Müzik

Resulallah'ı Sevmeye Sebep mi Gerek?

Meclisler içinde niceleri vardır ki o meclislerde tartışma, bağrış-çağrış olmaz. O meclislerde ‘edebin amelden üstün olduğu’ talim ettirilir, ‘Hz. İnsan’ olduğu kavratılmaya çalışılır insana. Sevmek öğretilir o meclislerde. Yaradılışın kaynağı olan ‘aşk’ın ne menem bir şey olduğu anlatılır uzun uzun. ‘Meşk’ edilir o meclislerde. Meşk gönül hoplatır ama sırrını vermez hemen sevmenin. Bir dalga gibi yayılır kokusu ‘aşk’ın, tüm yelkenleri yırtar ‘aşk’ rüzgârı. Sözler dökülür dillerden, diller şen gönüller şâdân olur, vuslata doğru yol alır insan. Hâlince hâllenir, demince demlenir herkes… Sazlar dillenir, dillendikçe demler dinleyenleri. Dinleyenler zikrederler Hakk’ı, sazların duyulur Hakk’a niyazı. Perde, âşıklara vuslat el-Fatiha, diyerek kapanır. Vuslattır bu meclislerdeki gaye.

Böylesi meclislerin birinde buyurmuş Sahaflar Şeyhi Muzaffer Ozak Hazretleri: “Şu çalıp söylediğiniz eserlerin güftelerinin üçte birini anlasanız, onları idrak etseniz ve bununla amel etseniz veli olursunuz, veli.” Öylesine kıymetli, öylesine kallavidir ilahiler. Çünkü yaman ellerden çıkmıştır onlar. Kimisi Hz. Yunus’tan, kimisi Hz. Mevlana’dan, kimisi Hz. Niyâz-î Mısrî’den, kimisi Hz. Üftade’den, kimisi Aziz Mahmud Hüdai’den, kimisi Eşrefoğlu Rumî’den... Hemen hemen her biri pişen ve yanan gönüllerden çıkmıştır. Zaten, pişmemiş ve yanmamış gönülden çıkan sözlerin hiç biri, bu meclislerde Hakk’a niyaz olmamıştır. Lakin kimisi de vardır ki kimden doğduğu bilinmemiştir. Doğum gerçekleşmiş, sözler büyümüş, beste vücuduna girmiş, nice meclisleri şenlendirmiştir. Bunlar da anonim olarak isimlendirilmiştir.

Kaç kişi “Sevdim Seni Mabûduma” ilahisinin yanlış söylenmekte olduğunun farkında

İşte, bu anonimlerden biri de “Sevdim Seni Mabûduma” ilahisidir. Bu ilahi nice mevlid cemiyetlerinde, nice zikr meclislerinde, nice insanların dilinde ve hafızasında yer etmiştir. “Sevdim Seni Mabûduma” ilahisi toplumumuzda hemen hemen herkes tarafından bilinir, söylenir. Lakin kaç kişi bu ilahinin yanlış söylenmekte olduğunun farkındadır?

Niyâz-î Mısrî Hazretleri bir şiirinde şöyle der: “Savm u sâlât u hac ile sanma biter zâhid işin,/ İnsân-ı Kâmil olmaya lâzım olan irfân imiş.” Niyâzî Mısrî Hazretleri’nin gayet beliğ ve veciz bir üslup ile beyan buyurduğundan anlıyoruz ki irfan, ‘Hazret-i İnsan’ olmak için olmazsa olmaz bir vasıf. İnsanın insanlığını bulması, kendini bilmesi ve gönül evindeki gizli ummana vasıl olması için şarttır irfan. Fıtri ve insani bir bilgi olarak kaynağı kalp/vicdan olan irfan, ilmin de üzerindedir. Bilmenin ötesinde ilmiyle amil olanların ve bu amelleri ihlas ile yapan muhlislerin meselelerin inceliklerini, derinliklerini kavradıkları, kalp ve basiret nazarlarıyla mevzuları değerlendirdikleri hâllerinin genel adıdır irfan. İşte meselelere irfan nazarıyla bakanların tespit ettikleri üzere, “Sevdim seni mabûduma” ilahisi, toplum hafızasında şu hatalı şekliyle yer etmiştir: “Sevdim seni mabuduma, cânan diye sevdim./ Bir ben değil âlem sana, hayran diye sevdim // Evlad-u ıyalden geçerek, ben Ravza’na geldim Didarına müştak olacak, yezdan diye sevdim // Mahşerde nebiler bile, senden medet ister/ Gül yüzlü melekler sana kurban diye sevdim. // Kurbanın olam şâh-ı rusul, kovma kapından/ Ahlâkını methetmede Kur’an diye sevdim.”

Ahmet Özhan’ın seslendirdiği hâliyle “Sevdim Seni Mabûduma” ilahisinin güfteleri

Ehl-i irfan nazarında bu güzel ilahinin bu şekliyle dile gelmesi kabul edilemez. Çünkü “Fedâke ebî ve ümmî ya Rasûlullah" diyenler için Resulallah’ı “öylesin-böylesin diye sevdim” demek mümkün değildir! Böylesi zevât-ı kiram için Resulallah’ı sevmeye bir ön şart koymak mümkün müdür? “Diye sevdim” kalıbının, bir şart, bir sebep oluşturduğu açık. Hâl böyle olunca, bu güzel ilahinin bu şekilde hafızalarda yer etmesi ve bu şekliyle söylenmesi, söyleyenlerin her ne kadar niyetleri sahih olsa da,  yanlıştır. İşte bu haseple bu güzel ilahiyi, Türk musikisinin yaşayan duayenlerinden olan Ahmet Özhan, Hüzzam makamında, olması gerektiği hâliyle seslendirmiştir. Değerli Ahmet Özhan’ın, olması gerektiği şekliyle seslendirdiği ilahiyi şu linkten dinleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=5713xRO25QQ   

Ahmet Özhan’ın seslendirdiği hâliyle “Sevdim Seni Mabûduma” ilahisinin güfteleri şu şekildedir:

Sevdim seni mabûduma canansın Efendim

Bir ben değil âlem sana hayrandır Efendim

Evlad-ı uyali alarak ravzana geldim

Ahlakını meth eyleyen Kur’andır Efendim

Kurbanın olam Şah-ı Rusul kovma kapından

Didarına müştak olan Subhan’dır Efendim

Mahşerde Nebiler bile senden meded ister

Gül yüzlü melekler sana hayrandır Efendim

Son olarak şunu söyleyelim. Maalesef her ne konuda olursa olsun başımız her sıkıştığında ilk başvurduğumuz kaynak olan Hazreti Google’da “Sevdim Seni Mabûduma” ilahisinin güftesinin Ali Ulvi Kurucu’ya ait olduğuna dair malumatlar mevcut. Resmi kaynaklarda bu ilahinin Ali Ulvi Kurucu’ya ait olduğuna dair bir kanıt yoktur. Hele ki toplum hafızasında yer edinmiş şekliyle bu ilahinin Ali Ulvi Kurucu’ya ait olamayacağını bizatihi Ahmet Özhan’ın kendisinden işittim. Ahmet Özhan, bu ilahinin güftelerinin Ali Ulvi Kurucu Beyefendi’ye ait olduğu üzerine internette yazılı malumatın yer aldığını duyduğu vakit: “Bu şekliyle Ali Ulvi Kurucu Hazretleri’nin bu güfteleri yazması mümkün değil. Ali Ulvi Bey’i çok iyi tanırım. Senelerce beraber olduk. Kendisinden dinledim bir kere ‘Huzur-u Risalet’te, bayram günü, ‘ah anneciğimle babacığımla olsaydım, dedim. Sonra ne yaptım ben diye gittim Efendimiz’in huzuruna, Hz. Fatıma’nın huzuruna kapandım, siz varken ben anne baba mı dedim, bu dilim kopsun diyerek haftalarca ağladım’ diyen birisi, Resulallah’a ‘seni onun için sevdim, bunun için sevdim’ diye laf söylemez.”

Böylesine irfanlı ve âşık-ı Resul olan birinin bu ilahiyi bu şekliyle yazması, Ahmet Özhan’ın anlattığı bu yaşanmış olayla da sabittir ki mümkün değildir çünkü bu nevi zevât-ı kiram “En nebiyyu evlâ bil mu’minîne min enfusihim” sırrına vasıl olmuştur. Bu sırra vasıl olana sevmek için sebep mi gerekir?

Metin Erol