İnsan belli bir yaşa geldikten sonra çocukluğunda yaşadığı bazı olayları yeniden anlamlandırmaya çalışıyor. Çocukken büyüklerimizden duyduğumuz sözler, öğütler büyüdükten sonra sanki daha bir anlamlı geliyor. Bizim büyüklerimizde neler varmış da haberimiz yokmuş kıvamına geliyoruz.
Mesela besmelenin büyüklerimizin ilk öğrettiği ve üzerinde çok durduğu şeylerden biri olduğunu hatırlıyorum. Sabah kalkarken annemin; “Hadi bir besmele çek de uyan” sözü hep kulağımda çınlıyor.
Besmeleyi sesli söyleyelim
Bir de dikkatimi çeken bir şey vardı: Büyüklerim besmeleyi hep sesli söylüyorlardı. Bu, üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir konu… Evet, onlar besmeleyi her yerde sesli söylerlerdi. Çünkü besmele hayatın en tabiî parçasıydı ve bu haliyle de bir İslam şiarıydı. Bizim İslam olduğumuzu gösteren bir nişandı, alametifarikaydı… Büyüklerimiz bu kelimeyi sesli söyleyerek dinlerinden utanmadıklarını, bilakis ona müntesip oldukları için şerefyap olduklarını gösteriyorlardı.
“Aman Müslüman olduğum duyulmasın”, “Aman dindarlığımı gizliyeyim” diyerek dinden uzak bir toplum modelinin inşasına hizmet edenler, buradaki inceliği kavramakta güçlük çekebilirler. Fakat biz dışa vurulmayan bir İslam’ın sosyal hayatta söz söyleme idealinin olamayacağını düşünüyoruz. Tamam, dindarlığımızı her fırsatta herkesin gözüne sokmayalım ama onu gizleyecek kadar mıymıntı bir dindar da olmayalım.
Her işe başlarken söyleyelim
Bugün buradan ulaşabildiğim kadar insana ulaşmak ve âcizane herkese her hayırlı işin başında sesli besmele getirmelerini tavsiye etmek istiyorum. Bu hem yeni gelen nesilleri besmeleye alıştırmamıza katkı sağlayacaktır hem de Müslüman olmakla izzet bulduğumuzun bir ifadesi olacaktır. Sözgelimi bir ailede sofrada baba sesli bir şekilde besmele getirirse, yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutan aile fertleri varsa onlar da hatırlamış olurlar. Ya da bir otobüse veya minibüse binerken çok yüksek olmayan bir sesle besmele çekilirse, o otobüs ya da minibüstekilere küçük çaplı bir tebliğ yapılmış olur.
Besmele hassasiyeti noktasında en önemli husus, zannımca bu hassasiyetin çocukken kazandırılması meselesidir. Bazı tecrübelerimiz bize göstermiştir ki sonradan bazı aşılar öyle kolay kolay tutmamaktadır. Tıpkı çocukken namaza başlamayan insanların bu konuda bir türlü istikrarı yakalayamamaları gibi…
Şunu bir ezberleyelim mi?
Besmele konusunda ayrıca Üstad Bediüzzaman’ın şu ahenkli sözünün de çocuklara ezberlettirilmesini öneriyorum: “Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisân-ı haliyle vird-i zebanıdır.” (Bu arada üşenmeyip kendimiz de ezberlersek hatta hemen şimdi ezberlersek ne güzel olur.)
Geçtiğimiz günlerde Türk Edebiyatı Vakfı’nda Prof. Dr. Kemal Yavuz Hoca, besmelenin geleneğimizdeki ve edebiyatımızdaki yeri ile ilgili çok samimi bir söyleşi yaptı. Sözleri akademik ağırlıkta birer kalıp şeklinde değil de gönülden gelen samimi esintiler şeklindeydi. Söyleşi boyunca okuduğu çok sayıda içinde besmele geçen şiir, edebiyatımızda besmeleye ne kadar çok önem verildiğini gösteriyordu.
Türklerin mallarıyla, canlarıyla, kanlarıyla, her şeyleriyle kendilerini İslamiyet’e adadıkları için kıymetli olduğunu söyleyen Kemal Yavuz Hoca, bunun da ötesinde Gürcüler, Arnavutlar, Boşnaklar gibi birçok millete İslamiyet’i Türklerin götürdüğünü söyledi. Türklerin gelenekleriyle görenekleriyle, edebiyatları ile İslam’a adanmış bir millet olduklarına vurgu yapan Hoca, bunun ispatını ise Türk şiirindeki dinî temalı şiirlerde bulmanın mümkün olduğunu söyledi.
Eserlerimiz besmele ile başlar
İslamiyet’e bağlılığımız sebebi ile edebiyatımızda, tarihimizde, kültürümüzde besmelenin önemli bir yeri olduğunu söyleyen Kemal Yavuz Hoca, bizim edebî eserlerimizin bile besmele ile başladığını söyledi. Ediplerimizin ve ilim ehlinin besmelesiz işlerin neticesiz kalacağı hikmetini bildikleri için bu konuda hassas davrandıklarını söyleyen Hoca, bismillahsız ilimden fayda gelmeyeceğini, ilmin insanlığa fayda vermesinin ancak bismillah ile olacağını ifade etti.
Peygamber Efendimiz’in, “Besmele ile başlamayan her iş bereketsiz ve güdüktür” hadis-i şerifini hatırlatan Kemal Yavuz Hoca, Cenab-ı Allah’ın besmele ile işe başlayanların gören gözü, tutan eli, işiten kulağı olacağını söyledi.
Besmele Hz Adem’den beri var
Besmelenin insanlığın başından beri var olduğunu söyleyen Kemal Yavuz Hoca, Yûnus Emre’den öğrendiğimize göre Hz. Âdem’in toprak, hava, su ve ateşin besmele ile bir araya getirilmesinden yaratıldığını söyledi.
Müslümanların besmele çekmeden hiçbir işe başlamadıklarını söyleyen Hoca besmelenin cennet davetiyesi olduğunu ve müminlerin besmele yardımı ile sıratı geçeceklerini ifade etti. Yine cehennemden kurtuluşun da besmele yardımı ile olacağını söyleyen Hoca, Abdullah bin Mesut radıyallahü anh’ın şu veciz sözünü nakletti: “Besmele on dokuz harftir; cehennemde işkence eden 19 bekçiden kurtulmak istiyorsanız besmele okuyun”
Besmele hastalıklara şifadır
Peygamber Efendimizin Hz Osman Efendimize besmele hakkında; “O ism-i azamdır, ism-i azam ile besmele arasındaki yakınlık, gözün siyahı ile beyazı arasındaki gibidir” buyurduğunu söyleyen Hoca besmelenin bu yönüyle başlı başına bir rahmet olduğunu, onu belirli sayılarda okumanın hastalıkların giderilmesine, baş ağrısına, zalimlerin zulmünün giderilmesine ve unutkanlığa iyi geleceğini ifade etti. Besmele ile ilgili bir de fıkhî bir hükmü hatırlatan Hoca, Fatiha okumaya başlarken besmele okumanın vacip olduğunu diğer surelere başlarken besmele okumanın ise sünnet olduğunu söyledi.
Çok besmele çekelim
Prof. Dr. Kemal Yavuz Hoca’nın gönül diliyle yaptığı bu söyleşi besmele konusunu bize hatırlatması ve gündemimize sokması bakımından çok hayırlı oldu. İnşallah hepimiz bundan sonra besmeleye daha da bir sıkı sarılalım ve onu çok daha fazla söyleyelim ki rahmete ve şifaya gark olalım. Amin.
Aydın Başar haber verdi