Müseyyeb b. Hazn’ın (ranhuma), beraberlerinde bulunan sahabilerle birlikte aramalarına rağmen yerini bulamadıklarını belirttikleri “Rıdvan ağacı”na ne oldu?
el-Buhârî’nin yer verdiği bir varyantta İbnu’l Müseyyeb’in, Tarık b. Abdirrahman’ın haberine gülerek tepki verdiği belirtilmekte, İbn Hacer[12] ve el-Aynî[13] de: “İnsanların ileri-geri sözü çok” dediğini belirtmektedir.
Bütün bunlardan çıkan sonucu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:
1. Rıdvan bey’atının altında gerçekleştiği ağaç, bey’atın ertesi yılı da dahil olmak üzere sonraki zamanlarda aranmış, ancak bulunamamıştır. Kaynaklarda da belirtildiği gibi çürümüş, sel tarafından götürülmüş veya başka bir sebeple ortadan kalkmış olan Rıdvan ağacı üzerindeki ilgi uzun yıllar devam etmiş, Cabir’in (r.a.) gözlerinin kör olduğu 70’li, hatta Said b. el-Müseyyeb’in vefat ettiği 90’lı yıllara kadar sürmüştür.
2. Hz. Ömer’in (r.a.) bu ağacı kestirdiği rivayetini -münkatı olmasına rağmen- güvenilir kabul edecek olursak şunu söyleyebiliriz: Hz. Ömer (r.a.), kimse tarafından teşhis edilemediği, yeri de kestirilemediği halde bazı insanların Rıdvan ağacı olduğunu ileri sürdüğü başka bir ağacı kestirmiş olabilir. Nitekim Said b. el- Müseyyeb’in, “Rıdvan ağacı” olduğu düşüncesiyle yanına bir de mescit yapılmış bulunan bir ağacın haberini aldığında nasıl tepki gösterdiğini görmüştük.
3. Hz. Ömer’in (r.a.) şirke düşebileceği endişesi taşıdığı kimseler varsa, bunların sahabeden olması söz konusu değildir. Bunlar olsa olsa İslâm’a yeni girmiş cahil/avam tabakası olabilir. Vallahu a’lem.
Ebubekir Sifil
Sana Dinden Sorarlar
[1] İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, 11, 269
[2] İbn Sa’d, et-Tabakatu’l Kübra, 11, 299
[3] Keza bkz. İbn Seyyidinnas, Uyunu’l Eser, 11, 173. Ayrıca rivayet tefsirlerinden 48/el-Feth, 18 ayetinin tefsiri meyanında serdedilen rivayetlere de bakılabilir
[4] İbn Hacer, Fethu’l Bâri, VII, 448; el-Ayni, Umdetu’l Kari, XVII, 220
[5] İbn Hacer, Tehzibu’t Tehzib, X, 307
[6] Buhârî, Meğazi, 35; Müslim, İmare, 77-9.
[7] Buhârî, a.y., Müslim, a.y.
[8] Buhârî, Cihad, 110
[9] İbn Hacer, Fethu’l Bari, VI, 118
[10] Buhârî, Meğazi, 35
[11] Buhârî, Meğazi, 35; Müslim, a.y.
[12] Fethu’l Bâri, VII, 447
[13] Umdetu’l Kari, XVII, 219