Tunus’ta başlayan ve Mısır, Libya gibi diğer Ortadoğu ülkelerini de saran halk ayaklanmalarından sonra adlarını daha da çok duymaya başladığımız bir teşkilat İhvan-ı Müslimin yani Müslüman Kardeşler. Kimimiz çocukluktan, ailelerimizin haberdar etmesiyle; kimimiz arkadaşlardan, gazete veya kitaplardan duyduk onların adlarını, eylemlerini, konuşmalarını ve belki de marşlarını.

20. yüzyılın başlarında İslâm dünyası Hollanda, Fransa, İngiltere gibi sömürgeci ülkelerin politikalarıyla, Müslüman halklar üzerindeki emperyalist zorbalıklarla ve çarpık bir şekilde Batılıyı andıran nesillerle ölü bir toprak hâline gelmişti. İslâm dünyası bu hâldeyken Şehid Hasan El-Benna’nın kurduğu bir teşkilat; yanlış yorumlanan, belirli kavramlara indirgenmeye çalışılan ve tutarsız uygulamalarla bambaşka bir hâle sokulan İslâm’ın en saf ve berrak anlamıyla anlaşılması, uygulanması adına kurulmuş bir mektep aynı zamanda Müslüman Kardeşler Hareketi: Hasan El-Benna Mektebi.

Hasan El-BennaKardavi neler söyledi?

Yusuf el-Kardavî, El-Benna’nın hareketten kardeşi. Müslüman Kardeşler’in eğitim ve terbiyeden ne anladığı, uygulama konusunda durdukları yerler ve bu eğitimi bir ömür boyunca devam ettirme gayeleri hakkında arkalarından gelenlere yardımcı olmak amacıyla kaleme almış Hasan El-Benna Mektebi’ni. Kardavî’nin sıkça vurguladığı gibi, Peygamberimizi (s.a.) bu okulun en büyük terbiyecisi ve hocası olarak gören El-Benna ve arkadaşları ‘Allah’ın yardımı cemaatle beraberdir.’ hadisinin ışığında ve sünnet doğrultusunda birliğe, cemaate, harekete öncelik vererek kurmuşlar İhvan-ı Müslimin’i. Sonrasında ise İslâm’dan anladıkları, teoriyi pratiğe döktükleri eğitim anlayışlarını uygulamaya koymuşlar.

Rabbani ve imani eğitim

Bu eğitimin en önemli yanı rabbanî ve imanî olması. Harekete göre iman kavramı, insanların indirgemeye çalıştığı gibi sadece soyut bir kavram, ruhsal bir doyum değil bütün bunlarla beraber dünyevî taşkınlıklardan, aşırılıklardan sıyrılmadır. Örgüt eğitiminin temelini oluşturan bu önemli nokta, imana dayalı terbiye, kalbin terbiye edilmesidir, diri hâlde tutulmasıdır. Kıyamet günü insanı kurtuluşa erdirecek tek tutanak şekillerimiz değil kalbimizdir.

Pek çok kimse, cemaat ya da toplumun atladığı nokta olan manevî tehlikelerden uzak durma İhvan’ın hassasiyet gösterdiği bir durumdu. İhvan; mevki sevgisi, ilahlaşma arzusu, insanların el pençe durmasını beklemek gibi heva ve hevesler için terbiye vermiş ve neticesinde içlerinden öyle gençler çıkarmıştı ki Filistin’de, Kanal Harbinde gurura kapılma korkusuyla ne adlarından ne de yaptıklarından bahsetmişlerdi.

Yusuf el-Kardavî
Yusuf el-Kardavî

Manevi temizlik önemli

Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın Kur’an-ı Kerim Meali üzerine önemli bir not Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın Kur’an-ı Kerim Meali üzerine önemli bir not

Kalbin manen temizliği yanında hareketin en başından beri hep vurguladığı husus olan teorinin pratiğe dökülmesi yani eylemin, ibadetin olması eğitimin en temel esaslarından biri olarak kabul edilmişti. Nihayetinde insanın varoluş sebebi yalnızca Allah’a ibadet ve kulluktur.

Kardavî bahsettiği eğitimin bu boyutuna örnek olarak Tur Hapishanesi’ni vermiş. O zaman teheccüd namazı için oluşan safları kolay kolay unutamayacağını yazmış Kardavî.

Hesaba çekilmeden muhasebe yap!

Eğitimin ibadetten sonraki aşaması muhasebe aşaması olarak geçiyor. Bu aşamada kişinin kulluğuna ve ibadetlerine ne ölçüde önem verdiği sorgulanıyor yine kişi tarafından. İşte genel olarak eğitim ve terbiyenin boyutlarına bakıldığında bu eğitimden çıkan gençler Allah’tan (c.c.) başka kimseye minnet duymamıştı. Sadece ‘Rabbimiz Allah, ilkemiz Kur’an’ demekten aç köpeklere parçalatılmışlar, kızgın demirlerle dağlanmışlar, Liman Tarra’da kurşunlanmışlar, açıktan ya da gizlice kırbaçlanmışlar, idamlarda boğdurulmuşlar ve bütün bunlara rağmen davalarından vazgeçmeyip Allah’a daha da sıkı sarılmışlardı. Yine yetiştirilme tarzları ve aldıkları eğitimlerden dolayı kendilerine bu eziyetleri yapanlardan intikam almamışlar, hiçbirinin cellâdı olmamışlardı. Kardavî’nin deyimiyle aralarında ‘bunları istese yapabilecek derecede eğitilmiş’ insanlar vardı fakat onlar diğer yolu seçip hesaplarını Allah’a (c.c.) bıraktı.

25545

Eğitimin ikinci özelliği tekâmül ve çok yönlülük. Hareketin İslâm’dan anladığı ve uyguladığı gibi İslâm adına eğitim alan bir insan tek yönlü değil, her açından gelişmeye ve bu alanlarda uygulama yapmaya odaklanmalıdır. İslâmî terbiye insanı bütün yönleriyle ele alır. Kardavî’nin de dediği gibi bu tekâmül ve çok yönlülük sadece bir yönden değil itikad, ibadet ve yasama alanlarındadır.

Okumanın ve düşünmenin önemi


Bahsi geçen ilk yön aklî yöndür. İslâm akla büyük değerler yüklemiştir. ‘Oku!’ (‘Alak Suresi, 1) ile başlayan Kur’an-ı Kerim’de ‘akletmez misiniz, düşünmez misiniz, düşünen kavimler için’ gibi ifadelerin sıklıkla kullanılması kişinin kendini esas olarak bu yönde eğitmesinin bir ikazıdır. Şehid El-Benna, kişinin cihad edebilmesini, O’nun (c.c) yolunda mücadele etmesini ilk olarak O’nu (c.c) bilmesi ve fehmetmesine (anlamasına) bağlamıştır.

Hasan El-Benna

Kişinin ve hareketin bu yöndeki eğitimleri İslâm üzerindeki kara bulutları da dağıtacaktır. Müslümanların dönem şartlarından dolayı gerilemesi sebebiyle bilinçli saptırmalar, hurafeler, yanlış yorumlar ve kültür emperyalizmi İslâm’ın farklı algılanmasına ve dolaylı olarak bir Amerikalı, Avrupalı gibi yaşayan Müslüman nesillere sebep olmuştur. Aklî yöndeki eğitim bunların önünde engel olacaktır, olmuştur da.

Toplumun ahlaki yönünü yükseltmeli

Hareketin çok yönlü olmak çabasıyla ön planda tuttuğu bir diğer yön de ahlakî yöndür; sabır, sebat, fedakârlık gibi alanları içine alan, arınmayı gerektiren bir yön. Mürşid Hasan El-Benna bu yönü ‘değiştirme çubuğu’ olarak görmüş: Tramvayların bu çubukla bir yönden diğer yöne aktarılması gibi. Zulme, baskılara karşı bilinçli nesiller yetiştirmek, genç uluslar oluşturmak ancak bu yöne ağırlık vermekle olur diyor Kardavî.

Tüm mücadelelerin temelinde nefsî terbiye, bilinçlenme ve ahlakî eğitim önemli bir noktadadır. Fikren ve fiziken direnmenin de yanında örgütün ikinci mürşidi Hasan El Hudeybi’nin de dediği gibi kalben değişime ve toplum olarak bunu yapmaya ihtiyaç vardır: ‘İngilizleri kalbinizden çıkarınız ki topraklarınızdan da çıkarasanız. İslâm devletini gönlünüzde kurunuz ki ülkenizde kurabilesiniz.’

25546

Zorluklarla mücadele için diri kalmak

Müslüman Kardeşler taraftarlarını yetiştirirken yukarıdaki alanların yanı sıra fiziken de hazır olmaları adına pek çok eğitim vermiş. Dünyevî sorumlulukları yerine getirebilmesi için bedenlerini hastalıktan, güçsüzlükten, dayanıksızlıktan uzak tutmaya çalışmışlar ve elbette doğrudan ya da dolaylı zindanlarda nasıl mücadele edeceklerini ve direneceklerini öğrenmişler. İzci kampları, dağ gezileri gibi zorlu ortamlardan geçmişler.

Bu harekete ayrıcalık kazandıran özelliklerden birisi de cihadî yönde eğitim vermeleri. Bu eğitim sadece askerî ve disiplin anlamında değil ruh, iman ve fedakârlık anlamındadır. Günümüzden de tanıdık geldiği gibi o zaman da ‘cihad’ kavramı çoğu Müslüman gruplar tarafından olumlu karşılanmaz, laik kesimler tarafından sözü bile edilmezdi. Şehid El-Benna’nın öncülük ettiği hareketle bu durum değişti ve insanlar daralttıkları bu kavrama daha geniş pencereden ve daha berrak bakmaya başladılar.

Kendilerini istiklal ve hürriyet mücadelesine adayan gençler Filistin’de, Kanal’da, Liman Tarra’da ve Kal’a’da cihad ederken, kurşunlarla Allah’a kavuşurken ‘Ya Rabbi razı olasın diye sana çabuk geldim.’ (Tahâ; 84) diyorlardı. Arkalarından gelenler ise bu kavgayı yarım bırakmadılar ve bırakmayacaklar inşallah.

Müslüman toplumun içinde olacak

Hasan el Benna ve Müslüman Kardeşler
Hasan el Benna ve Müslüman Kardeşler

Fiziken, kalben ve manen eğitimin yanında insanın kendine amaç edinmesi gereken bir diğer nokta da sosyal yön. Her insanın meşru dairede bir hayat anlayışı olmalıdır. Bunun yanında hayır ve iyiliklerle, toplumu bu yönde bilinçlendirmekle, toplumun acılarına ve duygularına ortak olmakla tam anlamıyla kul olabiliriz görüşünde Kardavî. Davanın yayılması ve devamı açısından da pek çok faydası olan bu yardımlar bazı grupların küçümsediği gibi ‘boş işler’ değildir ve olmayacaktır.

İhvan-ı Müslimin’in eğitim verdiği son yön ise siyasî yöndür. İdare, devlet nizamı, devlet-halk ilişkisi bu eğitimdedir. İslâm topraklarını sömürgeci ve emperyalistlerden arındırmak temeline dayanıyor bu eğitim yani bir nevi vatanperverliğe. Kardavî’nin geniş olarak ele aldığı İhvan’da vatanperverlik kavramı elbette laik ırkçılık yapmak değil işgal altında olan her yeri vatan bilmektir. İhvan’daki vatanperverlik soya, renge bakmadan insanı sahiplenmedir. Şimdi Ortadoğu halklarının yapmaya çalıştığı gibi İngilizler Mısır ve Sudan’dan çıkarılmalı görüşünün altını çizmiş Kardavî. Emperyalistlerin koyduğu ambargolara karşı direniş gösterilmeli, baskıcı diktatörler devrilmelidir. Bunların yanında Hasan El-Benna’nın da yaptığı gibi uluslararası bir kamuoyu oluşturarak sömürgecilerin adının geçtiği her şeyi boykot etmek, ambargo uygulamak gerekir. Şehid İmam’ın Filistin konferanslarıyla, ‘Ölüm Sanatı’ gibi makaleleriyle binlere dediği gibi mukaddes topraklar uğruna şehid olmak gerekir.

Laisizme karşı mücadele

Bahsedilen konuların yanı sıra dini devletten ayırmak düşüncesine her zaman karşı durdu El-Benna ve arkadaşları. İslami prensipler üzerine kurulmayan hiçbir düzeni kabul etmediler. Bunlara rağmen Kardavî, üzerine basa basa Müslüman Kardeşler’in halkın, kişisel menfaatlerin toplumsal menfaatlerin önünde olamayacağını anlamasını beklemesi gerektiğini, İhvan’ın İslâmî bir düzen kurmayı omuzlamadığını ama kim İslâm kurallarına uygun bir nizam koyarsa onların yardımcıları ve askerleri olacaklarını söylüyordu.

Her şeye rağmen İhvan, sahip olunması gereken ilk kuvvetin iman ve inanç, sonra bütünlük ve sonrasında silah kuvveti olduğunu düşünür diyor Kardavî ve olgunlaşmamış inançla silahlı mücadelenin dağınık, koordinesiz bir harekete, en sonunda da bozgun ve hüsrana dönüşeceğini söylüyor. Bunların yanında kuvvet ilk müdahale olmalı mı, faydaları ve zararları gibi hususlarda Müslüman Kardeşler’in değerlendirme yapması gerektiğini de vurguluyor ve bugünlere dair, beni çok şaşırtan tespitleri yapıyor kitabın sonlarında.

Tuğba Soylu yazdı