Emeğin ve alın terinin şehri, kömür gözlü Zonguldak

Türkiye’yi ısıtan şehirdir Zonguldak

O eski klasik tanımlamayla söylemek gerekirse Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Anamur’a kadar binlerce güzelliği üzerinde barındıran bir yeryüzü cennetidir Türkiye. Kendisine yeten ender ülkelerden biridir. Yeşille mavinin koyun koyuna olduğu adeta bir tablo gibidir. Bu yeryüzü cennetinde yer alan 81 vilayetin kendine mahsus özellikleri ve güzellikleri vardır. Bu ender özellikler ve tasviri muhal güzellikler birbirini tamamlar niteliktedir. İşte bu güzel coğrafyanın emsalsiz güzelliklerini bünyesinde barındıran bir şehriden, Zonguldan’tan bahsedeceğim sizlere.

Karadeniz’in batısına düşen ve antik çağda Sandra Çayından esinlenilerek adı “Sandrake” diye söylenen Zonguldak, köklü bir tarihî geçmişe sahiptir. Burası Türk toprağı olduktan sonra, adına “bataklık, sazlık” anlamlarına gelen “zongalık” sözünden yola çıkılarak “Zonguldak” denilmiştir. Rivayetler bu doğrultuda olsa da şehrin adına dair başka rivayetler de vardır.

Yeraltı zenginlikleriyle Türkiye’yi ısıtan şehirdir Zonguldak.  Zira ülkemizin en zengin taşkömürü madenleri buradadır. Taşkömürünün dışında, alüminyum, demir, manganez gibi maden yatakları da var. Taşkömürü, özellikle “demir-çelik” endüstrisinde kullanıldığı için, ülkemizin sanayideki gurur kaynaklarından biri olan Ereğli Demir Çelik Fabrikası bu şehirde inşa edilmiştir.

Zonguldak, Batı Karadeniz’in gözbebeğidir. Ülkemizin en güzel liman kentlerinden biridir aynı zamanda. Kadim bir şehrimiz olan Zonguldak’a ilk olarak Hattiler, daha sonra da Hititler yerleşmiştir. Kömüre endeksli bir hayat yaşar Zonguldaklı. İnsanının önemli bir kısmı günün üçte birini güneşten uzakta, madende geçirir. Bembeyaz somun ekmeklerin parası, katran karası kömür ocaklarında kazanılır helâlinden. Şehre ilk adımınızı attığınızda yoğun bir kömür kokusuyla karşılaşırsınız. Sisi ve yağmuru hiç eksik olmaz Karadeniz’in kıyıcığındaki bu güzel şehrin.

Emeğin ve alın terinin şehridir kömür gözlü Zonguldak

Her şehir özellikle bir yüzüyle ön plana çıkar. Zonguldak da kömürüyle anılagelmiştir hep. Emeğin ve alınterinin şehridir kömür gözlü Zonguldak. Sanayi kültürü burada inkişaf etmiştir. İstanbul, Kocaeli ve Bursa’dan evvel uyanmıştır bu şehir.  Ülke kalkınmasında özne olmanın mücadelesini vermiştir yıllarca. Zonguldak deyip de geçmeyin; yerin yüzlerce metre altında bir hayat yaşanır bu şehirde. Üsttekiler, kışın dondurucu soğuklarında sımsıcak bir hayat yaşasın diyedir onca gayretleri. Yerin bu derinliğinde atan nabızların bekleyenleri vardır yerin üstünde. Bu derinlikte yaşayanların yüzleri kömür karası olsa da alınları apaktır. Onlar ekmek parasını gerçek anlamda taştan çıkaranlardır. Onlar bu ülkenin uygarlık hamurunu alın terleriyle yoğuranlardır.

Zonguldak yöresinde kömürü ilk kez bulduğu söylenen Uzun Mehmet’in hikâyesini bilmeyen yoktur. Bu hikâyeyi gelin bir de Mustafa Armağan’dan dinleyelim: “Hatırlar mısınız, okul kitaplarımızda bir Uzun Mehmet parçası yer alırdı. Buna göre, Zonguldak’ın bir köyünde Mehmet adlı boylu poslu bir delikanlı yaşarmış. Zamanla askere gidip denizci olmuş. Tam teskeresini alıp köyüne dönecekken gemi komutanı erleri toplamış ve bir çuvalın içinden çıkardığı siyah taş parçalarını uzatmış kendilerine. Erlere, yaşadıkları yörede, sonradan kömür olduğunu öğrenecekleri bu taşlardan buldukları takdirde kendisine haber vermelerini tembihlemiş. Tabiî bu işin bir de parasal karşılığı olacağını da küpe gibi asmış kulaklarına. Mehmet günün birinde değirmende sırasını beklerken çevrede dolaşmaya çıkmış. Bir ateş yakmış. O da ne! Tıpkı komutanının gösterdiği cinsten kara taşlar gürül gürül yanmıyorlar mı! Derhal yollarına revan olduğu İstanbul’da komutanını bulup kömürleri göstermiş kendisine. Komutan da sözünün eriymiş demek ki, 5 bin kuruşla ödüllendirdiği yetmiyormuş gibi, ayda 600 kuruştan ömür boyu maaş da bağlatmış ona. Ne var ki, Mehmet’in sevinci kursağında kalmış. Dönüşünde, kendisinin bu ballı ikramiyeyi kapmasına içerleyen ağalardan biri tarafından zehirletilerek öldürülmüş. Böylece kara elmasımıza kan bulaşmış; ülkemize bunca iyiliği geçen bir kahraman, şehitlik rütbesine nail olmuş.” Günümüz tarihçilerinden Mustafa Armağan, bu hikâyeyi anlattıktan sonra, gerçekte böyle bir şeyin yaşanmadığını, anlatılanların bir efsane olduğunu özellikle belirtiyor.

Cumhuriyetten sonra kurulan ilk vilâyet olan Zonguldak’ın Karabük ve Bartın il olmadan evvel 13 ilçesi vardı. Karadeniz’in kıyısındaki bu güzel ve şirin şehir, geniş topraklara sahip bir il iken Bartın’ın il oluşuyla birlikte Amasra, Kurucaşile ve Ulus ilçelerini; Karabük’ün il olması sonucunda da Eflani, Yenice ve Safranbolu ilçelerini kaybetmiştir. Mevcut hâliyle Karadeniz Ereğli, Devrek, Çaycuma, Alaplı, Gökçebey, Kozlu ve Kilimli adlarını taşıyan yedi ilçesi bulunmaktadır.

 Zonguldak “içi seni, dışı beni yakar” sözünün gerçeğe dönüştüğü bir yerdir. Zira burası, acıların ve hüzünlerin şehridir aynı zamanda. Gözyaşıyla yazılmış hüzünlü bir tarihi vardır bu bahtı kömür karası kentin. Karadır talihi bu yeşilli, mavili şehrin. Zira tarihî süreç içerisinde kömür madenlerinde yaşanan grizu patlamalarında yüzlerce vatandaşımız sonsuzluğa göçmüştür.

    

Âşık Mahzunî Şerif’in gözüyle madencilerin çileli hayatı...

Zonguldak bir maden ve madenci şehridir. Bu şehir madencilikle ve bu kapsamda ekmeğini yerin yüzlerce metre altından çıkaran madencilerle anılmıştır hep. Âşık Mahzûnî Şerif , “Madenciler adlı şiirinde bakın nasıl anlatmış aydınlık yüzü görmeyen cefakâr madencilerimizi: “Kara kuyular derindir/Burda kalır madenciler/Ücreti bir aferindir/Zehir solur madenciler//Bir de kara yüzleri ak/Yaşamadan hayli uzak/Kömür gibi kadere bak/Bilmem n’olur madenciler//Grizu gelir uykuda/Nice canlar yuta yuta/Biz Cennet’te, o uykuda/Toptan ölür madenciler//Dile kolay kuyu dibi/Salınır gezer sağ gibi/Bin senelik maden gibi/Fosil olur madenciler//Yeryüzünde sevda güzel/Derinlerden selam eder/Bu dünyadan kömür gider/Duman gelir madenciler//Der Mahzunî kuyu dardır/Bize kolay ona zordur/Bir onurlu teri vardır/Bunu bilir madenciler”

Dört mevsim boyunca üzerindeki hâkî yeşil paltosunu hiç çıkarmayan Zonguldak, henüz bozulmamış tabiî güzellikleriyle gözleri kamaştıran ve gönülleri okşayan bir turizm diyarıdır. Karadeniz kıyısı boyunca uzanan bakir koyları ve kumsalları, özellikle yaz aylarında deniz sevenlerin akınına uğramaktadır. Doğuda Sazköy’den, batıda Akçakoca’ya kadar uzanan uzun kıyı şeridinde henüz kirlenmemiş denizin tadını doyasıya çıkarmak mümkündür. Bu bağlamda Filyos, Türkali, Göbü, Kapuz, Değirmenağzı, Ilıksu, Erdemir, Ereğli Belediye, Alaplı Belediye, Askerî Plaj, Kocaman kıyıları göz doldurmakta ve “Mavi Bayrak Projesi” dahilinde izlenmektedir.

Mevcut orman alanları bakımından hayli zengin bir yer olan Zonguldak’ın orman içi dinlenme alanları, şahsına münhasır emsalsiz güzellikleri bünyesinde barındırmaktadır. Halk, oksiyenin bol olduğu bu yerlerde günlük hayatın stresinden kurtulma imkânı bulmaktadır. Bu arada Zonguldak’ın birbirinden güzel doğa harikası mağaralarını da unutmamak lâzım. Bunlar arasında şehir merkezine üç kilometre uzaklıkta yer alan ve toplam uzunluğu beş kilometreye yaklaşan Gökgöl, adı   özellikle zikredilmesi gereken bir mağaradır.  Bu mağarada, boyu beş metreyi geçen sarkıt ve dikitler yer almaktadır. Bir yeraltı gizleri müzesini andıran bu sıradışı görüntüler, mağara meraklılarına doyumsuz anlar yaşatmaya namzettir. Bunun yanında Çayırköy ve Kızılelma Mağaraları da bu alana ilgi duyanların görmesi gereken müstesna yerlerdendir.

Zonguldak, memleketimize çeşitli alanlarda hizmet etmiş ünlüleriyle de meşhurdur. Bunlar arasında eski başbakanlarımızdan Bülent Ecevit’i, hukukçu ve siyaset adamı Mümtaz Soysal’ı, yönetmen Fatih Akın’ı, siyasetçi Veysel Atasoy’u, siyasetçi Köksal Toptan’ı, şarkıcı Barış Akarsu’yu, oyuncu Semih Serezli’yi, futbolcu Ertuğrul Sağlam’ı, futbolcu Ergün Pembe’yi, hakemlerimizden Cem Papila’yı, dünyaca ünlü futbolcu Mesut Özil’i, şarkıcı Murat Boz’u, futbolcu Tümer Metin’i, milli futbolcu Yıldıray Baştürk’ü, sunucu Cenk Koray’ı ve yönetmen Türker İnanoğlu’nu sayabiliriz.

  

Çeliğin ve çileğin kalbi Karadeniz Ereğli’ye yolculuk...

İsmi paylaşılamayandır Ereğli. Biri Konya’da, biri Tekirdağ’da, biri de Zonguldak’ta olmak üzere Türkiye’de üç ayrı Ereğli vardır. Zonguldak’in en önemli ilçesi de hiç şüphesiz ki Ereğli’dir. Rengini yanı başındaki masmavi denizden alan bu güzide ilçe “Karadeniz Ereğli” olarak da anılır.

Karadeniz’in şirin ilçesi Ereğli, antik dönemde Megaralı ve Boiotialı kolonilerce kurulmuştur. Mitolojik kahraman Herkül’ün kurduğuna inanılan Ereğli; Frig, Kimmer, Asur, Med, Roma, Bizans, Ceneviz, Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarına tanıklık etmiştir.

Çileğin ve çeliğin diyarıdır Ereğli. Yöre insanının tabiriyle “Küçük İstanbul” dur burası. Doyumsuz Osmanlı çileği bu şehrin sembollerinden biri olduğu için her yıl adına festivaller düzenlenmektedir. Yöreye özgü Osmanlı çileği, kralların yiyeceği ve içeceği olarak da adlandırılır. Ereğli’de hâlen 500’ü aşkın aile Osmanlı çileği üretiminden geçimini sağlamaktadır.

Tadıyla damaklarda iz bırakan çileğiyle, sanayimizin olmazsa olmazı çeliğiyle, kadim tarihiyle, zengin kültürüyle ve bakir doğasıyla farklı bir konumda olan Karadeniz Ereğli, Batı Karadeniz’in ihracatta parlayan yıldızıdır. Türkiye’nin yassı çelik üreten tek entegre tesisi Erdemir, Ereğli’de bulunmaktadır. Şehir, sanayiye dayalı olarak her geçen gün daha da büyümektedir.

Ereğli ilçesi, önceleri geçimi tarıma ve balıkçılığa dayalı şirin bir sahil kasabasıydı. 1829’da kömürün bulunması ve 1848’de işletilmeye başlanmasıyla yörenin kaderi de değişmiştir.  Karadeniz Ereğli, 1965 yılında hizmete açılan Demir Çelik Fabrikasından sonra bir işçi kenti olmuştur. Ülkemizin tek yassı çelik mamul üretimini yapan Erdemir, ekonomik anlamda şehre hayat katmıştır. Bu devasa tesis, şehrin sosyal ve kültürel yaşantısına da olumlu katkılarda bulunmuştur. Bu çerçevede şehir büyük göçler almıştır. İlçenin yoğun nüfusü, bu fabrikalarda çalışan işçilerden kaynaklanmaktadır. Öte yandan şehirde kapsamlı ve modern bir liman da mevcuttur. Yine burada kurulan tersanelerde gemiler yapılarak ülke ekonomisine katkıda bulunulmaktadır. Öte yandan Ereğli’nin hafızalardan silinmeyen elpek bezi şehrin yöresel özelliklerini de yansıtan özgün bir el sanatıdır. Fakat Türkiye’de gelişen tekstil teknolojisi ve ürünleriyle rekabet edemeyen elpek bezi, tarih sayfaları arasında kaybolmaya yüz tutmuştur. Fakat az da olsa, hâlâ üretimi yapılmaktadır.

Osmanlı döneminde kurulan Orhanlar ve Süleymanlar, ilçenin en eski ve köklü mahalleleridir. Ereğli’den söz açıp da fetih çınarlarını anmamak olmaz. Rivayetlere göre bu sekiz çınar İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in fermanıyla dikilmiştir. 550 yaşında olduğu tahmin edilen ve şehrin sembollerinden olan bu çınarlar günümüzde koruma altına alınmıştır.

Karadeniz Ereğli, öncelikle sanayi bakımından dikkat çekse de, turizm açısından da dikkate değer bir yerdir.  Karadeniz’in yanı başında, maviyle yeşilin buluştuğu noktada bulunan bu güzel ilçe, turistlerin de sıkça ziyaret ettiği yerlerdendir. Yunan mitolojisinin en çarpıcı öykülerinden olan Herkül’ün(Herakles) Cehennemin kapısını bekleyen üç başlı canavar köpek Kerberos’u yakalaması öyküsü de Ereğli’de geçmektedir. Yunan mitolojisine göre Cehennemağzı, Karadeniz Ereğli’dedir. Anadolu uygarlıklarının kesişme noktasında yer alan yörede gezilip görülmesi gereken yerler kapsamında özellikle Cehennemağzı Mağaraları görülmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.

Devrek deyince baston gelir akıllara

Zonguldak’ın yedi ilçesi arasında en çok bilinenlerden biri de Devrek’tir. Bu ilçeyi diğerlerinden farklı ve akılda tutulur kılan buradaki maharetli ustaların yapmış olduğu birbirinden güzel bastonlardır. Zira Devrek deyince baston gelir akıllara. Devrekli ustaların bir aylık emekleri sonucu ortaya çıkan Cumhuriyet Meydanı’ndaki dev baston heykeli bunun somutlaşmış hâlidir.

Zonguldak’ın şirin ilçelerinden biri olan Devrek’te baston, yaşlıların bir dayanağı olmaktan çıkıp adeta bir sanat eserine evrilmiştir. Burada mahir eller, bastona harikulâde desenler vererek onu bir sanat şaheserine dönüştürmektedir. Kızılcık dalı bastona dönüşene kadar birçok aşamadan geçmektedir. Devrek’te kızılcık ağacından yapılan bu bastonlar, tabir caizse ömürlüktür. Söz konusu bastonlar el yapımı olduğu için bire bir birbirine benzemezler. Şehirde bu işi yapanların bir arada bulunduğu ve bastonlarını sergilediği Bastoncular Çarşısı görülmeye değerdir.  Bastonların ve yöre kültürünün tanıtılması için her yıl Devrek Baston Festivali düzenlenmektedir.

Yüz karası değil, kömür karası/Böyle kazanılır ekmek parası

Zonguldak; alnı ak, yüzü karalı bir işçi selâmıdır. Ciğerlerde kömür tozudur. Grizudur, göçüktür; bir ölüm yalnızlığıdır. Geride kalanlar için terk edişin derin ıstırabıdır. Vardiya dönüşlerini hasretle bekleyiştir. Onulmaz yaraların kabuklaşmış hâlidir. Katran karası gecelerin uzak sabahıdır. Yüzlerde donup kalan kadim bir tebessümdür; ağıtlara yakın durandır. Hasretin hasat mevsimidir. “Sabret gönül bu hasretlik gün olur biter” türküsünün kavuştağıdır. Cumhuriyetin bakiyesidir. Denizin yanı başında denizi özlemektir. Söze noktayı Orhan Veli’nin şu dizeleriyle koymak istiyorum: “Güneşli bir günde/Masmavi göreceğiz Karadeniz’i/Balkaya’dan Kapuz’a kadar/Karış karış biliriz bu şehri;/EKİ’nin çiçekli bahçeleri,/Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla;/Paydos saatlerinde yollara dökülen,/Soluk benizli insanlarıyla./Siyah akar Zonguldak’ın deresi/Yüz karası değil, kömür karası/Böyle kazanılır ekmek parası...