Ramazan ayının gelenekselleşen güzelliklerinden biri teravih namazlarıdır. Gelenek haline gelmesinin iyi ve kötü tarafları var. Bu konular zaman zaman dillendiriliyor. Mesela ilk teravih başladığında mesai arkadaşlarımın gündeminin "Hoca yavaş mı, hızlı mı kıldırıyor?" olması beni çok şaşırtmıyor. Çünkü ramazan dışında namaz ile yoğun şekilde irtibatı olmayanların böyle konuşması normal. Ramazanda namaz ile rabıtanın farz olan beş vakitten ziyade yirmi rekatlık nafile teravih namazı ile olması, işin ruhunu anlamamızı zorlaştırıyor. Fakat bunlar hayatın geçmemiz gereken farklı makamları/aşamalarıdır. Adam din ile bir bağ kurmuş, siz onu da hoyratça keserseniz, ileride taklidi imandan hakiki imana geçişi de engellemiş olabilirsiniz.

Meal okumak, mevlitler, türbe ziyaretleri gibi birçok konu aynı şekilde değerlendirilebilir. Biraz çap, birçok sorunumuzu çözmeye yeter de artar bile. Bir hoca çıkar da makamlı salavata laf ederse, ben şu cümleyi kurarım: "Ben çocukken sadece o makamlı salavat ve tekbirleri dinlemek için camiye giderdim." Gençlik yıllarımda sadece muhabbet ortamını sevdiğim için, zikrinden o zamanlar bir şey anlamadığım tarikat ortamına devam ettiğim gibi. Namaz kılmadığım halde sadece cami içindeki havuzun ahenkli müziğini dinlemek için Bursa'nın Ulu Camii'nde oturmamı da aynı kategoride değerlendiriyorum.

Bu akşam teravih namazını yirmi rekata tamamladım

Bu girişten muradım sözü hatim ile teravih kılınan mahalle camisine getirmek. Burkina Fasolu imamın arkasında ilk namaza durduğumda aklıma Bilal-ı Habeşi (ra) geldi. Öyle latif okuyordu ki “değil yirmi rekat, ardında kırk rekat bile kılınır” dedim. Fakat ben nefsimi bu konuda fazla zorlamıyorum. Teravihten bazen sekiz rekatta çıkabiliyorum. Yanımda yol dostum, sekiz yaşındaki oğlum Hüseyin Cemil de olduğu için onun da sabrını zorlamamak adına bazen erken çıkıyoruz.  Zaten o serbest, bazen kılıyor, bazen caminin arka tarafında arkadaşları ile koşturuyor. Cami içinde değil tabi ki, bu konuda da ifrat ve tefrite düşmeyelim, çocuklarımıza hem cami adabını öğretelim hem de onları çok sıkmayalım. Örnek verecek olursak Konya Kapu Camii'nde zemzem sebiller arkada saf tutar. İsteyen içer, oturur, dinlenir. Yani “hemen bitirelim, camiden kaçalım” fikri yoktur. Çoğu farklı ülkede durum böyle. 

Bu akşam teravih namazını yirmi rekata tamamladım. Aslında korkulduğu kadar hatimle teravih uzun olmuyor; beş dakikada iki rekat kılınıyor, kısaca 60-70 dakikada namaz bitiyor. Hafız ile tanışmak ve onunla bir kaç kelam etmek aklımdan geçti. Belki bir röportaj yapabilirim düşüncesi de aklımda vardı. Hafız TRT'nin bile röportajını geri çevirmiş. Onlar ile ilgilenen vakıf, nedenini bilmediğimiz ve anlayamadığımız sebeplerden bu tarz işlere karşı çıkıyormuş. Ben de caminin bir cemaati olarak yazma hakkımı kullanıyorum. 

Tüm ümmet ve insanlık coğrafyası o muhabbet halkasının bir parçasıdır

Afrika'da ne arıyorsunuz diyor ya birileri, işte bu kardeşliği arıyoruz. Aynı şekilde Balkanlar'da, Orta Doğu'da, Orta Asya'da, Uzak Doğu'da, kısaca tüm ümmet ve insanlık coğrafyası bu muhabbet halkasının bir parçasıdır. Ve o genç hafıza işte bu Ahilik/Kardeşlik dediğimde eyvallah dedi. Çok da esprili ve neşeli hafız kardeşimiz. Bu konunun da altını çizmek gerekiyor; bizde ilim ile soğukluk, katılık, ciddilik ayarı yanlış veriliyor sanki. Biri "Burkina Faso neresi?" deyince "Erzurum'un komşusu" dedi. Benim açımdan Ramazan ayının ve bu yılın en kaliteli esprisi.

Hafızlığını çocuk yaşta ülkesinde yapmış, ülkemizde Türkçe öğreniyor. Elhamdülillah. Bu işe emek harcayanlardan Allah razı olsun. Burkina Fasolu imam arkasında Hüseyin Cemil, inşallah Hüseyin Cemil ardında da Burkinalı Abdullah’lar namaz kılar. İslam bize bunu öğütlüyor. Ticaret için gitsen de böyle, ziyaret için gitsen de böyle!

 

Cihad Meriç